Çöl Güzeli 6
*
sina çölünde hayat ya ayaklarının altında ya başının üstündedir..
göklerde yıldızlar birer kandil gibi asılı durmaktayken, en az yıldızlar kadar kalabalık olan kum taneleri de çıplak ayaklar altında oynaşmaktayken,
başka ne düşünebilirdi selman ?
ömrünce deniz nedir, üç beş ağaç yan yana nasıl durur bilmemiş, görmemiş..
kurumuş su kuyularına taş doldurmakla, kervanlara rehberlik etmek ve yeri geldiğinde onlara hamallık yapmakla geçti gençlik yılları..
tıpkı annesinden gördüğü gibi..
tıpkı şair Halmina’nın geceyi gündüzden beklemesi gibi, o da kendi sessizliğine çekilmek için hep geceyi beklerdi..
hayat onun için ayaklarının altında yaşadığı bir zorunluluk, başının üstünde asılı duran ışıklı bir avize..
bu yüzden gece olduğunda bambaşka biri olurdu.. sırt üstü kumların serinliğine uzanır saatlerce yıldızları seyrederdi..
kayan bir yıldız gördüğünde hızla yerinden doğrulur sanki onu yakalayacakmış gibi peşinden koşardı..
güneş kızgın bir tepsi gibi tepelerden çıkıncaya kadar bu böyle sürüp giderdi..
onun dünyası kimilerine göre işte bu kadar küçük, kimileri içinse işte bu kadar büyüktü..
böyle bir yıldızlı gecede ulaştı el halid’in aşiretine.. soluk soluğa kalmıştı.. büyük çadıra yöneldi.. şeyhin korumaları ve köleleri çoktan buğday torbalarının üzerinde sızmıştı..
- yael..
genç kızın uyanmasına yetti bu fısıltı..
- selman..
yael döşeğinden fırladığı gibi otağın dış kapısına koştu.. saçlarını gümüş tarağıyla hızlıca tarayıp işlemeli sicimlerle bağlanmış göğsünün birkaç ilmeğini açtı ve güzel başını dışarı çıkarıp etrafına bakındı..
selman, devesinin ardına saklanmış onu gözetlemekteydi..
etrafına bir kez daha bakındı yael.. herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra da eliyle gelmesi için işaret etti..
testiyi selman’ın elinden alırken gözlerini oğlanın gözlerine dikti..
soğukkanlı bir görüntüsü vardı yael'in..
zaten onun bakışları selman’ı hep korkutmuştu.. gözleri delip geçiyordu.. bu bakışlara daha fazla karşı koyamadı ve gözlerini yere devirdi.. yael bir kez daha kazanmıştı.. selman'ı böyle yüzü kıpkırmızı görmek her seferinde çok hoşuna gidiyordu..
istese daha çok utandırabilirdi.. sıcacık elleriyle selman'ın eline bir dokunsaydı örneğin..
ya da boynuna..
öpebilirdi o kızarmış yanağı..
belki dudağını da..
çok istiyordu bunu yapmayı fakat şimdi ne zamanı, ne de sırasıydı.. hemen toparladı kendini israil’in nadide çiçeği..
tekrar etrafına bakınıp içeri girdi.. testiden suyu doldururken selman'ın onu öptüğünü hayal etti..
işte o zaman ziyan etti suyun bir kısmını
bir gümüş testi devrildi,
küçük bir ses, köle zeyd’i uyandırmaya yetti..
o testi aslında, selman’ın başını devirmişti..
*
fırtınası gecesi..
*
selman’ın güzel başını sabah güneşinde otağın önünde bir mızrağın ucunda sallanırken gördüğü an acısını duyurmamak, çığlık atmamak için eline ilk geçen eşyayı, bir deve semerini dişlerinin arasına alıp dili kanlar içinde kalıncaya kadar ısırdı çöl güzeli lamiah..
deri semeri paramparça etti dişleriyle, tırnaklarıyla..
güzel gözlerine önce yaş doldu, sonra kan..
bir müddet sonra aklına selman’ın annesi geldi.. ardına bile bakmadan büyük çadırdan fırlayıp, sahibini henüz yitirmiş olan gayra’yı da alıp selman’ın çadırının yolunu tuttu..
aşiretin yaşlı karıları iyi bilirdi ki bugün çöl hiç kimse için merhametli olmayacak.. kumlar uyanıp bir ahtapotun kolları gibi griye bulanmış gökyüzüne uzanmaya başladı..
lamiah bir taraftan ağlıyor, çığlıklar atıyor, diğer yandan fırtınanın içinde selman’ın çadırına ulaşmaya çalışıyordu..
neyseki gayra yolu iyi biliyordu..
çadır göründüğünde kötü haberi veren gayra'ın acı böğürmeleri oldu..
halmina, o sırada yaşlı kadının dudaklarını selman’ın getirdiği suyla serinletiyordu.. gayra’nın acı dolu seslerini duyan maliha, yattığı yerden doğrulup halmina'nın kollarına sarıldı..
ateş çok fena düşmüştü bu sefer..
ya rab! oğlumu benden alan rab! beni de al!
şu hayatın ne anlamı var!
bana verdiğin şu can
artık neye yarar!
*
öyle yürekten geldi ki yakarış.. zavallı kadın tıpkı şimal gibi oracıkta düşüverdi halmina'nın kucağına..
**
y.a
sina çölünde hayat ya ayaklarının altında ya başının üstündedir..
göklerde yıldızlar birer kandil gibi asılı durmaktayken, en az yıldızlar kadar kalabalık olan kum taneleri de çıplak ayaklar altında oynaşmaktayken,
başka ne düşünebilirdi selman ?
ömrünce deniz nedir, üç beş ağaç yan yana nasıl durur bilmemiş, görmemiş..
kurumuş su kuyularına taş doldurmakla, kervanlara rehberlik etmek ve yeri geldiğinde onlara hamallık yapmakla geçti gençlik yılları..
tıpkı annesinden gördüğü gibi..
tıpkı şair Halmina’nın geceyi gündüzden beklemesi gibi, o da kendi sessizliğine çekilmek için hep geceyi beklerdi..
hayat onun için ayaklarının altında yaşadığı bir zorunluluk, başının üstünde asılı duran ışıklı bir avize..
bu yüzden gece olduğunda bambaşka biri olurdu.. sırt üstü kumların serinliğine uzanır saatlerce yıldızları seyrederdi..
kayan bir yıldız gördüğünde hızla yerinden doğrulur sanki onu yakalayacakmış gibi peşinden koşardı..
güneş kızgın bir tepsi gibi tepelerden çıkıncaya kadar bu böyle sürüp giderdi..
onun dünyası kimilerine göre işte bu kadar küçük, kimileri içinse işte bu kadar büyüktü..
böyle bir yıldızlı gecede ulaştı el halid’in aşiretine.. soluk soluğa kalmıştı.. büyük çadıra yöneldi.. şeyhin korumaları ve köleleri çoktan buğday torbalarının üzerinde sızmıştı..
- yael..
genç kızın uyanmasına yetti bu fısıltı..
- selman..
yael döşeğinden fırladığı gibi otağın dış kapısına koştu.. saçlarını gümüş tarağıyla hızlıca tarayıp işlemeli sicimlerle bağlanmış göğsünün birkaç ilmeğini açtı ve güzel başını dışarı çıkarıp etrafına bakındı..
selman, devesinin ardına saklanmış onu gözetlemekteydi..
etrafına bir kez daha bakındı yael.. herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra da eliyle gelmesi için işaret etti..
testiyi selman’ın elinden alırken gözlerini oğlanın gözlerine dikti..
soğukkanlı bir görüntüsü vardı yael'in..
zaten onun bakışları selman’ı hep korkutmuştu.. gözleri delip geçiyordu.. bu bakışlara daha fazla karşı koyamadı ve gözlerini yere devirdi.. yael bir kez daha kazanmıştı.. selman'ı böyle yüzü kıpkırmızı görmek her seferinde çok hoşuna gidiyordu..
istese daha çok utandırabilirdi.. sıcacık elleriyle selman'ın eline bir dokunsaydı örneğin..
ya da boynuna..
öpebilirdi o kızarmış yanağı..
belki dudağını da..
çok istiyordu bunu yapmayı fakat şimdi ne zamanı, ne de sırasıydı.. hemen toparladı kendini israil’in nadide çiçeği..
tekrar etrafına bakınıp içeri girdi.. testiden suyu doldururken selman'ın onu öptüğünü hayal etti..
işte o zaman ziyan etti suyun bir kısmını
bir gümüş testi devrildi,
küçük bir ses, köle zeyd’i uyandırmaya yetti..
o testi aslında, selman’ın başını devirmişti..
*
fırtınası gecesi..
*
selman’ın güzel başını sabah güneşinde otağın önünde bir mızrağın ucunda sallanırken gördüğü an acısını duyurmamak, çığlık atmamak için eline ilk geçen eşyayı, bir deve semerini dişlerinin arasına alıp dili kanlar içinde kalıncaya kadar ısırdı çöl güzeli lamiah..
deri semeri paramparça etti dişleriyle, tırnaklarıyla..
güzel gözlerine önce yaş doldu, sonra kan..
bir müddet sonra aklına selman’ın annesi geldi.. ardına bile bakmadan büyük çadırdan fırlayıp, sahibini henüz yitirmiş olan gayra’yı da alıp selman’ın çadırının yolunu tuttu..
aşiretin yaşlı karıları iyi bilirdi ki bugün çöl hiç kimse için merhametli olmayacak.. kumlar uyanıp bir ahtapotun kolları gibi griye bulanmış gökyüzüne uzanmaya başladı..
lamiah bir taraftan ağlıyor, çığlıklar atıyor, diğer yandan fırtınanın içinde selman’ın çadırına ulaşmaya çalışıyordu..
neyseki gayra yolu iyi biliyordu..
çadır göründüğünde kötü haberi veren gayra'ın acı böğürmeleri oldu..
halmina, o sırada yaşlı kadının dudaklarını selman’ın getirdiği suyla serinletiyordu.. gayra’nın acı dolu seslerini duyan maliha, yattığı yerden doğrulup halmina'nın kollarına sarıldı..
ateş çok fena düşmüştü bu sefer..
ya rab! oğlumu benden alan rab! beni de al!
şu hayatın ne anlamı var!
bana verdiğin şu can
artık neye yarar!
*
öyle yürekten geldi ki yakarış.. zavallı kadın tıpkı şimal gibi oracıkta düşüverdi halmina'nın kucağına..
**
y.a
Yorumlar