Çöl Güzeli 7
*
biraz soluklanmanın ne yeri ne de zamanı..
yine de geriye dönüp baktığımda, yitip gidenleri anımsadığımda, yeryüzü cehennemi diye bilinen sina'yı kimlerin bu hale getirdiğini anlayabiliyorum şimdi..
güneş her zaman yakıyordu, akrep hep sokmuştu..
bu uçsuz bucaksız kumları milyonlarca yıl ellerimizi kürek yapıp biz taşımıştık oraya..
sina'da nereyi sulasanız birkaç hafta içinde yeşil bir vaha oluşabilirdi..
anladım ki; çöl değildi yürekleri yakan, bizdik..
hele içimizde öyle insanlar da vardır ki insan kisvesi giyip ormanları katleden, kendi neslini soyunu kurutan, çölü dahi bulandırıp cehenneme çeviren..
şimdi sina bir ölüm vadisi..
görebildiğim tüm gölgeler güneşi perdeleyen şu kuzgun sürüleri..
onlar da ölen, ölmekte olan tüm canlıların peşine düşmüş leş avcıları..
bir kuzgun da insan suretine bürünmüş..
işte el halid,
sormuyorum artık neden diye..
derler ki,
el halid bu zulmü lamiah'a duyduğu aşk yüzünden yapıyor.. karşılıksız aşk, onu çılgına çevirmiş, gözü dönmüş ve bir cani olmuş..
bir şey daha derler hakkında ;
babası çöl kartalı abdallah bin el halid bir kez olsun çocuğu el halid'i kucağına alıp sevmemiş, öpmemiş, yanaklarını sıkıp morartmamış, sevgiye aç büyümüş oğul el halid.. sonra da gaddar şeyhin kuruyan sevgi pınarı, lamiah'ı şemnun'un ardında gördüğü gün bir şelale gibi akmaya çağlamaya başlamış.. karşılığını bulamayınca da önüne çıkanı sürüklemiş, sina çölünün kumlarında boğmuş..
daha birçok şey derler..
ben de derim ki, o çölde baba kucağı görmemiş bir el halid varsa, babasını hiç tanımamış bir de selman vardı..
biri arap yarımadasının en zengin şeyhi,
diğeri, kendisine tek göz çadır bile çok görülmüş, ve aşiretten ayrılmış..
biri aşık olduğu kadını satın alıp haremine katmış,
diğeri aşık olduğu kadının yüzüne hasret kalmış..
biri altınlarına, develerine haremindeki karıların, cariyelerin isimlerini takarken,
diğeri, gökteki erişilmez tüm yıldızlara sadece lamiah demiş..
biri annesinin son dileği su olan, diğeri ona bir yudum suyu haram kılan..
*
lamiah diz çöküp ellerinin arasına aldı maliha'nın cansız başını.. alnından, yanaklarından defalarca öptü..
ağlamayı çadıra girmeden önce bırakmıştı.. gözleri buz gibi donuktu..
ayağa kalktı, topuz yaptığı saçlarını çözüp beline kadar serbest bıraktı ve sessizce dışarı çıktı..
- kızım! dedi halmina..
"benim canım kızım.. gitme yanımda kal sabaha kadar! tüm sevdiklerim birer birer terketti.. gitme ahir ömrümün son emaneti.. canım sana feda olsun, yoluna ben kurban olayım.. kal burada! el halid zalim, acımasız.. elbette ettikleri yanına kalmayacak.."
lamiah kan çanağına dönmüş gözleriyle dönüp şair halmina'ya baktı ;
- evet anne.. kalmayacak..
başka da bir şey demeden, tıpkı selman gibi yalınayak sina çölünün bu en şiddetli fırtınasına karışıp gözden kayboldu..
*
birinci bölümden;
fırtına gecesi..
*
- nerede bu kadın!
kum fırtınasının içinden ilk önce kömür karası habeşli ikiz köleler belirdi.. ardından sürükleye sürükleye getirdikleri güzel lamiah..
kınalı saçlarını ikiye ayırıp ince bir sicim gibi örmüşler ellerine dolayıp sürükleyerek getiriyorlardı onu..
bıraksalar fırtına uçururdu..
o kadar hafif, öylesine naif.. dokunuşları pamuk kadar yumuşak, dişleri inci beyazı, güzellerin bile aşık olduğu,
güzel lamiah..
şeyhin ayaklarının altına ucuz bir halı gibi serdiler çöl güzelini.. ağzına burnuna, iri gözlerine kum dolmuştu..
nefes almıyordu, titriyordu.. parmaklarından kanlar damlıyordu fakat inlemiyordu acıdan..
gözlerindeki kini çölün kumları bile perdeleyememişti..
dizlerinin üstünde zorlukla doğruldu.. bakışlarını bir an olsun kaçırmadı şeyhten ;
- zahmet etmişler şeyhim senin köpekler! zaten sana geliyordum.. boğazını bir deve gibi kesmeye geliyordum!
- sus kadın!
sanki, tüm hıncını attığı tokattan almıştı el halid.. çöl güzelinin burnundan akan kanlar çatlamış dudaklarını doldurup diline karıştı..
şeyhin tokadıyla yere kapaklanmış fakat bir an olsun gözlerini ondan geri çevirmemişti..
el halid'in sesi titriyordu ama öfkeden, hiddetten değil.. nice canlara kıyan bu zalim, lamiah'a ilk defa böyle bir tokat atıyordu..
ve sesi gibi elleri de titriyordu..
içten içe bir savaş veriyordu kendisiyle.. az vurmamıştı kafasını otağın direklerine.. ne kadar unutmak istese o kadar hatırlıyordu bu lanetli güzeli..
lamiah ağır ağır ayağa kalktı..
az önce kendisini sürükleyerek çadıra getiren ikiz kölelere baktı.. köleler mesajı almıştı..
iri kıyım cüssesiyle zeyd, şeyhine yaklaştı.. diğer yanından cabir..
*
bu iki köle özgürlük vaadiyle lamiah'ı kum fırtınasında ararken çölün gazabına uğramışlar, ve boğazlarına kadar kuma saplanmışlardı.. giderek sonu ölümcül olan bir kum örtüsüne bürünüyorlardı..
işte o sırada gördüler lamiah'ı.. saçları fırtınada kara bir pelerin gibi dalgalanırken, narin bedeniyle sarsılmadan, yüzü doğuya, aşiretin olduğu yöne dönük bir şekilde ağır adımlarla ilerliyordu..
çöl güzeli istese oracıkta boğazlarını kesebilirdi kölelerin.. istese büyük acılar çektirebilirdi.. ve belki de bu kıyıma ilk onlardan başlamalıydı..
fakat gözlerinde bir parıltı oluştu, hiç düşünmeden bu devasa köleleri canla başla oradan çıkardı.. ömürlerini el halid'in köpekleri olarak tüketmiş iki dev, oracıkta hayatlarını kurtaran kadına, lamiah'a kalan ömürlerini sundular..
ayaklarına kapanıp af dilendiler.. lamiah'ın planını uygulama zamanıydı artık..
büyük çadıra kadar sürüklenerek getirildiğinde dışarı da bekleyen diğer korumaları ve köleleri hemen onlara yol vermiş, şeyhe çabucak ulaşmasında bilmeden yardımcı olmuşlardı..
el halid daha ne olduğunu anlamadan çöktüler omuzlarına.. bağırmasın diye beline bağladığı kuşağını çözüp gırtlağına kadar soktular.. hangi güç durabilirdi bu vahşi kölelerin karşısında.. omuzları yedikleri kılıç ve kırbaç darbeleriyle delik deşik olmuş, ve belli ki içten içe de şeyhlerine hep kin beslemişlerdi..
her seferinde özgürlük vaadiyle kandırılmış bu yüzden nice masumların canlarına kıymışlardı..
şimdi bir fırsat yakalamışlardı işte.. çöl güzelinin kölesi olmak onlar için hayatlarındaki en büyük özgürlük olacaktı..
lamiah, el halid'e ağır adımlarla yaklaştı..
çok şeyler söyleyebilirdi ya da önce yüzüne tükürebilirdi..
ama ne önemi vardı şimdi bunların, giden gitmişti..
selman'ın gülen yüzünü düşledi..
tek bir kanlı gözyaşı sadece selman için yanağından akıp diline karıştı..
bacağından, el halid'in hediyesi olan altın kabzalı hançerini çıkardı..
gözlerini şeyhe dikip, göğsünün tam orta yerinden yavaş yavaş
ağır ağır hançeriyle girdi..
sapı göğüs kafesine değdiğinde iki eliyle kavrayıp sağa doğru kanırttı, ve orada bıraktı..
gerisini zeyd nasılsa hallederdi..
el halid gırtlağına kadar sokulan kuşak nedeniyle tek bir ses çıkaramamıştı, gözleri irice açılmış, kılcal damarları şişip kanlanmıştı..
duyduğu acıdan mı yoksa aşık olduğu kadının ellerinde can verdiğinden mi bilinmez, birkaç damla kanlı gözyaşı onun da yanaklarından sakalına doğru süzülürken son nefesini verdi..
*
tüm bunlar olurken, çöl kartalı abdallah bin el halid'in sadık hizmetkarı, halkın ve şeyhin askerlerinin saygı duyduğu, seksen yaşındaki üveys bin malik, halmina'ya ulaşmış ve atlılarıyla aşirete giriş yapıyordu..
*
sonrası mı...
düşünün ki siz, selman'ın güzel başını o mızraktan çıkarıp yerine el halid'i koyduklarını..
ya da lamiah'ın, el halid aşiretinin prensesi olduğunu, kapatılan su kuyularını açtırdığını,
halktan esirgenmiş buğdayların, develerin, koyunların yeniden tebaasına bağışlandığını,
aşiretin refaha kavuştuğunu.. daha fazlasını da düşünün..
ama ne önemi var..
dünya gözüyle göremediği biricik annesi için yaktığı ağıtları şimdi selman için yakacaksa,
halmina son demini can yoldaşından ayrı yaşayacaksa, şiirlerini iletecek bir şahini de olmayacaksa,
ve yoksa janaan, yasir, maliha,
çöl kartalı, göklerin efendisi şimal,
yoksa selman..
şimdi, aşiretten ayrı tutulmuş içi boş küçük bir çadırın direkleri sökülüp yeniden aşirete taşınmakta..
söyle bana ey gözleri güneşi yakan lamiah,
sevdiklerinden ayrı olduktan sonra,
tüm bunların ne önemi var..
**
Canım Annem
Canım Babam için..
y.a

Yorumlar
kelimelerin ahengi, iç içe geçmiş olaylar..ayrıntılar.
Nasıl bir düş dünyası bilemiyorum:)
Ama okumak, okurken düşlemekte güzeldi.
hafif kalacak ama
çok güzeldi işte
sayfalar arasında kayboldum