Masal
*
her cuma gelirdi.. heybesinde binbir gece masallarıyla..
yine bir cuma günü, sokağın önüne çıkıp yolunu beklemeye başladık.. saatler geçti, gelmemişti.. umudumuz tükenmiş olarak masalsız evlere dağıldık..
tam eve girecekken onu gördüm.. ayaklarını sürüyerek geliyordu.. heybesi delik deşik..
koşarak yanına gittik, toplandık başına..
amcam benim
var mı masal ?
bize ne getirdin ?
yedi başlı ejderha,
zümrüd-ü anka..
söyle bize
gökten düşen elma
bugün kimin ?
*
masalcı kaldırım taşına çöktü.. gözlerindeki yaşı mendiliyle sildi.. dağılmış sakalını kırık tarağıyla tararken bize bakıp göz kırptı ve gülümsemeye çalıştı.. her zamanki gibi ışıl ışıl bir gülümseme olmasa da çok mutlu olmuştuk..
sonradan öğrendik yağmaladıklarını, ortalarına alıp sopalarla dövdüklerini, ayakkabısının tekini ayağından çekip çıkardıklarını, heybesini parçaladıklarını..
başkaları da değil bunu yapanlar, mahallemizin dayıları, amcaları, halaları, teyzeleri,
hatta Anneleri..
yani bizim mahalleli..
bakkal bile veresiye öfkesini peşin almış o gün masalcıdan..
bir daha gelmesin diye, gelirse de anlatacak masalı olmasın diye sahip olduğu tüm o güzel hikayeleri elinden alıp yakmışlar..
“bu devirde böyle masalmı olurmuş, başkalarının çocuğu daha beş yaşında okuma yazmayı sökerken, yabancı dil öğrenirken.. sen nasıl olur da benim çocuğuma yılanı, ejderhayı, şahmeranı anlatıp aptallaştırırsınmış.. “
o gün heybesinde anlatacak masalı yoktu ama, bunları anlattı yaşlı gözlerle..
biz de dinledik,
masal gibi..
**
y.a
her cuma gelirdi.. heybesinde binbir gece masallarıyla..
yine bir cuma günü, sokağın önüne çıkıp yolunu beklemeye başladık.. saatler geçti, gelmemişti.. umudumuz tükenmiş olarak masalsız evlere dağıldık..
tam eve girecekken onu gördüm.. ayaklarını sürüyerek geliyordu.. heybesi delik deşik..
koşarak yanına gittik, toplandık başına..
amcam benim
var mı masal ?
bize ne getirdin ?
yedi başlı ejderha,
zümrüd-ü anka..
söyle bize
gökten düşen elma
bugün kimin ?
*
masalcı kaldırım taşına çöktü.. gözlerindeki yaşı mendiliyle sildi.. dağılmış sakalını kırık tarağıyla tararken bize bakıp göz kırptı ve gülümsemeye çalıştı.. her zamanki gibi ışıl ışıl bir gülümseme olmasa da çok mutlu olmuştuk..
sonradan öğrendik yağmaladıklarını, ortalarına alıp sopalarla dövdüklerini, ayakkabısının tekini ayağından çekip çıkardıklarını, heybesini parçaladıklarını..
başkaları da değil bunu yapanlar, mahallemizin dayıları, amcaları, halaları, teyzeleri,
hatta Anneleri..
yani bizim mahalleli..
bakkal bile veresiye öfkesini peşin almış o gün masalcıdan..
bir daha gelmesin diye, gelirse de anlatacak masalı olmasın diye sahip olduğu tüm o güzel hikayeleri elinden alıp yakmışlar..
“bu devirde böyle masalmı olurmuş, başkalarının çocuğu daha beş yaşında okuma yazmayı sökerken, yabancı dil öğrenirken.. sen nasıl olur da benim çocuğuma yılanı, ejderhayı, şahmeranı anlatıp aptallaştırırsınmış.. “
o gün heybesinde anlatacak masalı yoktu ama, bunları anlattı yaşlı gözlerle..
biz de dinledik,
masal gibi..
**
y.a
Yorumlar