Kayıtlar

2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

düşünlerim

* dilin, bilmiyorum ki kaç çeşit hali var.. benim iletişimden anladığım belki de böyle bir dil; konuşmak.. belki bir farenin benden daha gelişmiş bir lisanı vardır.. "gelişmiş" belki de doğru bir anlatım şekli değil.. bu daha çok bir uyum gibi durur gözümün önünde.. insan türü konuşur, kuş türü öter.. gibi.. * birini kendilerine lider seçmeye meyilli en az yedimilyar insan var bu gezegende.. bu da demektir ki yedimilyar lider var.. * biz, hayatın olduğu heryerde hareket halinde olan, açıklanması dile ve sözlüğe sığmayan türlü organizmalarız, birbirimizi anne baba kardeş dost düşman sevgili yabancı güvenilir güvenilmez gibi türlü etiketlerle tanımlar ve öyle de tanırız, ama yanılırız hepsinde.. bu yanılgılar ki bizi bazen mutlu bazen de mutsuz yapar.. olsun, dert etme bunları, seni bırakıp gidenleri.. çünkü yaşadığın herşey önünde bir adım daha atabilmen için toprak gibi serpilir.. öyleyse adımını atıp geçmelisin hepsini, teker teker.. bir gün sen de toprak olup bir başk...

evren

alıntı

"- alıntılayarak okuyunuz.." * “şahsına münhasır” "bir kelime" "ya da" "sözün" "başkaları tarafından kullanıldığını" "farkeden" "kişilerde" "öncelikle" “garip bir yanma hissi” "oluşur.." "bu" "herşey gibi geçici”, “uçucu bir histir.." "fakat" “canı tatlı olanlar" , "ellerinde o sözden başka birşeyleri olmadığını düşünen" "fakirler" "derhal!" "bu ufak kıvılcımla" “alevlenirler” "ve" "diğer kuru otları" " da" "kendileri gibi" “yakmaya” "başlarlar.." “o söz benim..!” , “bu lafı ben ettim..!” "gibi" “veryansınlarla" "tutuştururlar ortalığı..” "aslında bu" “hakkına sahip çıkmaktan" "çok" "elindeki son akçeyi" "de" "kaybetmenin verdiği" "bir" “pürtelaştır.. " "bana ge...

dev

* insan, ne olduğunu anlayacağın güne kadar kullanacağın göbek adın.. ismin, doğumunda sana ait olmayan kimliğe iliştirilen kısa bir etiket.. yaşadığın toplum, senin için koca bir aldatmaca.. doğduğun yerin anlamı yok, ne zaman doğmuş olduğun, boyunun benden kısa, ya da uzun olması benim için bir şey ifade etmiyor.. çünkü ben bir devim.. aramızdaki mesafe beni küçük bir nokta gibi görmene neden oluyor, oysa biliyorsun değil mi yaklaştıkça gözünde büyüyeceğim.. biliyorum, çok zor bir hayat bu yaşadığın, üstelik sandığından daha zor bir yaşam.. duyuları tersine çalışan bir sürünün içinde yolunu bulmaya çalışıyorsun.. onlar görmüyor ve işitmiyorlar.. dokundukları dikeni değil ellerini yakan acıyı hissediyorlar.. yani hissetmiyorlar.. ama tüm bunlar olmak zorunda, çünkü onların arasından sıyrılıp yaklaşmanı istiyorum, bütün bu hissizlikleri aşmanı, mesafeleri geçip bana gelmeni, gözümde koca bir dev olacağın o günü sabırsızlıkla bekliyorum.. ben, herşeyi yaratanım.. ve beni yaratanı, seni...

not

george frideric handel - suite in d minor, sarabande * “bıraktığı bir not olmalı, heryeri araştırın..” dedi yüksek sesli polis.. ne mektup, ne kısa bir not.. hiçbir şey bulamadılar.. dışarı da bahar havası vardı.. yağmur henüz durmuştu.. balkonda yemlediği kuşlara gizlendiği çatı aralığından yay gibi gerilip fırlamak üzereyken bir kedi, pencerenin buğusuna düşmüş sözler sabah güneşiyle çözüldü ve akıp gitti.. bu, tıpkı düşme ve kedinin fırlama hızına eş, yaşadıkları kadar kısa bir çözülmeydi.. işin garip tarafı şu ki bugün değilse bile yarın yüzüncü yaşını ve kediyi de zaten göremeyecekti dişlerinin arasında bir güvercinle içeri girerken atladığı o pencereden.. ** y.a

döngü

Resim
* bir an aklımdan şunlar geçip gitti ; bana öyle geliyor ki uzayda hiç sapmadan düz bir doğrultuda seyahat ediyor olsaydık, tıpkı dünyada olduğu ve olacağı gibi yine başladığımız yere varırdık.. herşey içinin bir kopyası olarak dışına vuruyor, ve bu kopyalar sürekli bölünerek çoğalıyor, belki şekil değiştiriyor ama özünde aynı çekirdeğe bağlı.. * hani internet insanlara özgürlük sunuyordu.. böyle bir tanım var, ve belki de bu internete özgü bir özgürlüktür.. iş te ben ona kümes özgürlüğü diyorum.. geçmiş yüzyılları, diğer tüm tarih öncesi çağların birikimine günümüz teknoloji ve kültürlerini de ekleyerek edindiğim fikir şimdilik şu ki; insan kendi adına ne kadar ileri giderse gitsin, neyi keşfederse keşfetsin, gittiği yerde mutlaka gruplaşacak, ve mutlaka bir kümesçilik olacak.. * ısrarla mail yoluyla facebook, twitter gibi büyük kümeslerden bana taciz atışları geliyor.. demek ki ilericilik, gelişme diye bir şey yok.. hep aynı tutkuyla birbirimize bağlanıyor, kopmak istemiyoruz.. ya...

özgürlük

* - akvaryumdan zıplayan balığın öyküsü.. özgürlük nedir diye sordum insana.. kafasını kaldırıp parmağıyla bulutları işaret etti.. ve bana özgürlüğün kuşlar gibi uçmak, gökyüzünde süzülmek olduğunu anlattı bilgece.. ben de uçarak gidip kuşlara özgürlüğü sordum ; kanat çırpmaktan yorulmuş, ve su içmek için konacak bir göl kenarı arıyorlardı.. içlerinden bilge olanı aşağıda tozu dumana katarak göle doğru ilerleyen ceylan sürüsünü gagasıyla işaret ederek ; -şu yaramazları görüyor musun.. ne güzel olurdu keşke biz de karada onlar gibi zıplaya zıplaya, neşeyle koşabilseydik dedi.. hemen yere inip toz dumanın arasına karıştım.. ceylanlar o kadar hızlıydı ki neredeyse onlara yetişmem mümkün değildi.. yine de o telaşın içinde bilge ceylan bana özgürlüğün susuzluktan önce peşlerine düşen şu aslanlardan kurtulmak olduğunu söyledi.. rahatsız etmek istemezdim ama kovalamacanın ortasında bilge aslana da aynı soruyu sorma cesareti buldum kendimde.. zaten bilse bilse o bilirdi, ne de olsa herkes...

varlık bilmecesi

Resim
* ben, "tanrı yoktur.." diyorsam; "tanrı vardır.." "tanrı vardır.." diyorsam; "tanrı yoktur.." ** y.a

varlık

Resim
* hemen şimdi söylemeliyim ki yaşadığımız evrende, soluk aldığımız şu gezegende “herşey” vardır.. “yok” ise tamamen bize ait bir uydurmacadır.. evet, biz görebildiklerimiz, tutabildiklerimiz, ve anlayabildiklerimiz için "var" deriz yalnızca.. “yok” ; bize anlamsız gelen “herşey”in bizzat kendisidir.. şu halde “yok” demek, aslında var olanı bir çeşit inkâr sayılabilir mi..? bunu elbette sözlüğe böyle yazamazdı kimse.. devletler kendi dillerinde onu anlamlı, ve kulağa daha hoş gelecek bir şekilde tanımlamalıydı, işte bu yüzden sözlüklere “yok”un karşılığı olarak hakkında “var olmayan” diye not düştüler.. böylece "yok" kesin bir şekilde "var" ile ilişkilendirilmiş oldu.. yok; yani "var olmayan".. "var"ın hiçbir zaman kabul görmeyen üvey kardeşi.. ben böyle söylediğim zaman birileri coşup şunu sorabilir hemen ; - öyleyse tanrı yoktur.. savı geçersiz olmaz mı ? sav ; iddia, bir önerme.. bu öyle bir kesinlik ki artık "yok" ne der...

visual training

a film by frans zwartjes - 1969

goldie

Resim
ve goldie dokuz doğurdu! meme savaşları.. en güzel yastık.. siperde uyuyan iki nöbetçi.. süt cephesinden son görüntüler.. cephe gerisinde dinlenen askerler.. yorgun bir meme savaşçısı.. goldie ana ve yavrular..

diş

Resim
* benim için diş ağrısının yeri bambaşka.. onu farklı ve özel kılan şey, ağrının ta kendisi.. sol yanım tamamen acıdan uyuşmuş durumda.. şu an azı-lı bir diş, "kemikleri sızlatmak.." deyiminin hakkını fazlasıyla vermekte.. aslında ne menem bir şey olduğunu detaylıca yazabilirdim fakat buna gerek yok, ne de olsa diş ağrısı anlatılmaz, yaşanır.. ** y.a

Gerçek

Resim
* aynı şeye dair birden çok doğru olsa da herşeyin kendine has yalnız tek bir gerçeği vardır.. ve biz, en basit gerçekleri dahi bilmekten yoksunuz.. gelişebiliriz, üzerinde çalışabilir ve ilerleyebiliriz, çok yüksek bir teknolojiye sahip olabiliriz, zamanla belki gezegenler arası ışık hızından daha hızlı ya da daha pratik yollarla seyahatler de yapabiliriz, ama ne yaparsak yapalım, öğrendiğimiz şeyler sadece kendi doğrularımız olarak kalacak.. örneğin bir kaşık nedir ; onun farklı dillerde tanımı vardır, ve farklı doğruları.. kaşığın şeklinden, onu tutuşumuza kadar değişiklik gösteren çeşit çeşit doğrulardır bunlar.. peki gerçek nedir..? kaşığın metal alaşımdan yapıldığı mı ? yeme içmeye yarayan insan icadı içi çukur bir alet edevat olduğu mu..? olsa olsa bunlar da kendi başlarına birer doğrudur sadece.. işte bu yüzden doğru varsa, yanlış da vardır.. öyleyse nedir gerçek.. ? kısa bir sessizliğin ardından mırıldanarak şu cevabı veriyorum ; - ne gerçeği.. ? ** y.a

Kumanda

* bunaltı arttıkça, eğlence sürekli yükselen bir trend olacaktır.. evinde kendini daha huzurlu, mutlu hissedenlerin yaşantılarına bir gözat.. - ki bu başkalarını gözetleme, yani röntgencilik de başlı başına popüler bir trend..- onları her zaman ince kenarlı çerçevelerde bekleyen tuhaf, içinde renkli fakat karmaşık dizilerin oynadığı, çuval dolusu para dağıtılan ve şöhretin kapısını aralama vaadindeki yarışma programlarının giderek artan reytinglerine de bir gözat.. artık çok az insan o çerçeveden ve kapıdan dışarı çıkmak, gezip dolaşmak istiyor.. çıkanlar ise evlerine stok yapma telaşında, ama buna gerek yok, zaten her programın ve dizinin tekrarı var.. tüm bunları sizin için sizin yerinize düşünenler de var.. beyin faaliyetleriniz ne kadar da durağanlaştı.. herşey sabit bir mekanizmanın küçük kumandasından ibaret, 1, 2, 3.. aç ve kapa.. peki bunaltıyı yaratanların farkında mısınız.. kumanda üzerinde hangi rakamla işaretlendiğinizin, ve kimler tarafından düğmenize ba...

Kordon

Resim
* doğumla gelen bir mesaj vardır; bağlanmayacaksın.. bu yüzden doğa, ilk hamlenin kordona yapılmasını zorunlu kılmıştır.. fakat ne gariptir ki daha ilk günden herkese ve herşeye karşı bir bağımlılık başlar.. hadi bunun zorunlu olan kısmını geçelim demek isterdim, ama orada bile abartılı birşeyler oluyor.. örnek verelim; anne baba ne için vardır.. aslında tamamen kendi gücünü bulup ayakları üzerinde durana kadar çocuğu yedirip içirmek ve yaşadığı toplumun trafik kurallarını öğretmek için vardır.. nedir bu kurallar; büyükleri saymak, küçükleri sevmek, binlerce yıl yaşında olduğu için kutsal sayılan bir takım gelenek ve görenekler, inançlar, vesaire.. bu yanlış eğitimin özünde ise öğrendiğin şeylere bağlanmak koşulu yatar.. ne öğreniyorsan ona bağlanmalısın.. bu, karşıt bir fikir, davranış, ve bir düşman bile olabilir.. ona bağlılığın düşmanlık olmalı.. yakınların, çevrende gezinen insanlar, dayıların, halaların, kuzenlerin, onların kuzenleri (yani kardeşlerin..).. her tanışma ve yakı...

İğne

Resim
dead man's bones - werewolf heart * hayatımın korkusu.. en büyük heyecanım.. beni tetikleyen, kalp atışlarımı ve kan dolaşımını hızlandıran biricik güzel fobim.. saysam; beşe kadar gelirim en fazla, onlar da hatırlamadıklarım, yani çocukluğumdan kalma aşılar.. kaynayan bir şırıngadır korkularımın kaynağı, kocaman hakiki camdan fanusun içine çekilen renkli sıvının boru misali bir iğne deliğinden geçerek damara zerkedilmesi.. her ne kadar fobi desem de bu acıyı, bu korkuyu sevdim yıllardır.. oysa şimdiki iğneler nasıl da komik görünüyor.. renkli bonibon şekerleri.. minik plastik tüpleriyle lastik gibi esnekler.. böyle fobi mi olur.. korku dediğin böyle mi olur.. vahşi bir ayıdan korkmalı insan, aç köpekbalığından, yılandan ve tüylü ayaklarıyla dev tarantuladan korkmalı.. heyecanı sonuna kadar yaşamalı.. oysa şimdi elimde korkacak hiçbir şey kalmadı.. korkularım olmadan ben ne yaparım.. kaçıyorum fobimden ama o kadar hızlı ve nefes nefese değilim artık.. eskisi gibi heyecanlı olmuy...

Zehir

Resim
dr. phibes rises again (1972) Rjou Lilah from Kamal Ben Hicham on Myspace . * “içim çalkalanıyor sahip, duygularım karmakarışık.. “ dedi kadın.. “öyleyse hiç durulma sultanım.. belki de iyi bir karışım için gerekli olan budur.. “ “ya zehirse.. ya tuzaksa çadırı aralayıp içeri giren dost.. “ “uzak dursun zehir tatlı kadehimizden.. dostlar.. ah.. onlar ne bilir ağız tadını.. kim bilebilir dilinin milyonlarca pütürlü tadını benden başka.. korkma sen, içini ferah tut..” “yukarıdan aşağı bakmak sana kolay emirim.. lâkin üstüne düşen tek şey sanırmısın ki hilalin altında uyuyan develerin gölgeleri.. bir koku almaktayım nicedir içimi, gözlerimi yakan.. “ “o güzel gözlerin, keskin burnunla neden meydan okursun çöl farelerine.. bu çadıra girmeye cesaret edecek delinin tadına bakacağı son şey işte şu çeliğin tadı, gördüğü son parıltı hançerimin olacak.. hangi akıl onları buraya davet ederse varsın etsin, kime hayır dedim, kim diledi de ona ölümü vermedim.. bilmez misin ki ...

Besin

Resim
* tüm canlılar adına soruyorum, bir şekilde yaşamakta olan bütün türler adına.. hayatın özünde yatan itici güç şudur ; beslenmek.. herşey birbirini yer.. yaşamın anlamını aramak beyhude.. var olana bir anlam katmaya çalışmak yararsız.. en yetkin akıl sahibi insandan, çamurda gezinen sülüğe kadar nefes alan, almayan, kıpırdayan, ve kımıltısız herşey için gerekli olan tek şey budur.. yemek.. böylesine güçlü bir bağımlılıkla ve iştahla birbirimizi yediğimize göre, artık hangi erdemden bahsetmeliyiz..? ** y.a

Human Art

Resim
(via blackmedic)

Kahve

Resim
* kitap okuduğumu görenler; kitap okuduğumu sanıyor.. hemen önümde bir çift ateşli ateşli tartışmakta, kahveleri çoktan soğumuş, ve bu durum beni geriyor.. kahve sıcak içilir diyorum içimden.. aniden kalkıyor kadın.. bıktım senden, bu kıskançlıklarından, kimseye hesap verecek değilim bu yaştan sonra, sakın bir daha beni arama! diyerek hızla oradan uzaklaşıyor, bunu yaparken dizini masaya çarpıyor ve kahvesi dalgalı bir deniz gibi çalkalanarak masanın kenarına doğru taşıyor.. onunla birlikte adamda kalkıyor ve ani bir hareketle kadının bileğini boşlukta yakalıyor.. bu durum beni daha çok geriyor.. kahve zaten soğumuştu, şimdi ise neredeyse yok yere ziyan olmuş, ve masa da kirlenmiş.. bırak kolumu! diyor kadın kolunu kurtarmaya çalışırken.. daha önce hiç duymadığım ama anladığım türden bir ses duyuyorum, kadının kolu çıkıyor.. acı dolu bir feryat.. olduğu yere yıkılarak bırakıyor kendini, adam beline sarılıp bir kütük gibi devrilmesine engel oluyor kadının.. garson koşarak kolonya ve me...

Kedi

Tersdüz

Resim
müzik ve görüntü, bir de kurgu; harika bir üçleme olmuş, defalarca izlenesi.. izlendi de.. **

Dinazor

Resim
* onlar tükenmedi, evrildi.. **

Çizgi

Resim
glen hansard & marketa irglova - if you want me **

Maske

Resim
* insan ölüsü, hayvan leşi insan ölümü, hayvan telefi ne biçim bir şaka.. kim, kimi kandırıyor binlerce yıldır.. ölümün kendisi gibi anlamı da tektir oysa, çoğalmaz kara delik, sadece yutar.. böylece leş ve ölü birlikte telef olup gittiler zihnimin mezarlığında.. en azından bir konuda ayaklarım yere sağlam basıyor artık.. çünkü toprak çekiyor beni.. çünkü susuzluğumun sadece boğaz kuruluğundan ibaret olduğu günler geride kaldı.. kalbimin çılgınca körüklediği bir his giderek bedenimi daha çok sarıyor, kan yürüyor gözlerime, kırmızıya bulanıyor aklar.. ve beynim bir alev topu, sıkıştığı yerde dönüp duruyor.. daha fazla dayanamayıp salıveriyorum ağzımdan dışıma ateşli bir uçurtma ipi gibi boğazıma düğümlenmiş şu cümleyi; insan, et ve kemikten başka birşey değil.. geriye kalan ne varsa işte odur erdem maskesinin ardına saklanmış anadan üryan sırıtan azılı katil.. ama gözlerim yakaladı gözlerini.. bir karışımı geçmez derinliğin.. bir gecede yaktım seni insan, onu hayvan diye tanımladığın ki...

Nefret

Resim
the beatles - i want you (she's so heavy) * aslında, yazmış olmak için yazmaktan nefret ediyorum, ve evet, bunu yazmaktan da.. nefretin kendisinden dahi nefret ediyorum ki nefret ediciyim kısaca.. söylesene kim tatmin edebilir beni nefretten başka..? “sevgi.. o herşeyin üstündedir..” “nefretin bile, öyle mi ?” “evet nefretin de üstünde..” “öyleyse ondan da nefret ediyorum..” “neden..?” “beni ezdiği için.. derler ki sevgi herşeye değer.. kucaklar seni, sımsıkı kapanır üstüne, örtüsü altına alır.. doğru ya kimin hoşuna gitmez yumuşak, sıcacık bir yorganaltı.. “ “ o zaman sorun nedir..?” “ üşümüyorum.. bu bir sorun mu..?” ** y.a

Düşünce

Resim
david bowie - space oddity * demir parmaklıkların bu tarafında ya da ötesinde olsa ne yazar ; doğuştan yataklık ediyorsa düşüncelere iflah olmaz bir yazar.. - bu aynı zamanda bir soru, bu cümle de işaretin kısaca kendisi.. * aklımda yığınla düşünce.. altımda mı demeli yoksa.. yatağın altına itilmiş tozlu, o zavallı kitaplara nasıl da benziyorlar.. hem ne farkeder öyle olmaları.. nasıl olsa hepsi de kendi sayfasında uzman, acımasız ve soğukkanlı seri katili değil mi harflerin, onlardan üreyen kelimelerin, bir sürü cümlenin, ve onları güden paragraf çobanlarının yok edici muhteşem virüsleri.. öyleyse bırakın yerlerde sürünsünler, benden uzak, ve beter olsunlar.. yazarak öldürmeli hepsini bir kalemde.. değil mi onlar zihnimi doldurup taşıran, geceleri uykumu kaçıran, beni bir bardak rüyada boğanlar.. ne güzeldir oysa düşüncesizlik, berrak bir su gibi.. kim korkar onun dalgasından, yeter ki bulanık olmasın.. işte bu sıkıntıyla doğruldum ter içinde yüksek ateşten.. kafamı da o zaman çarptı...

Düşünlerim

Resim
the smiths - rubber ring "you are sleeping, you do not want to believe.." * inanmak istemeseniz de aşk, bir zamanlar yoktu.. onu ellerinizle yoğurarak siz var ettiniz.. ateşe atıp bir güzel pişirdiniz.. şimdi yanan sizin eliniz, sizin kalbiniz.. ve yine ister inanın ister inanmayın aşktan çok daha önceleri, cinsellik vardı.. o, tüm yaşam tarihi boyunca varlığını olanca gücüyle sürdürürken doğada ona karşı saf değiştiren tek varlık insan oldu.. diğer türler çılgın bir görev aşkıyla üstüne düşeni kusursuzca yerine getirirken, insanlar bir masanın etrafında toplanmış aralarında kurallarını ve yasaklarını kendilerinin belirlediğini sandıkları bir oyunu oynuyorlardı.. ahlak oyunu.. bu oyunda ahlakçıların ellerinde önemli ve kutsal saydıkları aşk varken, cinsellik avuç içinde, ceketin gizli bölmesinde, apış aralarında gizlenen yegane karttı.. oyunun gidişatını değiştirebilecek güçte bir joker.. oysa asıl oyun doğanın bizzat kendisinin yönettiği oyundu.. kurgusu elimde şekille...

Kokteyl

Resim
(by thomas allen) * - bir sarhoş için dolu kadeh, herşeydir.. * siyah ve saten.. libidoyu körükleyen bu iki kelimenin bütünleşip şeffaf bir örtüye dönüştüğü yer handanın pürüzsüz, buğday rengi sırtını açıkta bırakan yırtmacı ayak bileklerine kadar inmiş derin dekoltesiydi.. bu, ilk bakışta ince bir yarıktan sızan gün ışığı, ikincisinde güneşin batışındaki kızıllık, ve dayanamayıp tekrar baktığınızda ise geceyi aydınlatan bir kadın teniydi.. etrafında turlayan azgın sürünün bakışlarına aldırış etmeksizin bara yöneldi.. onun için çoktan hazırlanmış olan vişne, limon, portakal ve brendi karışımı kokteyli, barmen içi inci dolu bir kaseyi sunar gibi özenle handana uzattı.. fakat bu ilk kadeh takdimine hiç de yakışmayan bir tarzda hızla kadının ağzına boşaldı ve memnuniyetin ifadesi olarak kenarına bırakılan çürük vişne rengi lekesiyle boş kadeh; dolusu için barmene gönderildi.. barmen ikinci kokteyli hazırlarken, kadın etrafında kümelenmiş erkek sürüsünü incelemeye başlad...

Zıkkım

Resim
- sahibinden satılık çağ, fiyatta anlaşılır.. * tartışıyorlar.. konuşuyorlar akıllarına ne eserse o gün.. maç sonuçlarını, kavgaları, açılan pankartları, açılımları, ve açılamayanları, herşeyi ama herşeyi konuşuyorlar.. fakat yediklerini içtiklerini konuşacak halde değiller.. önlerine konulan bardağın içine göz ucuyla bile bakmıyorlar.. birileri kimlik, vatanseverlik gazıyla alevlenirken, ağızlarına tıkıştırılan şeyin salatalık tadında bir patlıcan olduğunun farkına varamıyor.. evet siz de yapabilirsiniz, gerçekte bu tadı almak mümkün; gözlerinizi, kulaklarınızı ve burnunuzu kapatıp taze bir patlıcanı ısırmanız yeterli bunun için.. denemesi bedava.. ama buna da gerek yok.. artık göstere göstere yedirecekler o patlıcanı hıyar diye.. ne de olsa genetiği değiştirilmiş gıdaların ithalatı artık serbest bu ülkede, ve üzerlerinde bir uyarı etiketi de olmayacak.. neden ? çünkü haksız rekabete girer durum.. seni değil, onu düşünüyor, yani popüler deyimle; çaktın mı mevzuyu..? ins...

Rüya

Resim
by andrew davidovsky * rüyamda binlerce sayfa yazmıştım.. ne kadındı.. gözlerinde bir alev titriyordu, üşüyordu soğuktan.. ona baktıkça dudaklarını okuyor, gözlerini yazıyor, içimi ısıtıyordum.. uyandığımda sonunda romanın, kalkıp bunları not aldım.. yeterliydi.. * en zevk aldığım andır uyanmak ortasında uykunun, böylece benimle birlikte uyanır rüyalar.. yatağım kalabalık, ve örtü yetmez düşlerime.. * uyumak isterim uykuyu beklemeden yumuşacık yatağa gömülüp iniltili yağmur tanelerini dinlerken kırbacını asırlık bir fahişenin sırtına indirip sapkınca boşalan bulutların.. * okumaksa, erotik hikayeler okumak isterim içinde aşkın hüküm sürmediği gücünü derinliklerinden arzularından ve bilinmez kaynağından alan rüyaların.. ** y.a

Retro

Resim
dead moon - a fix on you * **

Ağız Tadı

Resim
* yapayalnızım.. öyle ulu orta konuşamam, yazamam bile.. nefes almak mı bu ? sanki hep alıyorum da bir türlü veremiyorum.. akmıyor içimden dışıma koyu ırmaklar, kaynağı nerede bunların biliyor muyum ? insanın insanı yemesi acıtmıyor içimi.. varsın afiyetle yesin, bir şey demem.. üstüme batmasa da çatal bıçak.. ve bir dilim acı pasta olsam da sessiz sakin bir köşesinde sofranın; duvarlarım daha ne kadar dayanır bu güçlü akıntılara.. ırkçıları sevmem, karşıtlarını da.. anarşist ruhlu devrimci gençlerin ayak seslerine kulaklarımı tıkar, kaparım gözlerimi gelen her türlü ışığa bir kayanın dibine yuvalanmış o soğuk fenerden.. sınırlarınız kadar sınırlısınız benim için.. ülkeleriniz kadar tanımlı, söylemleriniz kadar sıradan, ve fikirleriniz kadar uzaksınız bana.. biri, insanız mı diyor; ürkerim ondan.. titrerim baştan ayağa.. anlatmasın artık kimseler bu masalları, sunmasın içinde kutsal sular fışkıran sözde pınarları.. bunlar sizin işinize yarar, çünkü insan olan sizsiniz, ve ta...

Kurban

Resim
by rodolfo amoedo (1857 - 1941) * onu, suç mahallinde sayıklar halde bulduk ; ben, kaçırılması gereken, kaçırılmayacak olanım.. yazar değilim, parmak izi bırakmadan yazanım.. okur değilim, okurum.. görür değilim, görürüm ve ben sanki değil, gibiyim.. gibi de değil, öyleyim.. öyle değil böyle işte.. böyleyim.. röntgenci komşuların ifadelerinde, günler, geceler boyu karısının onun için yazdığı kitabı elinden hiç bırakmadığı anlaşıldı.. sürekli tehdit edildiğini, birilerinin onu öldürmek istediğini söylenip durmuş.. sonra ne olduysa son sayfasında kitabın.. karısını uykusunda sessizce boğmuş.. ardından polisi arayıp onu yastığın öldürdüğünü söyledi.. kollarının ve bacaklarının arasından zor aldık yastığı.. delik deşik etmişti bıçakla.. üzerine bir takım şekiller, bir şeyler karalamış.. pek okunmuyor, anlaşılmıyordu.. zaten önemli değildi.. nasılsa katili yakalamıştık.. ve ne de olsa dağılmış bir mürekkebin sızdırdığı hiçbir şey delil olamazdı.. kelepçeleyip ora...

Oyun

Resim
let's play the game.. * insanlar barış içinde olsaydı, dünyada bugün olduğundan daha fazla kan akardı.. yani oyuna geldiniz, henüz en başındayken oyunun.. varlığına inanıp barışın, uğruna savaştınız.. ** y.a

16 horsepower

Muştu

* dinle beni kaosun sahte muştusu, zavallı elçisi dilsiz rüzgârların.. ben, saçları, akılları karıştıranım iyi dinle.. gör bak gri bir toz bulutu muyum sadece.. bana şeklimi veren, senin nefesin.. ağzım, bir yanardağ ağzı gibi kaynıyor.. ne çok şey birikti içimde.. sustum binlerce yıl.. kusmadım ucuz öğretileri, kutsallığa övgüleri, insanı yüreklendiren yürek yakıcı bitmez tükenmez arsız ve ulu fikirleri, çılgın zikirleri, lanetli savaşları, savaşlara anlam katan o tatsız tuzsuz dinsel ağıtları, ve ağıt körükleyici başıboş feylesof sözleri.. tam da yeter derken boğulur cümlelerim birkaç yağmur damlasının ertesinde, ve düşer çiğ meltem taneleri gibi yüzüme tatlı gözyaşın.. bir baloncuk patlar dudağımın kenarında.. ne çok sevdi seni yanardağım.. seni ne çok sevdim suskun aşkım.. benim güzel asi tomurcuğum söküp ayaklarını sürüyerek kaçsa da.. o yalnız benim.. renkli balıklar gibi yüzerken içimde duygularım, ağzım, dingin bir göl birikintisine yataklık ediyor şimdi.. artık beni ne yağmur...

Düşünlerim

Resim
by enki bilal clint mansell - death is the road to awe * zamanla hakikat çıldırtır insanı.. ve normaldir bu.. çırpınır durur bir süre delilik sularında, kendi girdabını yaratır, boğulur bazıları.. direnen de olur.. o dirençli adam neredeyse bu çılgınlık hissinden uzaklaşmış, ve hakikati bağrına basmıştır.. ama diğerleri, yani uykulular izin vermezler buna.. delilik halinin devam etmesi için gömleği giydirir, sırtına mührü basarlar ki onu gören gözlere başka hiç kimse inanmasın diye.. ve böylece deli, sadece en yakın dostuyla, hakikatle avunur, tek kişilik hücresinde, tek başına.. saatin tik tak sesleri gibi gidip gelir ken yaşam ve ölüm.. yaşam ölür ölüm yaşar.. * ışık farklı bir açıdan gelseydi damarlarım görünürdü, daha farklı bir açıdan gelmeye devam ederse, kemiklerim.. bazen de öyle bir açıyla yakalar ki beni, ortada öylece kalır iliklerim, çırılçıplak.. ışık güneşten geliyor elbette.. ve gözlerime çarpıp aksi yöne, sana doğru binlerce açı çiziyor.. * gece aniden uyanıverdim.. ama...