Bıçak Yarası 1
*
buluşma yerine ilk gelen zümra oldu.. henüz erkendi, aslında yeterince erkendi.. nasıl olduysa, bir saat önce gelmişti.. hırpalanmış ölü yaprakları çiğnemeden aralarından geçip banka oturdu.. önünde yığınla sararmış yapraklar.. biraz ileride bir simitçi ve düşen yapraklara savaş açmış iki çöpçüden başka etrafta kimseler yoktu..
başını önüne eğip ellerine baktı bir süre, avuçlarına.. sonra ters çevirip çocukluğundan kalan sol elindeki yara izine.. aynı iz kardeşinin sağ elindeydi.. nasıl olduğunu bugün gibi hatırlıyordu.. ikisinin de elinde meyve bıçakları, oyun oynuyorlardı.. sonra da olan olmuştu. ikisi de kanlar içinde kalmıştı.. anneleri kanlı ellerini gördüğünde çığlığı basınca, bıçakları attıkları gibi korkudan sedirin altına saklanmışlardı.. zümra kanlı elleriyle yüzünü kapatmış, kendince kimsenin onu bulamayacağı karanlık ve gizli bir sığınak oluşturmuştu avuçlarının içinde.. annesi zümranın yüzünü de kan içinde görünce, fenalık geçirip halının üstüne yığılmıştı.. Sonradan yüzünde bir şey olmadığını anladığında, ikisini bağrına basıp hıçkırarak allaha dualar ederken, kardeşi de zümranın yüzünü okşuyordu..
o zaman farketti nasıl derin kestiğini ablasının elini..
*
acı bir gülümseme yayıldı yüzüne yara izine baktıkça.. ellerini kenetleyip dizlerinin arasında sıkıştırdı.. önünde yığın halinde duran sararmış yaprakları izlemeye koyuldu.. daha bu yaz yemyeşildiler ve şimdi cansız bir şekilde şehir levazımcıları tarafından istiflenmiş gibi duruyorlardı.. sanki sonbaharın tüm solan yaprakları ayaklarının altındaydı.. buradaydı..
tam da yapraklarla ilgili bir hayali canlanmak üzereyken, çöp arabası yanaşıverdi.. üzerinde “temiz bir toplum için elele” yazıyordu.. az önce yaprakları toplayan kirli yeşil giysili iki adam hızla ölü yaprakları kamyona atmaya başladılar.. aceleleri var gibiydi.. ya da toplanacak başka yapraklar mı vardı şehirde.. kalmış mıydı..
az ileride onlarca pet şişesi ve izmarit dururken yapraklara bu öfke de neyin nesiydi ? zümra için insana dair güzel şeyler düşünmek artık masal olmuştu..
onun ağaçları vardı bu şehirde.. umut aşılayan ağaçları.. isimlerini kendi koymuştu.. kendi eliyle yazmıştı.. şimdi yıllar sonra o ağaçlardan birinin yanındaki bankta oturuyordu.. bu beklemediği yaprak operasyonu yüzünden canı çok sıkılmıştı..
ölüde olsalar böyle kötü bir merasimi hak etmiyorlardı.. ağaca baktı, onlar adına üzgünüm dercesine..
“ -eğer olur da yaşarsam, ve sende yaşarsan bu yaza kadar.. yapraklarınla bir gelin gibi süslü görmek isterim seni şima!” dedi içinden..
ağacın adı buydu..
şima..
*
freni patlayan kamyon pazar yerine girmemek için kaldırıma çıkmış ve ağaca çarparak durabilmişti.. elindeki yara henüz tazeyken ablasını burada kaybetmişti.. ağacın yapraksız kalmış dallarında kayboldu gözleri;
"yaşasaydın nasıl biri olurdun şima.. şima ne güzel bir isim.. " dedi içinden..
"zümra da güzel bir isim ama.. " dediğini duydu ağacın.. ve gülümsedi kardeşine..
- zümra! zümraaaaa!
aniden irkildi duyduğu bu haykırışla..
oturduğu banktan fırladı.. ağaca doğru koşup arkasına ve geçti sıkı sıkı sarıldı kollarıyla..
kalbini kocaman bir heyecan kaplamıştı.. aysa kendi kendine nasılda sözler vermişti..
– sakin ol! onu görünce oturduğun yerden kalkma ! sakın önce sen koşma! bırak o koşsun.. eğer koşmazsa da.. yüzüne bile bakma onun!"
fakat duyduğu bu sesle birlikte kendine verdiği sözlerin hepsi bir anda aklından gidivermişti..
daha fazla dayanamadı.. zaten kurulu bir yay gibiydi ve bu sesi bekliyordu yıllardır..
işte şimdi gelmişti.. hem de nasıl bir ses.. nasıl bir haykırıştı öyle..
- zümraaaaaaa! canımın parçası !
sıkıca sarıldığı ağacın arkasından başını uzattı..
dolu gözlerle, titreyerek, yıllardır beklediği siyah beyaz asker, resimden çıkmış ona doğru koşuyordu..
ölü bir yaprağın hışırtısı yutkunarak fısıldadı,
- baba..
**
b i t t i
y.a
buluşma yerine ilk gelen zümra oldu.. henüz erkendi, aslında yeterince erkendi.. nasıl olduysa, bir saat önce gelmişti.. hırpalanmış ölü yaprakları çiğnemeden aralarından geçip banka oturdu.. önünde yığınla sararmış yapraklar.. biraz ileride bir simitçi ve düşen yapraklara savaş açmış iki çöpçüden başka etrafta kimseler yoktu..
başını önüne eğip ellerine baktı bir süre, avuçlarına.. sonra ters çevirip çocukluğundan kalan sol elindeki yara izine.. aynı iz kardeşinin sağ elindeydi.. nasıl olduğunu bugün gibi hatırlıyordu.. ikisinin de elinde meyve bıçakları, oyun oynuyorlardı.. sonra da olan olmuştu. ikisi de kanlar içinde kalmıştı.. anneleri kanlı ellerini gördüğünde çığlığı basınca, bıçakları attıkları gibi korkudan sedirin altına saklanmışlardı.. zümra kanlı elleriyle yüzünü kapatmış, kendince kimsenin onu bulamayacağı karanlık ve gizli bir sığınak oluşturmuştu avuçlarının içinde.. annesi zümranın yüzünü de kan içinde görünce, fenalık geçirip halının üstüne yığılmıştı.. Sonradan yüzünde bir şey olmadığını anladığında, ikisini bağrına basıp hıçkırarak allaha dualar ederken, kardeşi de zümranın yüzünü okşuyordu..
o zaman farketti nasıl derin kestiğini ablasının elini..
*
acı bir gülümseme yayıldı yüzüne yara izine baktıkça.. ellerini kenetleyip dizlerinin arasında sıkıştırdı.. önünde yığın halinde duran sararmış yaprakları izlemeye koyuldu.. daha bu yaz yemyeşildiler ve şimdi cansız bir şekilde şehir levazımcıları tarafından istiflenmiş gibi duruyorlardı.. sanki sonbaharın tüm solan yaprakları ayaklarının altındaydı.. buradaydı..
tam da yapraklarla ilgili bir hayali canlanmak üzereyken, çöp arabası yanaşıverdi.. üzerinde “temiz bir toplum için elele” yazıyordu.. az önce yaprakları toplayan kirli yeşil giysili iki adam hızla ölü yaprakları kamyona atmaya başladılar.. aceleleri var gibiydi.. ya da toplanacak başka yapraklar mı vardı şehirde.. kalmış mıydı..
az ileride onlarca pet şişesi ve izmarit dururken yapraklara bu öfke de neyin nesiydi ? zümra için insana dair güzel şeyler düşünmek artık masal olmuştu..
onun ağaçları vardı bu şehirde.. umut aşılayan ağaçları.. isimlerini kendi koymuştu.. kendi eliyle yazmıştı.. şimdi yıllar sonra o ağaçlardan birinin yanındaki bankta oturuyordu.. bu beklemediği yaprak operasyonu yüzünden canı çok sıkılmıştı..
ölüde olsalar böyle kötü bir merasimi hak etmiyorlardı.. ağaca baktı, onlar adına üzgünüm dercesine..
“ -eğer olur da yaşarsam, ve sende yaşarsan bu yaza kadar.. yapraklarınla bir gelin gibi süslü görmek isterim seni şima!” dedi içinden..
ağacın adı buydu..
şima..
*
freni patlayan kamyon pazar yerine girmemek için kaldırıma çıkmış ve ağaca çarparak durabilmişti.. elindeki yara henüz tazeyken ablasını burada kaybetmişti.. ağacın yapraksız kalmış dallarında kayboldu gözleri;
"yaşasaydın nasıl biri olurdun şima.. şima ne güzel bir isim.. " dedi içinden..
"zümra da güzel bir isim ama.. " dediğini duydu ağacın.. ve gülümsedi kardeşine..
- zümra! zümraaaaa!
aniden irkildi duyduğu bu haykırışla..
oturduğu banktan fırladı.. ağaca doğru koşup arkasına ve geçti sıkı sıkı sarıldı kollarıyla..
kalbini kocaman bir heyecan kaplamıştı.. aysa kendi kendine nasılda sözler vermişti..
– sakin ol! onu görünce oturduğun yerden kalkma ! sakın önce sen koşma! bırak o koşsun.. eğer koşmazsa da.. yüzüne bile bakma onun!"
fakat duyduğu bu sesle birlikte kendine verdiği sözlerin hepsi bir anda aklından gidivermişti..
daha fazla dayanamadı.. zaten kurulu bir yay gibiydi ve bu sesi bekliyordu yıllardır..
işte şimdi gelmişti.. hem de nasıl bir ses.. nasıl bir haykırıştı öyle..
- zümraaaaaaa! canımın parçası !
sıkıca sarıldığı ağacın arkasından başını uzattı..
dolu gözlerle, titreyerek, yıllardır beklediği siyah beyaz asker, resimden çıkmış ona doğru koşuyordu..
ölü bir yaprağın hışırtısı yutkunarak fısıldadı,
- baba..
**
b i t t i
y.a
Yorumlar