Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Geri sayım

* geri sayım başladı.. ondan dokuza doğru, dokuzdan sekize, sekizden yediye, üçten ikiye, ikiden bire, ve birden bire birşey oldu.. düğmeye basmadı.. fişi çekmedi kabloyu kesmedi uçağa binmedi otobüsle gitmedi aramadı ve telefonu açmadı su içti ama o hapı yutmadı sonra da ışığı kapadı.. ** y.a

Kayıp Kent

* onbin yıllık antika.. bir gözyaşı şişesi, ve yanında topraktan yeni çıkmış pahası tozunda, eski bir el yazması.. müze yolunda aniden önlerine çıkan ihtiyar; bakınca yüz yaşlarında ve yüzünde binlerce yıl gömülü çizgilerin arasından, geceden koyu bakışlarıyla iki görevliyi süzerek bir silah gibi doğrulttu asasını, sakin bir ses tonuyla şişeyi ve el yazmasını istedi.. bir gece vakti karanlık giyimli, eli sopalı yaşlı bir kaçık.. çok güldüler önce bu haline, korkularını gizlemeye çalıştıkları gözleriyle.. üstelik iyi de olmuştu, uykuları kaçmıştı, ve zaten yazma dediğin nedir ki, şişe desen binlerce benzeri var müzede.. işte bu bahaneyle uzattılar şişeyi, el yazmasını.. ve hiçbir şey olmamış gibi donuk bakışlarla müzenin yolunu tuttular.. ihtiyar adam şişeyi yan cebine, el yazmasını ise özenle katlayarak karanlık ceketinin iç cebine yerleştirdi, ve kazı yapılan antik kente geri döndü.. kendinden emin bir şekilde dimdik yürüyerek geçip gitti uyumakta olan süreyyanın, asis...

şah mat

Resim
* parmaklarımı şıklatırım, ve sen oynarsın.. ben, yeni tanrın.. sense hep, aynı soytarısın.. * hayatları ağırlık kaldırıp indirmek, durmadan terlemek ve hep terlemekle, amino asitlerle beslenerek geçip gitmiş iki geçkin ve devasa vücut geliştirmeci, artık son oyunlarını oynuyorlar.. odaya, boyaları solmuş ağır bir ahşap kokusu hakim.. usta işi mobilyanın, ince gümüş işlemeli raflarında bir dolu kitap yığınına, yaşamları boyunca kazandıkları madalyalar, altın heykeller, gümüş plaketler eşlik ediyor.. bir rozet, bir kemer daha koyacak yer kalmamış.. boynundan alnının ortasına kadar mavi çatallı bir yol izleyen, şişkin şah damarından gürleyerek akan kanı, sağ elinin işaret ve başparmağının baskısıyla durdurmuş olan borodin; otuz dakikadır rakibinin son hamlesini beklemekte.. karşısında oldukça düşünceli ve biraz da tedirgin görünen kişi; kendisine vücut geliştirme sporunu sevdiren, ve bir keresinde de tonlarca ağırlığın altında ezilmek üzereyken hayatını kurtaran, tüm camianın hayran ol...

Yazgı

* işte, bir an geliyor, içimde dizginlenemeyen bir şey, kopup derinlerimden, tozu dumana katarak ağzıma, gözlerime, ellerime hücum ediyor.. ellerim titriyor o anlarda, gözlerim kararıyor ki sanırım bu da kalkan o toz bulutundan olsa gerek.. ve boğazım kuruyor.. bir telaş içinde başıma silah dayanmış gibi, ve kalbim, beni durdurmakla tehdit ederken, heyecandan ucunu kırıyorum kalemin, nerde şu kalemtraş.. yok.. bulamıyorum.. aç bilgisayarı, aç bir word sayfası, eyvah pil bitmek üzere, koştur koştur fişi tak, tabii o arada ellerim de terlemiş, vıcık vıcık, klavye tuşlarına bastıkça parmaklarım bataklıkta ilerlemeye çalışıyor, ya da kendi terine batmış kayıp duruyor, tırnaklarım yine uzamış bu arada.. ve klavye aşınmış, ve işte, bir türlü doğru dürüst yazamıyorum.. sonra, bir de o kadar yazdıktan sonra, yazdıklarım, yanlış bir tuşla silinmesin mi.. olmuyor.. ee ne yapalım.. ne yapayım.. sonra telefon çalıyor zırıl zırıl.. zaten başka zamanlar hiç çalmaz.. ne zaman içimdeki bu hayvan diz...

Maske

* evet, mutluluk bir tablodur.. doğrudur evet.. duvarlara asılır, ya da bir madalyon gibi boynumuzda salınır.. belki de mutluluk, ışıldayan madeni bir para.. ve ne kadar ışıldarsa gözlerimiz, bizi o kadar mutlu gösterir.. değil mi derdimiz ; dost, düşman, komşu ve akraba, bir bakkal, ve bir uçtan öbür uca sokağı turlayan, her gün aşina olduğumuz yüzleriyle bastonlu, şapkalı, şemsiyeli, genç ve yaşlı, yorgun ve fileleri ağzına kadar dolu pazar kadınları, eteğini ikide bir çekiştirmekten, bir nefeslik rüzgârda dağılan saçlarını toplamaktan bıkmış, şişirip pembe yanaklarını oflayan puflayan o işveli genç kızlar, peşlerindeki oğlanlar, dünyadaki tüm yayalar.. bizi hep güler yüzlü, mutlu görsün, mutlu bilsin.. ve kapanınca evlere akşam, ya da kör bir sabah vakti iş dönüşü gece vardiyasından, çıkarırız boynumuzdan madalyonu, rafa kaldırırız mutluluğun yaldızlı kitabını, belki de hiç dönüp bakmayız duvarımızda asılı duran tabloya, yatağa giden o küçük karanlık koridorda.. çünkü gün boyu gülen...

üçleme 2

* hayal açıp kapar ışığı bir görünüp kayboluşun.. * hayat emekler beşikten mezara ihtiyar bir bebek.. * aşk peki ben aşık olsam ama sadece aşık olmasam.. * yağmur yelken açmış yeşil yaprakla gidiyor ormana bir damla.. * canavar gülümsüyor eşsiz güzelliğiyle bir canavar.. * dünya ve altı gün sonra bir dünya bebeğim oldu.. ** y.a

üçleme 1

elvis costello - ı want you -- hırsız * kapımı çalan hırsız beklemiyordum seni hem de iki kez.. ** -- karar * ömür boyu hapse mahkum satırlarda.. ** -- özlem * ve bir kahve dumanı, en yakın bulut.. ** -- gölge * dostum benim güneşle gelen, güneşle terkeden.. ** -- düşünce * kuru bir yaprak sarısı, içime düşünce.. ** -- rüya * akdenizde uykuya dalmak.. ** -- nefes * kopmak üzere dudaklarında hanımeli bir fırtına.. ** -- çözülme * ellerin buz gibi erir avuçlarımda.. ** y.a

Rüya

Resim
  - yaşlı bir ağacın yorgun dallarında kuş yuvasıydı kalbim.. * uyandığımda henüz sabah olmamıştı ve yağmur devam ediyordu.. alnımda yağmur gibi iri ter damlaları ve biraz da ateşim çıkmıştı.. gördüğüm rüyanın etkisi altındaydım.. rüyamda, uzun yeşil otlaklar üstünde, bazen su birikintilerine girerek, bazen de ıslak ve çamura bulanmış çimenlere basarak yürüyordum.. tepenin üstünde küçük, ahşap bir kulübede yaşıyordum.. eve ulaştığımda yağmurdan sırılsıklam olmuş, ve yorgun düşmüştüm.. sobanın kurutmalığında asılı duran havlumu alıp saçlarımı kuruladım.. ıslanmış çoraplarımı çıkartıp onları da kurutmalığa astım.. bir süre yağmuru izledim, pencereme hortumla su tutuyorlardı adeta ve arada bir şimşek çakıyor, gri gökler gürlüyordu.. kalan elbiselerimi de çıkarıp sobanın hemen yanına kurmuş olduğum yer yatağına uzandım.. yüzümü sobanın yaydığı sıcaklığa doğru dönerek, arada bir parlayan, alevler içinde yanmakta olan odunları izlemeye koyuldum.. bir süre sonra yağmur şiddetini a...

Kalem

* bu, mırın kırın hali bir kalemin.. suçlu ya da yaramaz bir çocuğun işaret parmağı.. dayanmış masaya büzmüş dudağını diyecek ama diyemiyor yazacak ama yazamıyor dönüp duruyor sadece karalıyor.. işte böyle, parmaklarımla tutuyorum seni, de diyeceksen.. yaz da bileyim.. * .. bu mu son sözün.. koca bir sessizlik iki güzel nokta.. anladım seni kalemim.. tepemde yoğun, gri bir sigara dumanı ve düşüp ayaklarımın altında yarısı ziyan olmuş bir üzüm şarabı.. eskilerden hiç mi hiç eskimeyen bir ezgi çalıyorken.. bir ben bir sen içimde yüzlerceniz itişip dururken.. daha neler neler.. ve, yok daha neler diye tepinirken cümleniz.. anladım seni.. ** y.a

aylak şiir

1 ahh.. gerinirken ben dünyanın en uzun en mutlu adamıyım.. ne yatağa ne odaya sığarım.. öyle ki kapı aralığından yolun karşısına oradan pencerene tırmanırım ve, uyurken sen bir sarmaşık gibi boynuna dolanırım.. ** 2 acı iğnesi tatlı balıyla bir balarısı yuva yaptı dilime.. ** 3 adın ne ? sevgi.. ya senin sevgili.. kur mu yapıyorsun ? hayır.. fakat adını söyleyerek beni, sen ayartıyorsun.. ** 4 seninleyim her yerde bu bazen kanepe ıslak bir kaldırım taşı ya da bank olur.. bazen de otobüste iki koltuk teke düşer seninle.. ** 5 böbreğimi vuran taş gibisiniz.. kıvransam da acıyla sonunda düşen sizsiniz.. ** 6 bir gün, vurmaktan vurulmaktan sızlanıp başları dönen çekiç ve çivi, delik deşik olmuş gövdesiyle kuru bir odun parçasına yaslanır.. ** y.a

Strangers - Short Film

Bir yudum çay

* şimdi söyle iki gözüm kulağım, sevgili ağzım tüm bu olanlardan sonra hangi elim el üstünde tutar ve hangi yarım çekip içine alır beni.. belki zorlasam, en fazla markete kadar gider eve de dönerim yani dünden razı yeter ki sen iste diyor ayaklarım.. aklıma uyup evet diyorum, hadi alın götürün beni dilediğiniz yere.. çıkıp güle oynaya koşar adım, el çırparak, zıplayarak ve güneşin altında bir inci gibi parlayarak atıyoruz kendimizi parka.. sonra.. neden gülüyorsun diyor.. somurtkan ağzıyla elleri yumruk yumruk, ayakları ayaklarıma vurmaya hazır, kaskatı bir öfkeyle gözleri gözlerime düşman kesilmiş, sevgilisi tarafından az önce terkedilmiş heybetli bir yaralı.. hıncını benden alıyor azarlıyor,sövüyor, bir sürü laf, bir dolu şey söylüyor, bir de bakmışım ki bana bir yudum çay ısmarlamaya can atan o eller, titriyor.. bacaklarım iki büklüm olduğum yere bırakıyor beni, ellerim geziniyor ıslak çimenlerde kıvrılan iki solucandan başka birşey görmüyor gözlerim.. kulağımda hafif bir müzik, akl...

Doğu

Resim
beni aşkın kör kuyusuna attın belki bilmeden.. gözlerinin karasına düştüm, kimse görmeden.. ay bile kıskanır, saklanır.. sevdiğim sevgilim sen gelmeden.. ** (çöl güzeli 5 - blog yazıları) * acı ve baharatlıdır doğu.. yakar.. çünkü güneş en yakın oradan doğar.. ** y.a

Siyah Beyaz

Resim
* siyah ve beyaz güzeldir.. * debra paget marilyn monroe rita hayworth elizabeth taylor edwige fenech nadia cassini bridget bardot bu güzeli bilmiyorum..

Zehir

Resim
resim; http://www.fizzystudio.com/ sivri dişleri , çatallı dili, uzun ince beliyle, kıvrılarak sepetinde kızıl ateşler içinde n sıcak küllerime ve damarıma basa basa bir yılan, sürünüp tenime beni baştan çıkarır .. * öyle bir zehir ki girdiğinde kanıma .. * ölüm, zevkten kıvranır .. ** y.a

disco

Resim
(dancing girls from http://www.charlenechua.com)

Esaret

Resim
* adı bu.. hayvanat bahçesi.. * kafesler, yüksek duvarlar ardında timsahlar, hipopotamlar, zürafalar, aslanlar, maymunlar, devekuşu ve kartallar, filler, boz ayılar, kutup ayıları, bengal kaplanı bile var.. giriş beş lira.. yiyecek vermek yasak.. bazı kafeslere, iki metreden fazla yaklaşmak da yasak.. hepsini ziyaret ettim, gözlerine bakıp onları dinledim, onlarla konuştum.. geyik yapmıyorum, gerçekten konuştum onlarla.. ve size iletmemi istedikleri bir mesaj var.. * kafeste olan bizmişiz.. * ziyaretimize gelmişler konteyner içinde, büyük vagonlarla ve kocaman tırlarla gelmişler.. uzun, çok uzun bir yol, “ama değdi..” diyor bir çöl devesi o uzun boynunu yüzüme yaklaştırıp, köpüklü ağzıyla saçlarımı yalarken.. “çünkü..” diyor bir kobra tıslayarak araya girip, “birinin esaretten kurtulmasının yolu belki de diğerinin esaretidir..” ve kızıl yeleli bir aslan kükrüyor, “bu nasıl bir şey..” diyor.. “ yerle gök arasında yaşarken kafatasının ve kaburgalarının ...

Sarhoş Olun

* sarhoş olun.. ama neyle? şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.. ama sarhoş olun.. * ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun; yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "-saat kaç.." deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: -sarhoş olma saatidir.. * zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına.. şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.. ** Charles Baudelaire

Anne

Resim
yazacak, söylenecek, ne çok şey var.. * ama susup, sadece izliyorum yüzünde, o derin çizgilerini hayatın.. süzülürken yanaklarından, her bir damlası bir ömre bedel gözyaşların.. * susuzluktan kurumuş, gönlü kurak bir beni, sen.. ve seni ben yapan o çatlamış ellerini gözlerini kalbini.. usulca öpüyorum annem.. ** y.a

Siyah Beyaz

Resim
1928, Charlie Chaplin, The Circus, çekimler sırasında çıkan yangın sonrası.. 1964, Dr. Strangelove, Peter Sellers 1942, Casablanca, Ingrid Bergman, Humphrey Bogart 1962, Taras Bulba, Yul Brynner 1939 Gone With The Wind, Vivien Leigh, set arası.. 1961 La Notte, Jeanne Moreau 1964, Susuz Yaz, Hülya Koçyiğit, Erol Taş