Bıçak Yarası 3
*
otobüs durağında soğuktan büzülmüş halde otobüs bekleyen üç kişiden biriydi serhat.. aklında zümranın sözleriyle yarım saattir duraktaydı.. sakın! diyordu zümra.. sakın anlatma.. beni sevmiyor musun yoksa!
herşeyden çok seviyordu tabii.. öyle olmasa bir aydır kapalı kaldığı kışladan bir günlük çarşı iznini kullandığında koşa koşa şehrin diğer ucunda, erkiletin eteklerine kurulmuş bu huzurevine gelir miydi ?
zümrayı mutlu ettiğini biliyordu ama bunun yeterli olmadığını düşünüyordu.. birşeyler yapmak istiyordu.. askerliğini yaptığı bu şehirde zümranın babası erdal beyin izine rastlamak bir tesadüf olamazdı ve üstüne gitmeliydi..
bu yüzden her çarşı izninde soluğu burada almaya başladı..
ziyaretlerinde oradaki yaşlılarla iyice samimi olmuştu.. onlarca dedesi ve ninesiyle burada sohbet ediyor, şakalaşıyordu.. sekseniki yaşındaki Necmi dede serhatı daha kapıda gördüğünde sevinçten çocuklar gibi oynamaya başlıyordu..
hepsi de sevimli, yüzleri buruşuk şirin çocuklardı..
serhat etrafına bakınıyor fakat bir türlü erdal beyi göremiyordu.. dikkat çekmesin diye ne oradaki yaşlılara ne de görevlilere soramıyordu..
sonunda, bir önceki çarşı izninde, buraya son gelişinde onu gördü..
elindeki resime ve erdal beye uzun uzun baktı.. resimdeki kişi komando er erdal güçlü.. tipik bir asker resmiydi işte.. hepsi birbirine benziyordu.. tıpkı kendisi gibi.. bu sadece siyah beyaz bir resimdi o kadar..
ama bu renksiz resimde bile erdal amcanın koyu yeşil gözleri kendini belli ediyordu.. şimdiki erdal güçlü ise gücü tükenmiş, saçları şakaklarından itibaren her yere yayılan kırlarla dolmuş, yemyeşil gözleri solmuştu.. alın çizgileri sıra halinde bıçak izi gibi uzanıyordu, derin ve belirgindi..
resimdeki komando er ve huzurevindeki erdal güçlü birbirinden o kadar farklıydılar ki onu kendisine çay getirirken gördüğü ilk seferde tanıyamamıştı.. resime bir kez daha baktı..
yıllar yeni izlere gebeydi hayatımızda, varolan izleri de gizlemiyordu..
sol yanağın elmacık kemiğinden çenesinin altına kadar inen derin bir iz, hem resimdeki komando erde hem de şu an karşısında ona çayı uzatmış olan yaşlı erdal güçlüde kendini ele veriyordu..
*
- fazla biletin var mı yeğenim..
kafasını ellerinin arasına aldığı resimden kaldırıp sesin sahibine baktı.. şaşkındı..
- var amca..
- sağolasın.. buyur.. dedi ve parayı uzattı..
- estağfurullah amca.. önemli değil, lafı mı olur..
- allah razı olsun..
resimdeki adam yanı başındaki koltuğa oturmuş ondan bilet istiyordu şimdi..
zümranın telefondaki sözleri, kendisinin her çarşı iznini asker arkadaşlarından ayrı olarak bir huzurevinde ne için geçirdiği.. birçok şey bir anda birkaç dakika içinde aklından geçmeye başladı serhatın ;
"hayatta olduğunu bilmem bile yeter"
hepsi bunun için miydi ? hayır zümra daha fazlasına hakkın var.. buna babanın da hakkı var.. dedi içinden..
- buyurun biletiniz erdal amca..
ve bir anda otuz beş yıl öncesine götürecek olan siyah beyaz resimle birlikte kendisine uzatılan otobüs biletini aldı erdal güçlü.. bilet elinden düştü, resime daldı..
**
y.a
otobüs durağında soğuktan büzülmüş halde otobüs bekleyen üç kişiden biriydi serhat.. aklında zümranın sözleriyle yarım saattir duraktaydı.. sakın! diyordu zümra.. sakın anlatma.. beni sevmiyor musun yoksa!
herşeyden çok seviyordu tabii.. öyle olmasa bir aydır kapalı kaldığı kışladan bir günlük çarşı iznini kullandığında koşa koşa şehrin diğer ucunda, erkiletin eteklerine kurulmuş bu huzurevine gelir miydi ?
zümrayı mutlu ettiğini biliyordu ama bunun yeterli olmadığını düşünüyordu.. birşeyler yapmak istiyordu.. askerliğini yaptığı bu şehirde zümranın babası erdal beyin izine rastlamak bir tesadüf olamazdı ve üstüne gitmeliydi..
bu yüzden her çarşı izninde soluğu burada almaya başladı..
ziyaretlerinde oradaki yaşlılarla iyice samimi olmuştu.. onlarca dedesi ve ninesiyle burada sohbet ediyor, şakalaşıyordu.. sekseniki yaşındaki Necmi dede serhatı daha kapıda gördüğünde sevinçten çocuklar gibi oynamaya başlıyordu..
hepsi de sevimli, yüzleri buruşuk şirin çocuklardı..
serhat etrafına bakınıyor fakat bir türlü erdal beyi göremiyordu.. dikkat çekmesin diye ne oradaki yaşlılara ne de görevlilere soramıyordu..
sonunda, bir önceki çarşı izninde, buraya son gelişinde onu gördü..
elindeki resime ve erdal beye uzun uzun baktı.. resimdeki kişi komando er erdal güçlü.. tipik bir asker resmiydi işte.. hepsi birbirine benziyordu.. tıpkı kendisi gibi.. bu sadece siyah beyaz bir resimdi o kadar..
ama bu renksiz resimde bile erdal amcanın koyu yeşil gözleri kendini belli ediyordu.. şimdiki erdal güçlü ise gücü tükenmiş, saçları şakaklarından itibaren her yere yayılan kırlarla dolmuş, yemyeşil gözleri solmuştu.. alın çizgileri sıra halinde bıçak izi gibi uzanıyordu, derin ve belirgindi..
resimdeki komando er ve huzurevindeki erdal güçlü birbirinden o kadar farklıydılar ki onu kendisine çay getirirken gördüğü ilk seferde tanıyamamıştı.. resime bir kez daha baktı..
yıllar yeni izlere gebeydi hayatımızda, varolan izleri de gizlemiyordu..
sol yanağın elmacık kemiğinden çenesinin altına kadar inen derin bir iz, hem resimdeki komando erde hem de şu an karşısında ona çayı uzatmış olan yaşlı erdal güçlüde kendini ele veriyordu..
*
- fazla biletin var mı yeğenim..
kafasını ellerinin arasına aldığı resimden kaldırıp sesin sahibine baktı.. şaşkındı..
- var amca..
- sağolasın.. buyur.. dedi ve parayı uzattı..
- estağfurullah amca.. önemli değil, lafı mı olur..
- allah razı olsun..
resimdeki adam yanı başındaki koltuğa oturmuş ondan bilet istiyordu şimdi..
zümranın telefondaki sözleri, kendisinin her çarşı iznini asker arkadaşlarından ayrı olarak bir huzurevinde ne için geçirdiği.. birçok şey bir anda birkaç dakika içinde aklından geçmeye başladı serhatın ;
"hayatta olduğunu bilmem bile yeter"
hepsi bunun için miydi ? hayır zümra daha fazlasına hakkın var.. buna babanın da hakkı var.. dedi içinden..
- buyurun biletiniz erdal amca..
ve bir anda otuz beş yıl öncesine götürecek olan siyah beyaz resimle birlikte kendisine uzatılan otobüs biletini aldı erdal güçlü.. bilet elinden düştü, resime daldı..
**
y.a
Yorumlar