Ruhun Anladığı Dil 5















*

on gündür kayıp olan dağcı eren kurtuluş’u arama kurtarma çalışmalarında tüm umutlar tükendi.. günlerdir onun yüksek ve tehlikeli kayalıklarda kaybolmasını magazine çevirerek reyting patlaması yaşayan televizyon kanalları da yeniden gündelik yayınlarına döndüler.
.

yeni gündem, oğlu tarafından içki parası için dokuz yerinden bıçaklanan zavallı işçi emeklisi cemil söylenmez’in ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede geçirdiği son günlerinde oğlu fatih’i affedip affetmeyeceği..

bunun için her kanal kendi anketini yapmaya başladı.. kimi televizyon kanallarında halkın büyük çoğunluğu cemil söylenmez’in oğlunu affetmesini isterken, bazı kanallarda ise affetmemesini isteyenler çoğunluktaydı..

birkaç uyanık şovenist ruhlu haberci kendi kanallarında oğul söylenmez için açılan anketlerde onu kahraman ilan etmiş, böylece halkın tepkisini çekerek izlenme rekorları kırmaya başlamıştı..

- fatih söylenmez neden babasını bıçakladı ?

- bir evlada bunu yaptıran ne olabilir ?

- asıl suçlu onu alkolik yapıp işsiz bırakan toplum değil mi?


anketin bu son sorusuna halk; bakkalıyla, işçisiyle, işsiziyle, emeklisiyle, memuruyla, genciyle ve yaşlısıyla canlı yayınlara telefonla bağlanarak kendilerine yöneltilen suçlamayı canı gönülden kabul etmiş, ve fatih söylenmez’i bağrına basmıştı..

suçlu biri varsa o da toplumun ta kendisiydi..

yoksul bir ailenin beş çocuğundan en büyüğü olan fatih, daha önce de gasp, hırsızlık, zorla alıkoyma suçlarından defalarca cezaevine girip çıkmıştı.. işte bu son gelişmelerde başka bir kanalın son dakika bomba haberi olarak gündeme düşüvermişti..

dini yayın yapan bir kanal haber programlarında ilahiyatçılarıyla konunun ahlaki ve sosyal boyutunu konuşuyor, futboldan başka malzemesi olmayan bir spor kanalında ise, emekli hakemler ve sakatlıktan malulen futbolu bırakmış birkaç eski futbolcu, fatih ve zavallı babasının durumunu tartışıyor, kavga ediyordu..


sonunda,

cemil söylenmez’in dudağı kıpırdadı..

su istedi..

kameralar, suyu getirmek için koridora fırlayan seksi ve de güzel hemşireyi arkadan ağır çekim takibe aldılar..

hemşire koridorda koşarken özenle topladığı altın sarısı saçları çözülüp dağıldı.. başından bonesi düştü..

eğilip bonesini alırken fazlasıyla olgunlaşmış iri memeleri önüne yığılıp üç düğmesi açık olan beyaz önlüğün sonuncu düğmesinide sıkıştırmaya başladı..

yakın çekime devam eden kameralara flaşlar eşlik etti..


hemşire utanmış beyaz yüzü kıpkırmızı olmuştu.. yine de kameraların içine bakarak gülümsemeyi ihmal etmedi..

bir hafta sonra bir diziden gelen teklife evet diyecek, programlara paralı konuk olarak katılacak ve canlı yayınlarda kendisine aşkı ilanlar edilecekti..

fakat bunları haber yapmanın şimdilik sırası değil..


elinde su dolu bardakla kameraların önünden arz-ı endam ederek hastanın odasına girdi ve cemil söylenmez’e can suyunu elleriyle içirdi..

başhekim hastanenin kısa bir tanıtımını yaptıktan sonra, çok fazla kan kaybetmesine, iç organlarının ağır hasar görmesine rağmen cemil söylenmez’in bir imkansızı başararak hayati tehlikeyi atlattığı müjdesini verdi..

geriye sadece tek sorun kalmıştı..

ülkenin en yüksek tirajlı gazetesinin başyazarı arif mercan, mikrofonu bir gülü koklar gibi dudaklarına yaklaştırdı, boynunu sağa doğru hafifçe eğip ahenkli bir ses tonuyla tarihi sorusunu sordu;

- cemil Bey.. oğlunuzu bu güzel halkımızın hatırına affeder misiniz ?

sonra da demir topuzunu yaralı düşmanının kafasına nazikçe indiren saygın bir şövalye edasıyla, mikrofonu hastanın bıçak darbeleriyle yarılmış yanağına yaklaştırdı ;

- o.. o benim oğlum.. canım.. affettim.. allahta onu affetsin..

flaşlar yeniden patlarken, başhekim ve hastane çalışanları, henüz keşfedilmiş sarışın seksi hemşire ve diğer yataklarda yatmakta olan hastalar; gazeteci yazar arif mercan'ı baba oğlu barıştırmak için gösterdiği bu üstün çabalarından dolayı kutluyor, alkışlıyor, sırtını sıvazlıyorlardı..


sıkılıp kanalı değiştirdim..

yerel bir kanalda halk oyunları ekibi salonda davul zurna eşliğinde halay çekiyordu.. ekibin başında göbekli bir adam elini kaldırıp beyaz mendilini havada savururken, kızlar zılgıt çekiyor, oğlanlar tey tey sesleriyle küçük salonu inletiyordu.. davulcu kendinden geçmiş bir halde davulunu tokmaklayarak kendi etrafında dönüyor, arada bir de zıplıyordu..

oldukça eğlenceliydi..

o sırada hızla kayarak ilerleyen küçük alt yazıda; sıradaki türküyü biricik sevgilisi türkan'a armağan eden bayburtlu halil'in isteğinin hemen ardından, dağcı eren kurtuluş’un cesedinin köylüler tarafından sıkışıp kaldığı yarıktan kurtarıldığı haberi geçiyordu..


sonra da televizyonu kapattım..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta