Ruhun Anladığı Dil 3

*

- gel yine gel.. tövbeni yüzbin kere bozmuş olsan da gel..


- ben de yüzbininci kez öyle yaptım.
.

*


mekik, birinci katmanı sonsuzluk olan uzayda yolculuğuna ışık hızıyla üç yıldır devam ediyor..

daha önümüzde altı katman var, bu hızla hiçbir yere varamayız.. bu yüzden on yıldır üzerinde çalıştığımız yeni bir teknolojiyi ilk kez kullanmaya karar verdik..

yeni teknolojiyle kozmik termal taramalar yapıyoruz.. çıkardığımız haritalarda, uzayda onaltı milyon ışık yılı boyunca ince fakat kesintisiz bir şerit halinde uzayan, kıvrılan, bükülen değişik renklerde tozlar olduğunu fark ettik..

önceden bunların ölü yıldızlardan geriye kalan küller, ya da meteor izleri olduğunu düşünüyorduk.. fakat yıllar süren araştırmalarda, şerit halinde uzayan tozların hiçbir şekilde kaybolmadığını, hatta yer ve renk değiştirmediklerini gördük..

insansız uydularla yaptığımız denemelerde bu toz gruplarının şerit halinde uzayan tüneller olduğunu anladık..

emin olduğumuz tek şey ise;

uydularımızın bu tünellere girdiğinde ulaştığı hız, şu an sahip olduğumuz teknolojiyle ulaştığımız ışık hızından en az on milyon kat daha fazla..

- düşünebiliyor musunuz ? bu inanılmaz bir hız..

- hımm.. kesinlikle baş döndürücü..

- böylesine önemli bir deneyde sizin gibi saygıdeğer bir yazarın gönüllü olması tüm medeniyetler adına çok önemli..


ve daha bir çok şeyi sıralayıp durdu profesör.. sıcak iltifatlar.. hiç duymadığım güzel şeyler söyledi hakkımda.. bulutların üstünde, uzayda gibiydim sanki..

çok heyecanlıydı.. gözlerinden yaşlar akıyor, bu yüzden sık sık gözlüklerini çıkarıp mendiliyle kuruluyordu..

sağımda ve solumda iki bilim adamı daha oturmuş ellerini omuzlarıma atmışlar, sırtımı sıvazlayıp duruyorlardı..

anlayacağınız fena mayışmıştım..

hep birlikte gülerek pozlar veriyorduk..

flaşlar patlıyor, gazeteciler konuşmaları kayda alıyordu..

televizyonlar bu anı canlı olarak yayınlıyordu..

on gün süren kontroller ve hazırlıklar sonucu mekikteydim..

- yolculuğunuz boyunca hiçbir şey yapmıyorsunuz, herşey merkez üssünden uzaktan kontrol ediliyor olacak.. sadece kalkış için geri sayım bittiğinde şu kırmızı büyük düğmeye basacaksınız.. hepsi bu!

bu güzel.. düğmeler, ışıklı göstergeler ve ekranlar zaten beni hep kasardı.. bilim kurgu izlemeyi bırakın, oyunlarını bile oynayamazdım.. o kadar beceriksiz ve bir o kadar da isteksizdim..

evimde bir kumandayı bile kullanmaktan acizim ben..

ama işte..

yani, bir şeyi çok istediğiniz zaman yapabilirsiniz..

nasıl desem..

aslında bu benim aç gözlülüğüm..

itiraf etmeliyim..

" neden şimdi itiraf ediyorsun arif ? daha önce yaptıklarından farklı olan nedir ? " (iç ses)

- hesaplarımıza göre yolculuğunuz bir saat sürecek.. uzay sonsuzluğunun en uç katmanındaki ölü yıldıza ulaşmanız ve dönüşünüz sadece bir saat..

- bu harika! dizilerimi kaçırmak istemiyorum..

gülüştük hep birlikte..

hah hah hah..

ama espiriden çok kayda alınışım, parlayan flaşlar, ve kameraların önünde oluşumuz sebep oldu buna..

aklınızda bulunsun, gülümsediğiniz zaman flaşlar gözünüzü almaz..

ünlü gazeteci yazar arif mercan, tüm yüzyılların en heyecanlı deneyinde ve son yolculuğunda bile soğukkanlılığını yitirmeden, gülümseyerek halkını selamlıyor..

“halkım benim.. “ (arifin iç sesi)

hiç uslanmayacaksın değil mi arif ? (iç ses)

bu şöhret hırsın, uzayın sonsuz katmanından bile büyük..

az kalsın bir tımarhanede ömrünü tamamlayacaktın bu yüzden..

az kalsın kaçık bir bilim adamının ölümcül hastanesinde yitip gidecektin..

tüm bunlar ne içindi ?

çok para kazanmak, servet sahibi olmak mı ?

hayır arif.. senin derdin şöhretin tanrısı olmak.. yaptığın tüm çılgınlıklar bunun için..

ne demişlerdi;

- bu benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım.. (n. armstrong)


arif aklını okuyorum senin aklını.. (iç ses devamla..)

- bu benim için büyük bir adım sefil dünyalılar.. (arifin iç sesi)

magazin haberlerinden, ana haberlere, oradan çok daha
büyük kitlelere ulaştın.. seni tanımayan kalmadı..

şimdi de kainat mı tanıyacak?

hadi arif mercan !

bas şu düğmeye de kurtulayım senden..


geri sayım başladı,

ondan
dokuza doğru

dokuzdan
sekize,

sekizden
yediye,

üçten
ikiye

ikiden
bire

ve
birden bire
bir şey oldu..

düğmeye basmadı..


düşündü ki;

tam da dünyanın gözü bu geri sayımdayken,

milyarlar onun düğmeye basmasını beklerken, basmasa ne olur..

işte bu.. daha büyük bir olaydı..

*

gözlerimi kapatıp sayısı artan flaşları, davet edileceğim o büyük reyting programlarını düşündüm..

ve giderek şişen banka hesaplarımı..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta