Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hasta

Resim
2012,  bu her ne demekse artık.. hesabın kitabın olmadığı bir dünyada yaşarken, her nasılsa elinize bir takvim safsatası tutuşturulmuş, ve bununla yaşamanız öğütlenmiş„ şimdiden bu takvime bakıp, bir doğum gününü, milli bir bayramı, dini bir geceyi, kutsanmış rakamlarla işaretlenmiş kutsanmış günleri yeniden ve yeniden kutlamanın hazırlığına girişebilirsiniz„ geçenlerde„ geçenlerde dediysem sene 1972’de ben doğmuşum misal„ ve gün, ay, yıl denen bu kavramların içinde bir yerlerde yeniden ve yeniden, o anı yaşamak ve anmak adına sahte bir umutla bezeli hayallerle; ve işte bilirsiniz, o sırıtık gülüşlerle dolu bir dünyaya her nasılsa merhaba demişim.. cümleler boğmadan daha fazla beni, seni, birilerini; yeni yılınız kutlu olsun! y.a

boya

eline renkli ve boyalı bir fırça alıp                                                   onu beyaz ve pütürlü bir duvara salladığında duvarda oluşan lekelerin aynısını ikinci denemede, ve sonrasında, ve birçok keresinde elde edemeyeceksin, dahası öyle olsa bile, bunun                                                       bilek hareketinden çok, duvara yapışan bir damla boyanın,                   ...

hasta

daha ne olsun!  uzun uzadıya konuşulacak birşey değil bu; kısaca astroloji sapkınlıktır,, seni okumaz, yaptığı tek şey komut vermektir,, sana "otur!" demez, "oturmayı seviyorsun" der ve gizlice ayar verir, işin acıklı yanı şu ki hiçbir telkin de seni olmayı istediğin, ya da olmasını dilediğin şey ve kişi yapmaz,, bu büyük yanılgının çok uzun zamandır insanların üstüne bir karabulut gibi çökmüş olmasının önemli bir nedeni var; - toplanın, bölünün, dağılın ama dağıldığınız yerlerde gruplar halinde bekleyin, bizden gelecek tebliğ için hazır olun der.. kısaca ata sapkındır, şaşırmıştır,, ve onun soylu soyu, gelenekleriyle yaşamayı büyük bir erdem sayar, kaldı ki sapkınlıktır erdem, bir göktaşına, bir yıldırıma, bir fırtınaya, bir bilinmeyene ve görünmeyene tapacak kadar sapkın ve korkak.. y.a

zehir

zehir, kendisini bir karışımla meydana getiren kişinin ellerinde bal gibidir.. * aslında bunu anlatabilmek için başvurduğum en son yol buydu, yazmak.. ifade edebilmek için kullanabileceğim onlarca şey varken, sadece bununla yetiniyorum şimdi, yanlış da anlaşılmasın hani, kendimi ifade edebilmek için değil bu, sadece, hastalığın bir belirtisi olarak, kızaran bir yüz, terleyen bir alın, şişmiş gözler ve titreyen bir vücuda bakarak; “hasta bu!” denilmesi biraz eksik kalıyor, fakat şimdi emin olabilirsiniz; evet bu adam hasta,, kusmuyor da yazıyor .. y.a

renkler

Resim
anlaşılan o ki, gözlük daha iyi gösteriyor.. bu dil insanlığa ..   huzur bir gitar teli gibi, güzel ses verir.. iyice gerilmiş, ve kopmak üzeredir.. the end of psychology gezegenimi özledim.. dünyayı değil, o basit, belki şekilsiz, belki kara, belki de kızıl mı kızıl göktaşımı.. nasıl, ve ne şekilde bakarsan bak, istersen ışıkları da söndür, ne farkeder! o içinizden biri, ama benim içimden değil.. oradan bakınca nasıl görünüyor ? işte olan bu, beni ben yapan şeyin adı.. şaşkın kurt, bilge kurt, güzel kurt.. doktor haklı.. bugün bir dinazorla konuştum.. bir iki üç, tıp! bana bir zamanlar şöyle demişti bir zengin ; "kaşıkla yemelisin!", elime tutuşturduğu o metal şey, benden bile küçüktü.. tüm canlıların ortak eğlencesi; oyun.. aslında tüm renkler ya siyahtır, ya da beyaz.. biliyorum, kapağı a...

hasta

sağır olacağım günler sessizce yaklaşıyorlar.. benim güzel bildiğim o şeyler, hemen arkalarında, duvarla sırt arasında bir yerlerde,, artık çıplak bir odanın hasretini çekmekten yorulmuş, yine de perdesi, ve dahası penceresi bile olmayan bir evin hemen önünde eyleşiyor, kapısı yok bu evin, içi boş, duvarlarında asılı takvimler ve tablolar yok, dahası boyasız, ve tuğlasız .. şimdi onu duyabilmek için gözlerini sonuna kadar açıyor .. * “yanılıyorsunuz,” dedi mister kendinden emin, ve ekledi devamla; “belki de yanılmıyorsunuz ..” “hayır, siz yanılıyorsunuz bayım, her iki durumda da mutlak bir yanlışınız var, evet yanılıyor olabilirim, ama hayır hayır, yanılmıyorumdur belki, çünkü gözlerimle gördüm onları, yataktaydılar ve üstelik; çıplaktılar” “gözleriniz..” bunu kulağına fısıldar gibi söylemişti, sıcaktı nefesi ve yüzünü yakmıştı, kadın bir güvercin gibi kafasını aniden geri çekip şöyle bir baktı; “ne olmuş onlara?” “çok, çok güzeller.....

devlet

bir devlet inşa etmek için çabalıyor, kendi gibi onbinlercesiyle birlikte, kazık çakıcılar, tuğla taşıyıcılar, duvar örücüler, boyacılar, ustalar ve işçiler çalışıyorlar da çalışıyorlar, gün oluyor tıkanıyorlar, yorgunluktan adım atacak, ellerini kaldıracak halleri bile kalmıyor, gün oluyor malzeme eksik, yetmiyor hiçbir şey, ve bazen yağmurda, karda fırtınada başlarını sokacakları, sığınacakları tek yer hemen yanlarında giderek daha çok büyüyen bir mezarlık sadece, çok çetrefilli bir bina oldu bu, bitti, yeni ve çimento kokuyor duvarları henüz, sonra biri elinde bir makasla çıkıp geliyor, korkuyor garibanlar, korkarak ilk, boğazlarını tutuyorlar, yutkunuyorlar çaktırmadan, ama adam sakin, onları da sakinleştiriyor ve elindeki makasla kendisine uzatılan kurdelayı kesiyor sonra bir kurban kesiyor sonra bir kurban daha devlet baba .. y.a

hasta

her türden hastalığın nedeniymiş gibi görünen mikropların suçlamalar karşısında insanlardan oluşan yargı heyetine ve hakimine yaptıkları tek kelimelik savunma şu olmuş; zaaf .. y.a

hasta

Resim
nasıl yaşadığıma gelince, sizin kendi yaşamınızda yarıda bıraktığınız şeyleri ben sonuna kadar götürdüm .. üstelik sizler ödlekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz .. bu duruma göre, ben sizden daha canlı bir insan olmuyor muyum? şöyle bir daha, dikkatlice düşünün! biz bugün "canlılık" denen şeyin nerede bulunduğunu, neyin nesi olduğunu, hangi adla çağrıldığını bile bilmiyoruz.. elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız.. artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neden nefret edeceğimizi, neyi sayıp neyi hor göreceğimizi bilemeyiz.. insan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz.. "soyut insan" diyebileceğim garip yaratıklar olmaya can atıyoruz.. biz ölü doğmuş kişileriz, zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz....

hasta

canınız yanıyor değil im ? yanıyor değil mi ? canınız yanıyor um ? yanıyor mu ? yandınız mı şimdi .. öyleyse, söndürün şu ateşi  gözyaşı yerine biraz çiğ düşsün gözlerinize .. biraz üşüsün elleriniz ..  y.a

hasta

geçenlerde resmen hırladım .. sokakta bir köpektim, geziniyordum, açtım .. diğerleri bana yaklaşıp sürtündüler ve hırlamayı kes, uykumuzu kaçırıyorsun, dediler .. * denedim ama olmuyor rol yapmadan olmuyor,, vakti zamanında bir yerlerde sanki bir sahne travması yaşanmış gibi, üstelik henüz o dönemlerde kimseler de izlemezken seni, sırf ayağını burkup yere düştün diye kendi kendine ayıplanmış, kızarmışsın gibi,, ilk, doğumla başlamış kutlamalar, takılan paralar, altınlar,, sen açsın ve haliyle yapıştın memeye, bu tiyatro umurunda değil, ama onlar, o büyükler oynamaya devam etmiş ve süt gelmediğinde artık, ağlamayasın diye susturucu niyetine ağzına yalancı memeyi verip seni de oyuna dahil etmişler,, işte o günden beridir susuyorsun, sana biçilen rol bu .. oysa seni doğuran ana, seni gerçekte doğuran doğa ana hep ağlamanı isterdi, yeter ki hep beni, benim mememi istesin derdi.. ama şimdi çoktan terketmiş yerini,, öyleyse önden buyur,  bu ...

hasta

bana sapık dedi, gözlerime artık gözlerimi yere devirmenin vakti gelmiş, geçmiş karşımda utanmadan soyunuyorsun, sapık, teşhirci seni! dedi bana bunları söylerken karşımda duruyordu o an da tüm ağırlığıyla şunu anladım ki soyunmaktan daha ağır birşey varsa o da giyinmektir.. * küçücük bir farkla kıl payı gözden kaçırdığımız birşeyin adı bu,, bazen çok önemliymiş gibi görünse de, ve sırf bu yüzden elimizden kayıp gittiği için bağırıp yırtınsak dahi, onun varlığı; onu inkârımızdan çok daha net ve gösterişli bir şekilde orada öylece durur, tıpkı bir kap suda, yani bir kavanoz dolusu berrak suda yüzen küçük ve sarı bir balık gibi.. biz ona bakarken kendimize bakıyor oluruz, onunla oynarken, ve cama vurup şakalaşırken kendimizle şakalaşırız, üstelik bunu bir dev olarak yaparız.. gövdenin üzerimize yüklediği ağırlıkla kendimizi üstün ve güçlü bir dev olarak görürüz,, aslında gözümüzden kıl payı küçücük bir farkla ve yine gözümüze kaçmasına neden olan şeyin adıdır bu;...

hasta

kitapların bulunduğu sıra sıra rafları karşısına almış onlara bakıp sürekli sırıtıyordu, ağzından tuhaf sesler de çıkıyordu, bazen eğiliyor, elleriyle karnını tutuyor, kusacakmış gibi duruyordu, problemli biriydi sanırım, böyle devam ederse müşterilerimi rahatsız edebilirdi, yanına gittim ve ; "iyi misiniz?" diye sordum,, birden doğruldu, yüzündeki o asık ve gergin ifade kayboldu, elini omzuma koydu, sırıtmayı bırakıp gülümsemeye başladı, sanki ağır hastamız birden iyileşmişti, ne kadar basitmiş meğer.. ama hiçbir şey söylemedi, o yüzden emin olmak için tekrar sordum ; "iyisiniz değil mi ?" benden uzundu, yine de gözlerimin içine içine bakıyordu,, "pardon!" dedi ve hemen arkamda duran raflardan bir kitabı çekip çıkardı; "bunu alıyorum.." sonra da kasaya gitti, ama kitabı orada bırakıp, mağazadan hızlı adımlarla kaçarcasına çıktı.. çıkarken alarm çalmadı, birşeyler çalmamış olması, ve dahası, müşterilerin de bu rahatsız adamı ...

şiir

biri bana – ne o, şiir mi ? dedi, hadi öyleyse bana şiirler oku, dedi .. sızlamaya başladı kalbim, başım zonkladı, sulandı gözlerim, ısırmışım dudağımı, bak işte, işte yine tadına bakmışım kanımın, dedim .. ne zaman oldu bunlar, bu gece mi, bu şiiri yazarken mi ? hadi söylesene, okurken mi ? bilmiyorum, sadece elime hakim olamıyorum, bu titremeler geçmiyor.. üşüyor musun ? hayır, yanıyorum.. ne o ? o ne o, yoksa yine elini mi yaktın! uzat hadi, uzat elini.. sonra bir çırpıda tutuştu sözler, eli elim oldu yanıp kül oldu.. y.a

hasta

hastalık seni kızdırıp canından bezdirmesin, o hiçbir şey değil, sadece kendisine uygun dere yatağı bulduğunda oraya yumurtlayan bir balık.. organları bağışlayın.. doğa bataklıktır, bunu da anımsayın.. diğer hayvanları böylesine zavallı, basit ve küçük görmek; salt kendi zekamızın eseri olan bu aptalötesi hükümranlığın yine tek kulu ve tebası olarak biz insanların boynu dik, ama gövdesi kambur, ve kör topal yürüyüşüne denk olsa gerek..  y.a

hasta

öğrenmek unuttuğunu hatırlamaktan başka birşey değil; insan ilk kendinden korkar, hatırla bunu.. onlara saygı duyuyorum çünkü bahanesi ne olursa olsun, insandan başka, bir de şu meşhur insanın kendisine benzetilmiş eğitimli köpekleri dışında, hiçbir hayvan başını eğip yerlere kapanmıyor.. burada tuhaf bir ironi var; her ne kadar hızla çoğalan bir tür olarak görünüyorsa da insan, nesli tükenmekte olan bir hayvandır.. ben bir ağacım, yaprakları mevsimsiz dökülmüş, suyu çekildiği için kökleri üzerinde duran, yürüyen, koşan bir ağacım.. belki de yaprağım ben, şimdilerde rüzgârla sevişen.. tüm bu eli kalem tutanlar,  yazarlar, çizerler, okurlar, oyuncular, izleyenler, işleri organize edenler, organizasyona katılanlar, ayrılıp kendi örgütlerini kuranlar, kuralları kendileri koyanlar var ya; başka kimleri saysam, gözüme ilişen şu çöpçü, başında yamuk bir dengeyle taşıdığı tepsisi ve cırtlak sesiyle simitçi de, üniformalı ve yamalı tüm bu insanlar var ya; ...

hasta

ikinci adam olmak bu toplumun dayatmasından başka birşey değil, ama kimse bize bunu böyle söylemez, zaten dayatıyormuş gibi de görünmezler,, onu kabul; çoğu zaman kendiliğinden gelir, ve bir yerden sonra muhteşem desteğimizle ikinci adam olmayı göğüsleriz, her zaman ve her yerde,, oysa doğanın bize sunduğu şeyle ikinci adam olmak arasında bir köprü var, hepimizin birer köprüsü, merdiveni, iyi bir tırmanış için gerekli halatı da var, yeter ki elindekini fırlat, gidip otursun yuvasına çelikten kanca,, oysa ikinci adam bunlarla uğraşmaz, o daha çok diğerlerinin ona sunduklarıyla, yahut ondan arta kalanlarla geçinmeyi bir nimet sayar, artık kimi gözüne kestirdiyse, ya da her kim onu gözüne kestirmişse onunla, onun kuyruğunun altında yaşar,, bir zaman sonra onun yerini alacak olsa bile o; yine de ikinci adam olarak kalacak ve mutlaka bir başkasının altında ve hükmünde yaşamaya devam edecektir..  y.a

kul

bir kapıya kul olmak,,  öğrenci, derviş, mürid, saf olmak,, adam yaşlı, hürmet görecek, çok okumuş, saygı duyulacak, makam sahibi, düğme iliklenecek,, ve hepsinde de ayakta dikilmek gerek,, işte böyledir, pek zahmetlidir öğrenmek, adım adım ilerlemek,, şimdi papucumun teki kayıptı buldum, delikti diktim, yırtıktı yamadım, ama yine de su topladı ayaklarım,, böyle böyle yıllandım,, alim oldum, muallim oldum, hocayım, yaşlıyım, zat-ı muhteremim ben, efendiyim, efendinizim, ak sakallı dedeyim,, bir traş olsam, şöyle nur topu yüzüm ortaya çıkacak, güneş görmemiş, hiç yanmamış, beyaz mı beyaz tenim, içi nasır dolu ama yumuşak ellerim,, onlarla uzanır göklere, onlarla dualar ederim, size, kendime, hepimize, efendimize,, bilseniz ne çok halı eskittim, nasıl da çok kanadı dizlerim, o kadar yazdım ama bakmayın bana, yok birşeyim, sadece böyleyim ben,, sağ ayak bileği biraz çıkık, gözleri sulu mu sulu, hem de nasıl, kanlı sulu, bir kapı kulu.. y.a

algı

"oğlum sana diyorum, sana!" fakat adam şaşı.. gözleri nereye bakıyor belli değil, ses desen dalga dalga yayılıyor, hangi yöne gidiyor şimdi bu ? eğer bir kulağı duyuyorsa insanın, çevredeki diğer tüm seslerin arasında onun bana birşeyler söylediğini anlayamazdım, zaten anlamadım.. yine de, öyle ya da böyle bir hayvandım, ve ne zaman bir ses duysam irkilirim, tabiatım irkilişlerle doludur.. ani bir hareketle geriye döndüm, baktım kimseler yok, etrafımda bir süre tur attım,, beni bu halde kim görürse görsün, polisi arayıp şunu söyleyebilirdi; adamın biri, falezlerin orada tek başına dikilmiş tuhaf hareketler yapıyor, paniklemiş bir halde, eyvah eyvah, şimdi atlayacak, yetişin! sanırım tutturmuş olmalıyım bu olasılığı; polis geldi, biraz uzağımda insanlar birikmeye başlamıştı, her kafadan ve ağızdan sesler çıkıyordu ki bir kulağı duyuyorsa insanın.. ileri geri gidip geliyordum, aniden duruyor, aniden dönüyordum, oturuyordum, kalkıyor ve zıplıyordum ama, asla paniklem...

büyü

büyüden nefret ediyorum, hem de çok.. şöyle bakınca etrafa, herkes az biraz büyülenmiş, bakışlarının derinliklerinde birşeyler saklı sanki, annem, babam, ailem, atalarım, arkadaşlarım, patronlar ve onların da patronları, hepsi büyülü bir haldeler,, onların içinden geçip gidiyorum, gölgeler heryerde.. geçenlerde ise, büyücüyle göz göze geldim, elinde ince uzun bir sopa, yüzü kırmızı, burnu şiş ve ağzı dolu dolu, yüzüme tükürüyor, bana lanet okuyordu; lanet olsun! herkes tamam da bir sen kaldın, lanet olsun! dedim.. y.a

hasta

teşhir ve gözetlemek, kendini önce aynada gösterir, ve ilk, saçını taramakla başlar herşey..  bir gün, bir gece vakti, birdenbire şöyle birşey oldu; kaldırıp attım kitabı, son sayfalardı, boştu, televizyonu da kapattım, tam da adam kadının üstünde ve eteğini parçalarken, neredeydim? ah, evet.. kanepede, uzanmıştım; doğrulup düzgünce oturdum, iki diri memeyi sıkar gibi ellerim dizlerimin üstünde, fazla durmadım, kalktım, banyoya gittim, ama daha içeri adımımı atmadan geri döndüm, kanepeye baktım, nasıl uzanmışsam, nasıl kavramışsam artık, dağınık bir yatak gibi görünüyordu, darmadağınık,, iki tane, üst üste tepelenmiş, ezilmiş, dişlenmiş, hırpalanmış yastık ve ortasında derin bir kafa çukuru, benim çukurum.. hiçbir vahşi hayvan avına doğru hamle yaparken fonda çalan müziğe kendini kaptırmaz, ama sen var ya sen! bir budalasın işte,, müzik varsa varsın, yoksa yok.. y.a

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik V

- ve devamında ;  kamusal iktidar, duygusal iç yarılmayı sürdürmek için bir araçtır.. ama iktidar böyle bir insanı doğrudan kendisi için aramaz, aksine dağılmamak için, tutunacak birşey olarak ona ihtiyacı vardır.. bu yüzden böyle insanların uzlaşma şansları da yoktur.. hakimiyetin her çoğalışı iç boşluğu büyütür ve kaçınılmaz olarak daha güçlü bir hükmetme ihtiyacı yaratır.. böyle insanlara dikkatli davrandığınızda her türlü olumluluğu bir zayıflık olarak yorumlayacaklardır.. çünkü onlar için eşdeğerlilik yoktur, geçerli olan sadece hükmetme ve hükmedilmedir.. çocukluklarındaki dersleri iyi öğrenmişlerdir; acı bir iktidar aracıdır, bu yüzden yalnızca iktidar ve şiddet geçerlidir.. diğer herşey, o ilk baştaki 'bir kişiye ya da birşeye bağlı oluş'tan kaynaklanan korkaklığı açığa çıkartacaktır.. işte bu yüzden bu insanlarla her türlü uzlaşma, iktidarlarını daha da etkin bir biçimde uygulama hırsını artıracaktır.. böyle insanları ancak yıkıcı bir başarısızlık frenleyebilir.....

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik IV

 bölmek başkan regan, birleşmiş milletlerin kırkıncı kuruluş yılı genel kongresinde yaptığı konuşmasını etkili sözlerle ve tuhaf ilgisizlikte bir metaforla bitirmişti.. konuşmasının bir yerinde meksikadaki korkunç depremden birkaç gün sonra yaşanan dokunaklı bir sahneyi hatırlattı.. juares hastanesinin yıkıntıları altında kalanları arayan işçiler zayıf bir inilti duymuş ve henüz hayatta olan üç bebeği kurtarmışlardı.. reagan konuşmasını şöyle bitirdi; 'bütün bu umutsuzluk içinde, doğru zamanda ve zamanla sınırlı olmayan bir ders aldık; hayatın mucizesini yaşadık..' new yorker bunu da yorumsuz bırakmadı; 'başkanın konuşmasının sonundaki bu abartılı sözler, bize konuşmanın özüne pek uyuyormuş gibi gelmedi.. toplantı salonunda bulunan bütün dünyadan diplomatlar, abd nin yeryüzündeki derin kriz üzerine.., nükleer silahlanma ve nükleer bir yıkım tehlikesi üzerine umut verici birşeyler söylemesini bekliyorlardı.. bu çerçevede reaganın üç bebeğin kurtarılmasıyla ilgi...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik III

 adileştirmek olayları küçümseyip adileştirerek de ortaya çıkartabilecekleri duygulardan koparmak mümkündür.. yaşam hiçbir şey ifade etmeyen istatistiklere indirgenebilir, ama teknik yeniliklere de bağımlı kılınabilir (insanın yaptığı şeyin hesabını vermemesini sağlayacak en emin yol..) bunun en dehşet verici örneği hiç kuşkusuz modern savaş mekanizmasındaki teknik kazanımlardır.. savaşı ikincil ve katlanılabilir birşey haline getirdiler.. eskiden öldürenlerin, kendilerinin de öldürülebileceğini hesaba katmaları gerekiyordu.. fakat bugün, öldürenin, öldürdüğünü ve bu arada yalnızca küçük bir kişisel risk aldığını bile neredeyse hiç farketmemesini sağlayan, çok yüksek karmaşıklıkta bir aygıt kullanılıyor.. buğün, ölümün söz konusu olduğunun bilince işlenmesine gerek kalmadan savaşlar yapılabiliyor.. ölümün bu şekilde adileştirilmesi, amerikalı bir üst düzey gizli servis subayına şunları söyletebiliyor ; 'nikaraguaya (ya da ıraka) girmek amerikalılar için bir çocuk oyunu..' bu mü...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik II

basitleştirmek olayların gelişmesine, ve gidişatınaa uygun duygusal tepkilerin oluşmasını engellemek için onları belirli bir düzeye indirmek amerikada, vietnam savaşı sırasında gündelik, rutin bir uygulamaydı.. new yorker dergisi, 29 mayıs 1971 tarihli sayısında, güney vietnam köylerini 'barışa kavuşturma' da kaydedilen ilerlemeleri kanıtlayan bir liste yayınladı.. "bu listede aşağıdaki başarılar belirtilmektedir: beşbinikiyüzaltmışdokuz hasta tıbbi bakım gördü, ikibinikiyüz litre kimyasal madde, yaprakların temizlenmesinde kullanıldı, bin kilometrekare alanda ürünler toplandı, bindokuzyüzellialtı aileye yirmibinsekizyüzaltmış çatı plakası sağlandı, beşyüzyirmidört saat boyunca psikolojik savaşla ilgili anonslar yapıldı ve dört konser düzenlendi.. böyle bir liste karmaşık bir malzemenin hızla değerlendirilmesinde elbette özellikle tercih ediliyor.. basit, açık ve nesnel.. bu kadar kolay yanıtlanamayacak karmaşık sorulardan ise kaçınıyorlar.. örneğin beşyüzyirmidört saat ho...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik I

'gerçekçiler'in başarılarının tek dayanağı sadece kendilerini lider olarak bir 'vazgeçilmez kişi olma' sanatına hakim oluşları değildir, aynı zamanda kendi benliklerinden de vazgeçebilmek için bu türden liderlere ihtiyaç duyan kişilerin kendi iç yapılarında bulunan 'kişiye bağlanmak, ona ait olmak dürtüsü de bir etkendir.. uzlaşmaya duydukları gereksinim bu kişilerin bütün varlıklarını, ve kuralları yerine getirmeye yöneltir.. yasalara ve talimatlara eksiksiz bağlıdırlar, sırf bu yüzden duygu dünyamızın iç gerçekliğini alt üst ederler, ve böylece kendilerindeki yıkıcı güdülerle karşılaşmak zorunda kalmazlar.. çoğunlukla bürokrasi içinde bir yer edinirler, ve ancak bu şekilde düzen ve yasalar adına duyguları ezip geçerken kendilerini tümüyle haklı hissedebilirler.. bu uzlaşmacılar, psikopat yapıdaki lider tipinin piyonlarıdır.. ait oldukları ve onlara ait olan diğer toplumları, kısacası içinde bulundukları dünyayı uçuruma sürüklemekte onlara yardımcı olurlar.. işte d...

bilmek

bilmek örtüsünü kaldırıp attı üzerinden, bilmekle olmuyordu, mesela dışarısı soğuksa ve kendisi de yorganın altındaysa, soğuğu bilmek, onun için bilmek olmuyordu.. çıkıp karların üzerinde çırılçıplak yürüdü, şimdi üşüyordu, hem de nasıl! titriyordu ve işte sırf bu yüzden artık bilmek yetmiyor, iliklerine kadar onu duyumsuyordu.. y.a

toplum

ortak düşmandan korunmak için biraraya gelen siz, korkaklar sürüsü! belki bu sayede canavarı yendiniz, ama kendi içinizde birşeylerin canavar olmasına da engel olamadınız.. üstelik şimdi herbiriniz ayrı ayrı canavarsınız,, canavar dediysem o sizin korktuğunuz gibi gösterişli, rengarenk, etkileyici bir yaratık da değil, kurt gibi, ama bir bozkır kurdu da değil, kurt işte! görünmeyen, geriye baktığımda dağ gibi yığılmış pislik bırakan türden, bir kıl kurdu.. y.a

yabancı

saf tutup bir çizgiye asılmış sıra sıra notalar gibiyiz fakat müzik, müzik değil; duyduğum sadece kalın bir “do” sesi.. toplumlar öyle bir noktaya geldi ki “yabancılaşma” artık tek başına birşeyleri açıklamaya yetmiyor.. burada bölünme çok çeşitli şekillerde ve hızla devam ediyor gibi görünse de asıl bölünme yabancılaşma konusunda oldu.. topluma yabancılaşanlar, ve kendine yabancılaşanlar, işte bizim gerçek paydalarımız bunlar.. kendimizi bir grubun, partinin ya da bir spor takımının içinde ve onlara bağlı bireyler olarak görüyor olsak bile, bu türden bir bölünme, ve bir kimliğe bürünmek; içinde bulunduğumuz şu zavallı durumu asla tek başına anlatmaya, açıklamaya yetmeyecek.. hemen bir çizgi çekip altımıza şunu yazmalıyız; çünkü problem sinsi bir şekilde orada öylece yatıyor; "bizler yabancıyız.." işte tam da şu an sorulacak olan soru, verilecek cevabın önemini kat kat artırıyor; neye karşı yabancılık çekiyoruz, kendimize mi ? yoksa içinde yaşadığımız bu toplum...