Bıçak Yarası 2

*

- alo..
- meryem teyze..?
- benim.. siz kimsiniz ?
- serhat ben.. rahatsız ettiğim için bağışlayın.. sakıncası yoksa kızınızla görüşebilir miyim ?

meryem hanım duraksadı.. aslında bu, kızı gibi kendisinin de beklediği bir telefondu ve sesini duyamam korkusuyla elektrikli süpürgeyi çalıştırmaya korkuyordu..

- ah! bir dakika lütfen.. hemen çağırıyorum.. !

ahizeyi sehpanın üzerine bıraktı ve koşarak kızının odasına geldi.. kapıyı vurmadan hızla içeri girdi.. bu ani dalış, zümranın yattığı yerden fırlayıp kendisini yatakla pencere arasında kalan boşluğa atmasına neden oldu..

mektubu ve içinden çıkan resimleri de alelacele halının altına itekledi..

- kızım telefon!
- anneeee… kapıya vurabilirsin değil mi!
- kızım.. Serhat telefonda..
- serhat.. hımm..tamam.. geliyorum az biraz beklesin..

her ne kadar bunu soğukkanlı bir şekilde söylemiş olsa da çoktan yatağın altından sürünerek kapıya kadar ilerlemiş, annesinin ayaklarının olduğu yerde ayağa kalkıp telefona doğru koşarak gitmişti bile..

- ve lütfen rica ediyorum bir daha kapıyı vurmadan girmeyiniz meryem hanım!
- peki kızım girmem.. sen konuşurken ben de odanı temizleyeyim çok havasız kalmış yine..
- anne hayır! ben temizlerim bırak.. hiçbir şeye dokunma! tombalak orda mısın ? bir dakika lütfen, seni de bekletiyoruz ama.. kusura bakmazsın artık! anne! bırakır mısın onları! heeey! kime diyorum kadın bırak onları !
- alo zümra..
- hatta kalınız serhat bey!

ahizeyi bırakıp koşarak odaya daldı yeniden.. annesi ne kadar meraklıysa, zümra da bir o kadar uyanık cin gibi kızdı.. telefonu kulağına götürürken göz ucuyla annesini izlemiş, temizliğe halının altından başlayınca, ahizeyi elinden bıraktığı gibi yeniden odasına fırlamıştı..

annesinin mektuba ve resimlere ulaşmasına ramak kalmışken kadına belinden sarılıp eğildiği yerden doğrultmuş, göğsünü yaşlı kadına siper ederek kapıya doğru itmeye başlamıştı..

annesi de onunla mücadele ediyordu adeta.. sonunda tehlikeyi bertaraf edip odasını kilitledi.. anahtarı koynuna atıp söylenerek yeniden ahizeyi eline aldı..

- tomi ya! kusura bakma burada bayram temizliği var da..
- önemli değil canım.. sana güzel bir haberim var..
- bu arada mektubunu aldım..
- aaa.. öyle mi.. çok sevindim buna..
- nesimler harika! az kalsın anneye yakalanıyordum.. mektup neyse de, o resimler de biraz nasıl desem.. fazla senli benliyiz yani.. ikimizi öyle görse kadının kalbine iner..
- sakladın mı..!
- heheh.. merak etme.. tehlike geçti.. kaçın kurasıyız tomtini bey!

ne zaman serhata tomtini diye hitap etse zümranın yüzünde hınzır bir gülümseme beliriyordu.. bu aralarında oynadıkları aşk oyunlarından kalma bir isimdi.. ve isimler genelde zümra tarafından verilirdi.. keyfi yerindeyse serhata tomtini, sinirliyse tombalak, özlemişse tomi, üzgünse kısaca tom diye sesleniyordu..

- zümra.. onu buldum.
- ne ? nasıl yani..
- yaşadığı yerin adresini öğrendim.. kayseride huzurevinde görevli olarak çalışıyor.. sahabiye mahallesinde küçük bir dairede yalnız kalıyor..

konuşmaları annesi de dinliyormuş gibi korkuya kapıldı bir anda.. ahizeyi eliyle kapatıp annesine bakındı.. biraz korkmuşsa da annesinden, daha çok heyecanlanmıştı.. yutkunup duruyordu..

- canım.. orda mısın.. ?
- burdayım tom.. emin misin o olduğuna ?
- evet.. huzurevine gittim sabah.. müdürle görüştüm.. çok önemli ve gizli olduğunu söyledim.. herşey doğru.. isim ve şu bana verdiğin resim.. evet bu o.. resimdeki kadar genç görünmüyor ama kesinlikle o.. bu senin baban zümra..
- anlıyorum.. anlıyorum..
- mesaisi bir saat sonra bitiyor.. her zaman otobüse bindiği durakta onu bekliyor olacağım..
- tom.. konuşma..! hayatta olduğunu bilmem bile yeter..
- ama zümra!
- lütfen.. lütfen beni birazcık seviyorsan hiçbir şey söyleme.. benim için oralara kadar gittin şu soğukta.. hem artık dönmeni istiyorum.. sana ihtiyacım var.. çok özledim seni tomi..
- ben de seni çok özledim.. ama konuşacağım onunla..
- sakın.. sakın böyle bir şey yapma.! lütfen tomi.. beni sevmiyor musun yoksa..
- peki canım.. seni çok seviyorum.. bu arada cuma günü tezkeremi alıyorum.. günler geçmiyor artık.. eve gitmeden önce seni görmek istiyorum.. her zamanki gibi.. senin parkında, senin bankında.. ağacın orada bekle beni.. cumartesi günü sabah altıda..
- şimanın olduğu bank mı ?
- evet ya orada.. sen ve ben.. ve kardeşinle.. üçümüz birlikte sarılıp yeniden hasret gideririz..
- tamam tomi.. abah altıda.. şima hep oradaydı.. ben de onunla birlikte seni bekliyor olacağım..
- benim seni beklediğim gibi.. kapatmalıyım şimdi.. seni seviyorum canım..
- seni seviyorum..

ilk önce serhatın ahizesi kapandı..

zümra telefon kulağında öylece kalakalmıştı.. gözlerini aynada gözlerine dikmiş kendine bakıyordu.. aynanın derinliğinde kaybolmuştu.. gözleri doldu.. ağlamamak için direniyordu.. dudaklarını ısırdı.. bir süre sonra telefonun bozuk ve düzensiz sesi sık aralıklarla kulağının dibinde ötmeye başlayınca kendine geldi.. ahizeyi yerine koydu..

aynanın arkasına elini sokup gizlediği resmi çıkardı..

siyah beyaz askerlik hatırası bir resim önce annesinin ellerinde parçalara ayrılmış, sonra da kızı tarafından sabırla ve titizlikle kapısı içeriden kilitli odasında yeniden bir araya getirilmişti..

- ne oldu kızım.. ne diyor serhat..?

resmi de anahtar gibi koynuna atıverdi hemen..

- buldum anne! buldum onu!
- ah kızım benim.. bir yere gitmedi ki serhat.. hep buradaydı, geçen de aradı.. askerlik böyle bir şey işte.. kolay mı.. istediği zaman arayamaz ki aradığı zaman da ulaşamaz.. sen ararsın nöbette olur.. konuşursun vakit yetmez.. öyle ya.. ömür yetmiyor ki hasrete bir dakika nasıl yetsin gidermeye..

sırayı sanki annesi almıştı.. ayna dalmış kendi kendine konuşuyordu..

zümra az kalsın ağzından kaçırıyordu babasını bulduğunu..

neyse ki Meryem hanım bunları anlatırken, kızı gibi aynanın derinliklerinde çoktan kaybolmuştu..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta