Çöl Güzeli 3

*

ey nergisi kalbimin..
yoluna kurban olduğum..
çöl güneşinde gölgem olsun sürme gözlerin..

halmina


*

- bu saatte gölgelik bir yerde dinlenseniz iyi olur, sizi bulduğumda baygın haldeydiniz..
- ayağım..
- endişelenmeyin, neyse ki akrep tabandan sokmuş.. zehrin kana karışması zaman alır.. yarayı kesip zehri çıkardım.. biraz dinlenmelisiniz.. çadırımız hemen şu tepenin ardında..
- allah razı olsun evladım..
- tutun elimi şimdi..

genç bedevi, yaşlı kadını devesine bindirdi..

- yürü ey hurma gözlüm!

gayra, ahenkli adımlarla salınırak kızgın kumların üstünde ilerlemeye başladı..

bir an ayağının acısını unuttu halmina.. daha önce hiç böyle bir bedevi görmemişti ömründe.. simsiyah sakalları oldukça düzgün taranmıştı.. kömür karası gözleri iri badem gibi açılmış ve kirpikleri sürmeliydi.. kızgın güneşin altında gözlerini kısmadan devesinin hemen ardından yalınayak yürümekteydi..

devenin üstünden başını çevirip selman'a bir kez daha baktı.. bu sıcakta böyle bir göze bakmak, halmina’nın içini serinletmişti..

- bana adını bağışla güzel oğlan..
- selman derler hanım annem.. el halid aşiretindeniz.. lakin evimiz oradan ayrı..
- neden ayrısınız ?
- annem yıllardır hasta yatmakta.. diğer insanlara da bulaştırmayalım diye ayırdılar bizi.. doğrusu da buydu zaten..

"- ah selman ! nereden bilecektin senin için geldiğimi, o güzel annen için sina'yı geçtiğimi!. "

halmina, sadece gayra'nın farkedeceği bir sessizlikte derin bir iç çekti.. önce annesi, şimdi de oğlu ikinci kez onun hayatını kurtarmıştı..

el halid, kendisi için yazdığı lanetli şiirler tebaasının diline düştüğü günden beri, halmina’nın başını getiren köleyi azad edeceğini duyurmuştu.. özgürlüğün o sarhoş edici tadını dillerinde hisseden köleler çöle dağılmış, fars diyarında bile onu aramaktaydı..

sonunda el halid’in ikiz köleleri zeyd ve cabir, onu bir kervana eşlik ederken yakalamışlardı.. cabir, kadının saçlarından tutup boynunu zeyd’e uzatmıştı.. kılıç güneşte parıldayıp soğuk gölgesini halmina’nın ensesine düşürdüğünde, maliha, hiç tanımadığı, ömründe hiç görmediği bu kadın için kendisini kölelerin arasına atmış, en azından o gün serbest bırakmaları için yalvarıp gözyaşları dökmüştü..

karşılığında ise kervanda bulunan iki devesini tüm yüküyle birlikte bu kölelere vermişti.. köleler, ertesi gün nasılsa alıp götürürüz diyerek, ganimeti o gün paylaşma sevdasına düşmüşler ve o gece kadınların birlikte kervandan hızla ayrılıp uzaklaştıklarını fark etmemişlerdi..

haftalarca halmina'yı kana susamış cellatlardan sakladı maliha.. o sıralarda oğlu selman altı yaşına henüz yeni basmış bir deve çobanıydı çöllerde..

*

tepeyi aşıp çadıra doğru yöneldiler.. uçsuz bucaksız kum tepelerinin arasında minik bir nokta gibi görünen çadır, yaklaştıkça büyüdü..

fars diyarının dili keskin şairi Halmina, heyecanla, bir gölge gibi çadırdan içeri süzüldü..

maliha, döşeğinde yattığı yerden gözlerini aralayıp, yaralarla dolu yüzüne düşen bu serin gölgeye uzun uzun baktı..

konuşmaya mecali yoktu, lakin kuruduğunu bildiğim göz pınarları nemlendi..

sina çölüne ilk kez o gün, iki yaşlı kadının gözlerinden

yağmur yağdı..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta