Papirüs
*
önce zamk-ı arabi soğuk suda eritilir.. boza kıvamına gelince süzülür.. sonra mermer havan içine bir ölçü is, dört ölçü zamk-ı arabi konur ve is zamk-ı arabi içinde iyice birbirine karışıncaya kadar yavaş yavaş tokmakla havanda dövülür..
dövülme işlemine az su ilavesiyle devam edilir.. mürekkebin tam kıvamında olması için eskiler, "seksen bin tokmak vurmak gerekir" demişlerdir.. böylece yapılan mürekkep, çuha veya keçeden yapılmış mibzeleden süzülür; on misli sulandırılarak kullanılır..
kaynak : muhittin serin, hat sanatımız / kalem güzeli
**
şair, damıtılmış mürekkebe batırır kartal tüyünü
elinde, nilin yatağından çekip alınmış
bir parça papirüs yaprağı,
onun üç günlük erzağı..
ona sahip olmak için aç kalır günlerce
geri dönüşü yok, bilir..
bu yüzden özenle seçer kelimeleri
duyguları dikkatlice okur gönülden
kartal, sunmuştur kanatlarını
papirüs, yaprağını
yazar ağır ağır
bu bazen günlerini alır,
bazen ömrünü..
dağılmasın diye, geçemez üzerinden
ve silemez..
silse de izi kalır bir öncekilerden..
*
şimdi ben, bu yazıyı yazarken onlarca kez geri dönüp yazdıklarımı sildim,
sonra yeniden yazdım, tekrar sildim, bazılarını düzelttim.. bazılarını da düzelttiğimi sandım..
görmesen de şu an, tam üç satır yok ettim
iz bırakmadan..
teknoloji, tüm cömertliğiyle bana rahatlığı sunarken
üç satırdan çok daha fazlası bu satırla birlikte silinmeyi hak ediyor..
bir papirüste silinmiş iz olarak kalmaya değer dizelerim bile yok..
ama biliyorum ki;
kıymeti kelimelerin,
dilimin ucunda her daim..
ruhun süzgecinden geçip
katranlı bir mürekkep gibi
damıtılır beynimin kaynayan kıvrımlarında duygularım..
buhar olup göz bebeğime buğusunu bırakır
uzanıp orayı okumalı
sonra yazmalı..
*
önce icat edilip sonra da yok edilmişse papirüs yaprağı
gökyüzümde kartalım yoksa artık
başımı öne eğmenin zamanı
buhar olmasın diye duygularım
dilimin ucuna hakim olmalı..
buraya düşenlerse,
tutunamayanlar..
**
y.a
önce zamk-ı arabi soğuk suda eritilir.. boza kıvamına gelince süzülür.. sonra mermer havan içine bir ölçü is, dört ölçü zamk-ı arabi konur ve is zamk-ı arabi içinde iyice birbirine karışıncaya kadar yavaş yavaş tokmakla havanda dövülür..
dövülme işlemine az su ilavesiyle devam edilir.. mürekkebin tam kıvamında olması için eskiler, "seksen bin tokmak vurmak gerekir" demişlerdir.. böylece yapılan mürekkep, çuha veya keçeden yapılmış mibzeleden süzülür; on misli sulandırılarak kullanılır..
kaynak : muhittin serin, hat sanatımız / kalem güzeli
**
şair, damıtılmış mürekkebe batırır kartal tüyünü
elinde, nilin yatağından çekip alınmış
bir parça papirüs yaprağı,
onun üç günlük erzağı..
ona sahip olmak için aç kalır günlerce
geri dönüşü yok, bilir..
bu yüzden özenle seçer kelimeleri
duyguları dikkatlice okur gönülden
kartal, sunmuştur kanatlarını
papirüs, yaprağını
yazar ağır ağır
bu bazen günlerini alır,
bazen ömrünü..
dağılmasın diye, geçemez üzerinden
ve silemez..
silse de izi kalır bir öncekilerden..
*
şimdi ben, bu yazıyı yazarken onlarca kez geri dönüp yazdıklarımı sildim,
sonra yeniden yazdım, tekrar sildim, bazılarını düzelttim.. bazılarını da düzelttiğimi sandım..
görmesen de şu an, tam üç satır yok ettim
iz bırakmadan..
teknoloji, tüm cömertliğiyle bana rahatlığı sunarken
üç satırdan çok daha fazlası bu satırla birlikte silinmeyi hak ediyor..
bir papirüste silinmiş iz olarak kalmaya değer dizelerim bile yok..
ama biliyorum ki;
kıymeti kelimelerin,
dilimin ucunda her daim..
ruhun süzgecinden geçip
katranlı bir mürekkep gibi
damıtılır beynimin kaynayan kıvrımlarında duygularım..
buhar olup göz bebeğime buğusunu bırakır
uzanıp orayı okumalı
sonra yazmalı..
*
önce icat edilip sonra da yok edilmişse papirüs yaprağı
gökyüzümde kartalım yoksa artık
başımı öne eğmenin zamanı
buhar olmasın diye duygularım
dilimin ucuna hakim olmalı..
buraya düşenlerse,
tutunamayanlar..
**
y.a
Yorumlar