Günah

*
ömrümün son adımlarını atıyor gibiyim..
sanki herbir adımım; fütursuzca tükettiğim onlarca yılı ciğerlerimden, gözlerimin önünden alıp götürüyormuş gibi, sırtına tonlarca ağırlık yüklenmiş ihtiyar ve topal bir kaplumbağanın isteksiz ama mecbur kaldığı zahmetli yürüyüşüne denk, sayarak, sürüyerek, sürükleyerek beni, hayatımın en ağır ve kasvetli adımlarını saymaktayım geriye doğru, giderek yaklaştığım adı ölüm olan ömrümün o son kertesindeki dehşetli uçuruma..
asırlardır çürümeye devam eden gotik desenlerle işlemeli ahşabın kesif ve küflü kokusu genzimi her zamankinden daha fazla yakıyor, ve belki de yıllardır keselerimde biriken gözyaşlarım torbalarını delmeye yetecek miktarda asit salgılıyordu..
kapının önüne geldiğimde reçineli asit kokusu, karınca sürülerinin tek sıra halinde yuvalarına girişi gibi, burun deliklerimden içeri girip beynimi de kemirmeye, adeta eritmeye başlamıştı.. başım dönüyor, kulaklarım uğulduyor, göğüs kafesim giderek daha çok daralıyor ve beni sıkıştırıyordu..
yine de yaşadığım şu ruhsal ızdırabın yanında, bu nedir ki..?
havada asılı duran bir tüye nefesimle yön vermem gibi, alevi cılız gaz lambasına üflemem gibi bir şey..
püfff.. geçip gitti işte..
sönüp bitti..
ya içimdeki ateş.. nasıl sönecek, bu yangın nasıl dinecek de ben felaha ereceğim..
affeder misin beni yüce tanrım..?
*
istavrozumu son kez çıkardıktan sonra, mandalı yavaşça kaldırıp kapıyı araladığımda daha fazla direnemedim kesif kokuya, salıverdim gözyaşlarımı uzun yıllar sıkışıp kaldıkları keselerinden..
son adımımı da atıp içeri, karanlık hücreme hapsettim kendimi..
kapıyı sürgüleyip ellerini paraya değil, mağfirete açmış habeşli dilenci gibi kara örtünün kenarına iki büklüm çöküverdim..
koynumdan nasıralı isanın elem içindeki yüzünü çıkarıp ellerimin arasına aldım, tıpkı annemin hastalıklı ve zayıf ellerini son defa sıkıca kavradığım gibi, ve son öpüşüm gibi o temiz pak elleri,
usulca öptüm..
gözlerimi kapatıp son duasını yapan bir idam mahkumunun dualarını sayıklamaya başladım..
örtünün diğer tarafındaki bölmenin kapısı açıldı, tok birkaç adım sesi ve hafif bir esinti girdi içeri, yüzümü birazcık olsun serinletti..
ve yavaşça kapandı..
peder yerini aldı..
*
otuz yıl boyunca hizmetlisi olduğum kilisede, bu örtünün diğer tarafında oturan ben olmuştum, binlerce günahkârı dinleyip onları teselli etmiştim.. şimdi ise en büyük günahkâr olarak kendim için yer değiştirip, örtünün diğer tarafına geçmiştim.. dayanılmaz bir acı çekiyordum, yüzüm, tanrının oğlu gibi acıyla kavruluyor, pişiyordu.. elbette farklı nedenlerimiz vardı.. fakat onun kadar katlanamıyordum bunlara, bu ölüm sessizliğine..
günahlarımdan arınamıyordum..
hoş ve perdeli ses tonuyla söylemeye alışık olduğum sözleri mırıldanarak bu kasvetli sessizliği ilk bozan peder oldu ;
- tanrı hepimizi bağışlasın..
- amin..
- sizi dinliyorum evladım.
- kilisede tanrının bu kutsal evinde çok büyük günahlar işledim peder.. buraya günah çıkarmaya gelen yüzlerce kadını bu karanlık odada baştan çıkarıp defalarca kez onlarla birlikte oldum..
- …?
*
uzatmadan, utanmadan bir çırpıda, bir nefeste söylemiştim.. aksi halde zavallı kalbim daracık kafesinde daha fazla dayanamaz, cümlelerin sonu gelmeden, daha günah bile çıkaramadan beni yarı yolda bırakabilirdi.. biliyordum, zordu günah çıkarmak.. içine hapsolmuş karanlık yüzünü, kara bir örtüyle gizlemişken onu dillendirmek,
itiraf etmek ne zordur..
yüzlerini hiç görmediğim insanların o hüzünlü, ağlak seslerini dinler, onları teskin eder ve sonra da bağışlanmaları için tanrıya dualar ederdim..
günahın türüne göre bazı zamanlar benimle, günahkâr kulun arasında bu örtü kalın bir duvar gibi durur,
bazen de hiç örtü olmazdı..
*
işte o örtünün olmadığı zamanlarda yaşadığım zevk sarsıntılarının bedelini ödemek için buradayım.. vicdanım çökmüş, ruhum kararmış bir halde.. kendimi bir arabanın çarpıp da yol ortasına fırlattığı bir köpek leşi gibi hissediyordum.. yaşadığım her zina, - üstelik burada, bu kutsal örtünün ve haçın hemen önünde, kutsal ruhun önünde günahları nedeniyle vicdan azabı çeken ve günahlarından arınmak için bana gelen o zavallı kadınlarla yaşıyordum bunu- üzerimden bir araba gibi defalarca kez ezerek geçiyor ve beni asfaltın cehennem sıcağı ziftine daha çok yapıştırıyordu.. giderek asfaltın kirli, kara rengini ve şeklini almıştım.. günahkar kadınların ruhlarını çekip kendi ruhuma katmış, günahın karanlık asfaltına karışmıştım..
çizgimi kaybetmiştim.. arsızlık ruhumu öylesine ele geçirmişti ki bölmenin diğer tarafında yalvaran, ağlayan günahkar bir kadının sesini duymak dahi beni tahrik etmeye yetiyordu.. zaten sesimde kadınları büyüleyen bir şey vardı.. sadece kadınları mı.. erkekleri ve her iki türün yaşlılarının bile aklına türlü türlü şeyler getirmeye yetecek kadar hoş olan bir ses tonuydu bu..
onların en zavallı ve savunmasız anlarından faydalanıyor, ve bunu yaparken birçok kereler cübbemi dahi çıkarmıyordum..
hemen şu anda aklımdan bir türlü çıkmayan ilk ve en büyük günahlarımdan birisi ; bir kadın silüeti beliriyor gözlerimin önünde.. sesi sıkıntılı ve derinden geliyor, ama o incecik örtüyü delip geçemiyor.. bu yüzden daha çok yaklaşıyorum örtüye, kulağımı dayayıp sesindeki titremeyi dinliyorum;
- ben.. çok büyük bir günahkârım peder..
ve başlıyor bana günahlarını anlatmaya..
kocasını, ilk aldatışını, ikincisini.. sonrasını, ve diğerlerini.. anlattıkça içi boşalıyor, sesindeki titreme gözyaşlarıyla sulanarak çağlıyor, kara örtü ıslanıyordu..
yüzünün kalıbı beliriyor örtüde.. ellerimle sıcak ve baştan çıkarıcı bu yumuşak kalıba dokunuyorum.. o anda sakin bir çılgınlık derinlerimden fokurdayarak yüzüme terini bulaştırıyor ve ben örtüyü kaldırıyorum.. kalbimi titreten iri, kapkara gözlere bakarak buğulu ve tok bir sesle, tanrının ne kadar affedici, bağışlayıcı olduğunu söylüyor, acının, ızdırabın o kederli yüzüne yayılmış ıslaklığını ellerimle siliyorum..
terli ensesinden öpüyorum fısıldarken kulağına;
- ne kadar da masumsun şimdi.. bir bebek gibi.. günahsız bir melek gibi..
- oh.. peder..
kapıyı sürgüleyip yanına oturuyorum, ortak oluyorum günahlarına..
küçük kapalı bir kutunun içinde, kaynar su yemiş kabaran çıplak tenlerimiz yapışıyor birbirine, yanan gözeneklerimiz sıcak, tuzlu sularla doluyor..
o siyah örtünün altında birlikte günah çıkarıyoruz defalarca..
*
- bunu nasıl yaparsınız…üstelik siz de bir rahipsiniz..
pederin biraz şaşkınca ve daha çok öfkeli ses tonuyla uyanıyorum geçmişimden, geçmeyen günahımdan..
binlerce kez duymaya alışık olduğum sözleri şimdi ben fısıldıyorum örtüye;
- ben.. çok büyük bir günahkârım peder..
marcel - ten ways of return
**
y.a
Yorumlar
oysa birçok şey çocuklukta ekilir insan dimagına..büyürken örtülenir, durunca da sergilenir pazarımıza.. ne yöne dönseniz önünüze gelir
sanki gözünüze yapıştırmışlardır da resmi,mecburen bakıyorsunuzdur gayr-i ihtiyari..
ve aslında insan hiç büyümez biliyor munuz?
her yaşlı ölen, çocuk ölür!