Esaret
*
adı bu..
hayvanat bahçesi..
*
kafesler,
yüksek duvarlar ardında
timsahlar,
hipopotamlar,
zürafalar,
aslanlar, maymunlar,
devekuşu
ve kartallar,
filler,
boz ayılar,
kutup ayıları,
bengal kaplanı bile var..
giriş beş lira..
yiyecek vermek yasak..
bazı kafeslere,
iki metreden fazla yaklaşmak da yasak..
hepsini ziyaret ettim,
gözlerine bakıp
onları dinledim,
onlarla konuştum..
geyik yapmıyorum,
gerçekten konuştum onlarla..
ve size iletmemi istedikleri bir mesaj var..
*
kafeste olan bizmişiz..
*
ziyaretimize gelmişler konteyner içinde,
büyük vagonlarla ve kocaman tırlarla gelmişler..
uzun, çok uzun bir yol,
“ama değdi..” diyor bir çöl devesi o uzun boynunu yüzüme yaklaştırıp, köpüklü ağzıyla saçlarımı yalarken..
“çünkü..” diyor bir kobra tıslayarak araya girip,
“birinin esaretten kurtulmasının yolu belki de diğerinin esaretidir..”
ve kızıl yeleli bir aslan kükrüyor, “bu nasıl bir şey..” diyor.. “ yerle gök arasında yaşarken kafatasının ve kaburgalarının içinde hapsolmak, nasıl bir duygu..“
iki adım geri çekiliyorum bu soru karşısında..
“aramızda konuşurduk ama bir türlü anlamazdık, bize o kadar saçma gelirdi ki sonunda ağır adımlarla bile olsa, yanınıza gelmeye, ve esaretinizi yerinde görmeye, size yardım etmeye karar verdik..” diyor koca fil, gerisin geri çekilirken aslan..
yosunlarla kaplı iri ağzını sonuna kadar açıyor bir hipopotam,
“ben demiştim..” diyor, küçük kulaklarını timsahların olduğu yere doğru bir periskop gibi dikmiş, bulanık suyu höpürdetirken,
“ama dinlemediler, gereksizdi.. nasılsa insancıklar gelecekti bize, o zaman hep birlikte görecektik ve evet böyle de bir tür varmış diyecektik, hayvanlar aleminde kulaktan kulağa dolaşan sefil insanlara dair efsanelerin hepsinin gerçek olduğunu anlayacaktık..”
“zaten..” diyor davetsiz bir misket faresi..
“sizin gelişiniz nasıl olsa bize zarar verecekti.. daha önceleri de olduğu gibi..”
ve yaşlı gorilin omzundan atlayıp kafesten sıvışıyor alay edercesine.. ardına bile bakmadan hızla o küçük özgür deliğine atıyor kendini..
“aldırma sen ona..“ diyor goril kaşınırken.. “evet böyle olacağını önceden biliyorduk..ama kalsaydık da zarar verecektiniz bir şekilde.. ve hiç hoşgörülü olmayacaktı karşılamanız..”
“ama sen burdasın ya.. inan buna değdi..” diyor güzeller güzeli bir kuğu, teselli etmek ister gibi, süzülürken hüzünle..
ve bir devekuşu ağır ağır geçiyor asırlık kaplumbağaların arasından,
sert gagasını vurarak tel örgülere tam konuşacakken,
bir alaca kartal ötüyor,
sus dercesine..
o asabi bakışları, azametli kanatlarıyla küçük kafesinde ordan oraya uçuyor,
başım dönüyor izlerken..
kafesine yaslanıyorum,
yarı uykulu,
yarı canlı
ve cansız bir
boz ayının..
görevli düdüğünü çalarak bana doğru koşarken
çelimsiz,
minik bir ceylan zıplıyor,
“susun.. yeter.. rahat bırakın onu..” diyor..
ve tüm hayvanların hepsi,
bir ağızdan
susuyor..
*
o zaman anlıyorum..
girişi
beş lira olan
bir dünyanın
kafesine
mahkum
bir ceylanın
bir ayının
bir yaban atının
tüm o güzel,
özgür hayvanlarıno derin gözlerinde
bir fare gibi
kaçacak deliği
bile olmayan
insanın,
esaretini izlediğimi..
*
yavaşça doğrulup
iki adım geri çekiliyorum,
kafesimden..
**
y.a

Yorumlar
Yazılanlar çok etkileyici..Teşekkürler..