Çöl Güzeli 4
*
ey göklerin efendisi
bu senin son kanat çırpışın, son nefesin
şimdi ait olduğun yerdesin..
uzatma böyle pençelerini mahzun ne olur..
yoksa kara haber mi getirdin..
halmina
*
kum fırtınasından altı gece önce..
*
tam yirmidört yıl çöl kartalı abdallah bin el halid’in sadık hizmetkârı olarak semayı arşınlayan, en çok arzuladığı kartalı avlayarak janaan’ı savunmasız ve yalnız bırakan, bir kervan için aylar sürecek çölü, bir uçtan bir uca yemeden içmeden sayısız kereler geçerek, kâh güzel kâh acı haberler götürüp getiren, arap yarımadasının, sina’nın, kızıl denizin kıyılarını kendilerine yurt edinmiş onlarca aşiretin ve devletlerin kutsal simgesi,
halkların efsanesi şahin şimal,
gözleri kızıl bir deniz renginde, siyah peçeleri,
çelikten pençeleriyle,
efendisinin elinde salındıktan onaltı gün sonra kursağı boş, kanatları yorgun, taşıdığı haberin ağırlığına daha fazla dayanamayarak,
düştü şair halmina’nın kucağına..
kim görse tanırdı onu peçelerinden, pençelerinden, gözlerinden ve kanat çırpışından, ötüşünden..
halmina daha kör karanlıkta yıldızlar yeni yeni parlarken, kanat seslerini duyduğunda bilmişti şimal’in geldiğini..
açtı kucağını şahine bir kuş gibi kalbiyle..
sanki o gelmese, halmina ona gidecek gibiydi.. yaşlı şairin şu dünyada en sevdiği şeydi, geceyi beklemek gündüzden..
kararsın ki gökler yıldızlar ortaya çıksın..
her yıldıza bir isim takar, bir şiir yakardı..
bu gecenin yıldızıydı şimal,
göklerden kayıp, kucağına düştü..
her ne kadar ihtiyarlamış olsa da son görevini yerine getirmişti.. gözlerinin o keskin ışıltısı karardı, halmina şimal'in cansız başını, kanatlarını, döşünü okşadı..
getirdiği haber sol pençesine bağlıydı..
gözlerini kapadı yaşlı kadın.. dudaklarını ısırdı.. yeniden pençelerine baktı.. yanlış görmemişti.. sol pençesinde hurma yaprağına sarılı bir mektup getirmişti çöl şahini..
bu hayırlı bir haber değildi.. titrek elleriyle açıp mektubu okudu..
*
“ya halmina!
allah her şeyi bilendir, fakat ben de biliyorum ki bu son gecemdir..
tez gelesin.. oğul el halid’in gözünü kan bürüdü.. önce beni yaktı.. kalbimi dağladı..
şimdi de çöl güzeli lamiah’ı, selman’ı ve annesini yakacak..
vasiyetimdir sana, lamiah kızındır, selman oğlun..
geldiğinde üveys bin malik’i bul.. mührüm ondadır..
sahibi olduğum herşey sizindir.. hakkını helal edesin hanımım..
çöl kartalı
*
sabahı beklemeden düştü yollara halmina.. sina, onu bir akrebin iğnesiyle yutmak üzereyken yetişti selman imdadına.. gözlerini açtığında karşısında selman’ı görünce, önce bir serap sandı
sonra da öldüğünü ve cennete düştüğünü..
bu güzel oğlan nasıl da serin bakıyordu, dağlanmış ciğerini nasılda soğutuyordu..
ayağındaki bıçak yarası acıtınca anladı ölmediğini..
gayra’nın hörgücüne daha yerleşmeden bildi, onun, gözlerini maliha'dan aldığını.. işte o zaman, sadece gayra’nın fark edeceği derin bir ah çekti..
selman çadırın dışında gayra’yı sularken, içeride halmina, selman’ın anasının yaralarla dolu ellerine yüzünü sürmekteydi ;
"ah bu yaralar, bu acılar, benim olaydı hanımım!
ömrüme ömrünü katanım!
can yoldaşım, cananım.."
iki ihtiyar, çocuklar gibi ağlaşıyordu.. selman içeride olup biteni çok merak ediyor, fakat edebinden bir türlü çadırı aralayıp bakamıyordu.. bir ara kulağını çadıra yaklaştırdı, o an gayra gevişi bırakıp gözlerini selman’a dikerek homurdanınca,
devesinden de utandı, kendinden de..
ve çekildi gerisin geri..
halmina, elini memesine sokup şeyh abdallah bin el halid’in mührünü çıkardı..
şimal’in haberi getirişini, kucağında can verişini, sonra çölde kayboluşunu, selman’ın hayatını nasıl kurtardığını şairane diliyle bir bir anlattı..
maliha tüm bunları sadece dinliyor, kısık ve yaşlı gözlerle halmina’ya gülümsemeye çalışıyordu..
canı boğazındaydı kadının.. çok hastaydı.. veba yemiş bitirmişti vücudunu.. aşiretten ayırdıkları günden beri ne ilaç ne de doğru dürüst yemek yüzü görmüştü..
sadece bir damla suya hasretti.. berrak, kaynağı zemzem olan bir yudum su çeker dururdu canı..
annesinin isteği düştü gönlüne selman’ın.. çadırdan içeri girdi usulca, başı önde..
aslında halmina yarını beklemek istiyordu.. hele bir yarın olsun! seni rahat döşeklerde yatırıp, en temiz suları kana kana ellerimle ben içireceğim! der gibi bakıyordu maliha’ya..
ama anladı şair.. anladı ki bunlar artık maliha’nın son saatleri
selman’a bakıp yol verdi gözleriyle..
selman testiyi kaptığı gibi fırladı çadırdan..
gayra’nın koşumlarını bağladı.. yolu uzun sayılmazdı, gün batımında aşirete ulaşıp anasına istediği suyu bulacaktı..
işte o zaman geldi aklına yael el amram..
el halid’in haremindeki bu israil güzeli suyu bulmasına yardımcı olabilirdi..
- koş! ey hurma gözlüm! koş!
gayra salınmayı bırakıp dört nala arşınlamaya başladı kızgın sina çölünü..
**
y.a
ey göklerin efendisi
bu senin son kanat çırpışın, son nefesin
şimdi ait olduğun yerdesin..
uzatma böyle pençelerini mahzun ne olur..
yoksa kara haber mi getirdin..
halmina
*
kum fırtınasından altı gece önce..
*
tam yirmidört yıl çöl kartalı abdallah bin el halid’in sadık hizmetkârı olarak semayı arşınlayan, en çok arzuladığı kartalı avlayarak janaan’ı savunmasız ve yalnız bırakan, bir kervan için aylar sürecek çölü, bir uçtan bir uca yemeden içmeden sayısız kereler geçerek, kâh güzel kâh acı haberler götürüp getiren, arap yarımadasının, sina’nın, kızıl denizin kıyılarını kendilerine yurt edinmiş onlarca aşiretin ve devletlerin kutsal simgesi,
halkların efsanesi şahin şimal,
gözleri kızıl bir deniz renginde, siyah peçeleri,
çelikten pençeleriyle,
efendisinin elinde salındıktan onaltı gün sonra kursağı boş, kanatları yorgun, taşıdığı haberin ağırlığına daha fazla dayanamayarak,
düştü şair halmina’nın kucağına..
kim görse tanırdı onu peçelerinden, pençelerinden, gözlerinden ve kanat çırpışından, ötüşünden..
halmina daha kör karanlıkta yıldızlar yeni yeni parlarken, kanat seslerini duyduğunda bilmişti şimal’in geldiğini..
açtı kucağını şahine bir kuş gibi kalbiyle..
sanki o gelmese, halmina ona gidecek gibiydi.. yaşlı şairin şu dünyada en sevdiği şeydi, geceyi beklemek gündüzden..
kararsın ki gökler yıldızlar ortaya çıksın..
her yıldıza bir isim takar, bir şiir yakardı..
bu gecenin yıldızıydı şimal,
göklerden kayıp, kucağına düştü..
her ne kadar ihtiyarlamış olsa da son görevini yerine getirmişti.. gözlerinin o keskin ışıltısı karardı, halmina şimal'in cansız başını, kanatlarını, döşünü okşadı..
getirdiği haber sol pençesine bağlıydı..
gözlerini kapadı yaşlı kadın.. dudaklarını ısırdı.. yeniden pençelerine baktı.. yanlış görmemişti.. sol pençesinde hurma yaprağına sarılı bir mektup getirmişti çöl şahini..
bu hayırlı bir haber değildi.. titrek elleriyle açıp mektubu okudu..
*
“ya halmina!
allah her şeyi bilendir, fakat ben de biliyorum ki bu son gecemdir..
tez gelesin.. oğul el halid’in gözünü kan bürüdü.. önce beni yaktı.. kalbimi dağladı..
şimdi de çöl güzeli lamiah’ı, selman’ı ve annesini yakacak..
vasiyetimdir sana, lamiah kızındır, selman oğlun..
geldiğinde üveys bin malik’i bul.. mührüm ondadır..
sahibi olduğum herşey sizindir.. hakkını helal edesin hanımım..
çöl kartalı
*
sabahı beklemeden düştü yollara halmina.. sina, onu bir akrebin iğnesiyle yutmak üzereyken yetişti selman imdadına.. gözlerini açtığında karşısında selman’ı görünce, önce bir serap sandı
sonra da öldüğünü ve cennete düştüğünü..
bu güzel oğlan nasıl da serin bakıyordu, dağlanmış ciğerini nasılda soğutuyordu..
ayağındaki bıçak yarası acıtınca anladı ölmediğini..
gayra’nın hörgücüne daha yerleşmeden bildi, onun, gözlerini maliha'dan aldığını.. işte o zaman, sadece gayra’nın fark edeceği derin bir ah çekti..
selman çadırın dışında gayra’yı sularken, içeride halmina, selman’ın anasının yaralarla dolu ellerine yüzünü sürmekteydi ;
"ah bu yaralar, bu acılar, benim olaydı hanımım!
ömrüme ömrünü katanım!
can yoldaşım, cananım.."
iki ihtiyar, çocuklar gibi ağlaşıyordu.. selman içeride olup biteni çok merak ediyor, fakat edebinden bir türlü çadırı aralayıp bakamıyordu.. bir ara kulağını çadıra yaklaştırdı, o an gayra gevişi bırakıp gözlerini selman’a dikerek homurdanınca,
devesinden de utandı, kendinden de..
ve çekildi gerisin geri..
halmina, elini memesine sokup şeyh abdallah bin el halid’in mührünü çıkardı..
şimal’in haberi getirişini, kucağında can verişini, sonra çölde kayboluşunu, selman’ın hayatını nasıl kurtardığını şairane diliyle bir bir anlattı..
maliha tüm bunları sadece dinliyor, kısık ve yaşlı gözlerle halmina’ya gülümsemeye çalışıyordu..
canı boğazındaydı kadının.. çok hastaydı.. veba yemiş bitirmişti vücudunu.. aşiretten ayırdıkları günden beri ne ilaç ne de doğru dürüst yemek yüzü görmüştü..
sadece bir damla suya hasretti.. berrak, kaynağı zemzem olan bir yudum su çeker dururdu canı..
annesinin isteği düştü gönlüne selman’ın.. çadırdan içeri girdi usulca, başı önde..
aslında halmina yarını beklemek istiyordu.. hele bir yarın olsun! seni rahat döşeklerde yatırıp, en temiz suları kana kana ellerimle ben içireceğim! der gibi bakıyordu maliha’ya..
ama anladı şair.. anladı ki bunlar artık maliha’nın son saatleri
selman’a bakıp yol verdi gözleriyle..
selman testiyi kaptığı gibi fırladı çadırdan..
gayra’nın koşumlarını bağladı.. yolu uzun sayılmazdı, gün batımında aşirete ulaşıp anasına istediği suyu bulacaktı..
işte o zaman geldi aklına yael el amram..
el halid’in haremindeki bu israil güzeli suyu bulmasına yardımcı olabilirdi..
- koş! ey hurma gözlüm! koş!
gayra salınmayı bırakıp dört nala arşınlamaya başladı kızgın sina çölünü..
**
y.a
Yorumlar