Melek 4

*

kitap kurduyum ben..

nasıl ama nasıl..

girmediğim kütüphane, kemirmediğim kitap kalmadı yeryüzünde..

kımıl kımıl dolaşır, sararmış yaprakların liflerini dişlerim..

tadı öyle güzeldir ki ; bilir misiniz ?

*

şu adam, yaşlıca olan.. üzerine, o çok sevdiğim kahve çekirdeklerinin kokusu sinmiş.. buraya kadar pek bir sallanarak geldi.. bastonunu parkasıyla birlikte askılığa astı, yani asmaya çalıştı..

nasıl ama nasıl.. binbir zahmetle dayandığı askılık çan gibi çınladı..

kütüphane görevlisi kadın, başı önde, omuzları dik, sakin ve hızlı adımlarla kayarak gelip ihtiyarı uyardı;

- lütfen biraz sessiz olunuz..
- özür dilerim hanfendi..gözlerim iyi görmüyor da.. rica etsem bana yardımcı olur musunuz, şu masaya oturmak istiyorum..

hanfendi, gözlüğünü çıkarıp, beyaz sakalına kahve lekeleri bulaşmış ihtiyarı süzdü.. yardım etmekten çok, daha fazla gürültü çıkarmasını istemiyormuş gibi koluna girdi, masaya kadar birlikte yürüdüler..

yine de gürültü gürültüdür bir kütüphanede.. en ufak çıt sesi inletir sessizliği.. bu adam, daha fazlasını yaptı.. hafif hafif öksürmeye başladı.. elini cebine atıp mendilini çıkartırken madeni paraları yere saçıldı.. birkaç tanesi, aracından firar eden tekerlekler gibi farklı yönlere doğru döne döne gittiler.. birisi rafların altında gözden kayboldu, diğeri bir sandalyenin ayağına çarptı.. başka bir tanesi de kendi etrafında dönerek yavaşladı,

ve yazı geldi..

peki kimin işine yarayacak bu..? kadının mı.. ? ihtiyarın mı..?

*

kütüphane görevlisi kadın da orada bulunan diğer okurlar gibi rahatsız olmuştu ihtiyarın gürültüsünden..

çeşitli kültürlerin yemek tariflerini araştıran yaşlı bir kadın, mide bulantısı geçiren bir yüz ifadesiyle sıkılarak fizik tezini bitirmeye çalışan güzelce bir kız, parmaklarıyla masasında sessiz ve düzenli bir ritim tutturmuş, renkli resimli bir dergiye gülümseyerek bakan keçi sakallı bir çocuk ve arka masalarda, onun birkaç arkadaşı daha, hepsi de başlarını kitaplardan kaldırmış kolkola masaya doğru patırtılı bir şekilde ilerlemeye çalışan ihtiyarı ve görevliyi izliyordu..

kısık bir sesle;

- kütfen bu masaya oturunuz.. ben paralarınızı toplarım.. dedi hanfendi..
- ah.. çok naziksiniz.. teşekkür ederim hanımım.. lütfen bana adınızı bağışlar mısınız..?

tabii ki bağışlanmadı isim.. aksine kaşlar çatıldı, o anda ihtiyar öksürmeyi de bıraktı korkudan.. kütüphane yeniden sessizliğine büründü.. görevli, sağa sola saçılan madeni paraları tek tek topladı ve getirip ihtiyarın avucuna usulca bıraktı..

sonra da kütüphaneye yakışır bir sessizlikte fısıltıyla;

- lütfen yerinizden kalkmayınız.. yeterince gürültü yaptınız zaten.. aradığınız kitabı söyleyin, ben bulup getiririm olur mu ?

- ne hayırsever bir hanım! gerçek bir hanfendi ! bir melek.. bu zarif adımlarınızı izlemek bana öyle keyif veriyor ki.. o uzun ve ince parmaklarınızla, ışıltılı zekanızla lütfen dilediğiniz kitabı benim yerime siz seçin.. bugün o kitabı bitirmeden buradan ayrılmak yok bana!

kaşlar yine çatıldı, ihtiyar adam sakalını sıvazlayıp gülümserken, kadın aksi bir dönüş yapıp, seri ve sessiz adımlarla başı önde, omuzları dik, buzda kayar gibi ilerleyerek, bir süredir ikisini ve diğerlerini kalın ciltli bir kitabın tepesinden merakla izlediğim raflara geldi..

boynunda iple asılı duran kahverengi çerçeveli gözlüğünü yeniden taktı..

kitapları incelemeye başladı.. kendi kendine fısıldadığını duydum ;

- hıh.. ihtiyar bunak.. her gelişinde aynı şeyleri yapıyorsun.. adımı kaçıncı soruşun bu.. hep aynı sözler, aynı ifade.. ve ben sana hep aynı kitabı getiriyorum, sen farkında değilsin..

elleri tozlu kitapların üstünde öylesine geziniyor gibiydi;

- hiç mi anlamaz insan aynı kitabı okuduğunu? gerçekten okuyor mu yoksa öylesine göz gezdirip okuyormuş numarası mı yapıyor?

göz ucuyla, sakalını taramakta olan ihtiyarı süzdü ;

- hımmmm.. bir de kahveyi üstüne dökmese çok şirin bir adam aslında..

sonra da yaramaz bir kız çocuğu gibi gülümsedi..

evet evet.. gülümsedi.. gördüm.. sanırım ihtiyarın iltifatları geldi aklına.. içinde bir kıpırdanma oldu.. uzun ve ince parmaklarına daldı..

hiç kaçırmam böylesine nadir görüntüleri.. gözleriyle aynı hizadaydı yerim..

zaten burası benim evim,

kitap kurduyum ben..

gezerim sararmış sayfaları, okumam ama tadını çok severim, kahve gibi.. o yüzden yerim lifleri.. sarkmış iplikleri.. fakat dokunmam yazılara..

sadece boşlukları kemiririm..

*

birden beni farketti.. bu defa aradığı kitabın üstüne tünemiştim.. büyük bir korkuya kapılıp, öylece donakaldım..

yavaşça kitabı diğerlerinin arasından çıkardı, etrafına bakındı.. sonra da doğrudan gözlerime..

yaklaşıp tozlu sayfaları üfler gibi yine fısıltıyla ;

- hadi git.. kimse görmeden.. dedi..

ben de hemen raflarda duran başka bir kitaba zıpladım..

- neyse ki sen zararsız bir böceksin.. tıpkı şu zavallı gibi.. dedi ihtiyara bakarak..

hüzünlendi mi ne ? gözlüğünü çıkarırken, mendili gözünden kaçan birkaç damlayı emdi..

şaşkındım, ve minnettar, beni bağışladığı için..

yaşlı adam doğru söylüyordu.. bu kadın bir melekti..

evet evet.. gördüm ben.. gözlüğünü takarken de çıkartırken de kaskatı bir yüz ifadesinin ardına gizlenmiş çok güzel bir melek gördüm..

dönüp aksi bir hareketle ihtiyarın masasına doğru kayarak ilerledi.. kitabı usulca masaya bıraktı ve sessizliği bozmadan;

- buyurun.. bugün sizin için özel bir kitap seçtim.. bakalım beğenecek misiniz ?
- ah leydim.. sizin seçimleriniz her zaman çok güzel.. bunu da tıpkı diğerleri gibi bir solukta okuyacağıma eminim..

ihtiyar, heyecandan titreyerek kalın mercekli kemik çerçeveli gözlüğünü taktı, kitabı aralayıp, daha önce de binlerce kez okuduğu satırları, ilk kez okuyormuş gibi merakla yeniden okumaya başladı..

kadın bir süre şaşkın bakışlarla onu seyretti..

- bunu nasıl yapıyor.. yine aynı kitabı getirdim.. bunak seni! dedi içinden.. ama ben duydum..

ihtiyar, okumaya öylesine dalmıştı ki başını kaldırmıyor, bir kez olsun ona bakmıyordu.. ilk üç sayfayı bitirinceye kadar leydi yanından ayrılmadı.. sonra da derin bir iç çekerek pes etti ve başka masadan eliyle ona işaret eden tombul bir kadına doğru sessiz adımlarla isteksizce kayarak ilerledi..

ihtiyar kafasını kaldırıp, giderek masasından, küçük dünyasından uzaklaşan kadının sessiz adımlarını izledi..

sonra da dönüp bana baktı..

evet evet.. gördüm.. bana baktı.. gözlüğünün üstünden bana gülümsedi..

kütüphaneye yakışır bir sessizlikte fısıldadı;

- dostum, dişlemediğin sayfa kalmamış kitapta..

sonra da bıraktı kendini, delik deşik sayfalara..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta