yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik IV
bölmek
başkan regan, birleşmiş milletlerin kırkıncı kuruluş yılı genel kongresinde yaptığı konuşmasını etkili sözlerle ve tuhaf ilgisizlikte bir metaforla bitirmişti.. konuşmasının bir yerinde meksikadaki korkunç depremden birkaç gün sonra yaşanan dokunaklı bir sahneyi hatırlattı.. juares hastanesinin yıkıntıları altında kalanları arayan işçiler zayıf bir inilti duymuş ve henüz hayatta olan üç bebeği kurtarmışlardı.. reagan konuşmasını şöyle bitirdi; 'bütün bu umutsuzluk içinde, doğru zamanda ve zamanla sınırlı olmayan bir ders aldık; hayatın mucizesini yaşadık..'
başkan regan, birleşmiş milletlerin kırkıncı kuruluş yılı genel kongresinde yaptığı konuşmasını etkili sözlerle ve tuhaf ilgisizlikte bir metaforla bitirmişti.. konuşmasının bir yerinde meksikadaki korkunç depremden birkaç gün sonra yaşanan dokunaklı bir sahneyi hatırlattı.. juares hastanesinin yıkıntıları altında kalanları arayan işçiler zayıf bir inilti duymuş ve henüz hayatta olan üç bebeği kurtarmışlardı.. reagan konuşmasını şöyle bitirdi; 'bütün bu umutsuzluk içinde, doğru zamanda ve zamanla sınırlı olmayan bir ders aldık; hayatın mucizesini yaşadık..'
new yorker bunu da yorumsuz bırakmadı;
'başkanın konuşmasının sonundaki bu abartılı sözler, bize konuşmanın özüne pek uyuyormuş gibi gelmedi.. toplantı salonunda bulunan bütün dünyadan diplomatlar, abd nin yeryüzündeki derin kriz üzerine.., nükleer silahlanma ve nükleer bir yıkım tehlikesi üzerine umut verici birşeyler söylemesini bekliyorlardı.. bu çerçevede reaganın üç bebeğin kurtarılmasıyla ilgili kapanış cümlesi biraz alakasız kaldı..'
juares hastanesindeki gibi bir sahne tek başına alındığında elbette çok dokunaklı.. ama burada, bu durum, dikkati hepimizi ilgilendiren nükleer tehlikeden uzaklaştırmak için kötüye kullanıldı..
bunlar, psikopatların temel malzemelerindendir..
psikopat, olaylar ve onların bizde uyandırdığı duygular arasındaki bağı yok eder.. ya da dikkati, duygu ağırlığı fazla olan başka bir ayrıntıya doğru çevirir.. böylece bizim durumu algılayışımızda karışıklık yaratır, ve eğer nükleer tehlike bizim için üç bebeğin kurtarılmasından daha ağır basıyorsa, 'yanlış' hissediyor olabileceğimiz kuşkusunu uyandırır.. bu dokunaklı olayla asıl sorun arasındaki çelişkiye işaret etmekte ısrarlı olanlarsa; duygusuz olarak itham edilerek dışlanma riskini göze almak zorunda kalırlar..
siyasi otorite, insanın bütünleşme yeteneğini, kendi iç derinliklerine gömen bir ortam yarattığı sürece duyguların bölünmesinin ağırlık kazanması hiç de şaşırtıcı olmaz.. en çok tercih edilen yöntemlerden bir diğeri de belleğimizin şaşırtılmasıdır.. milan kundera, gülmenin ve unutmanın kitabında 'insanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı mücadelesidir..' der..
eğer resmi bilgiler (ya da belgeler) uygun şekilde sunulduğu için böyle bir mücadele gerçekleştirilememişse, olayları anımsamak peşinen mümkün değildir..
joseph lelyveld, amerikadaki pek çok gençle vietnam savaşı üzerine konuşmuş ve şunları saptamıştır;
'gençlerin bellekleri çok bulanıktı.. missourideki bir kilisenin haftasonu okuluna devam eden öğrencilere, ho chi minh, mcnamara, thieu ve ky gibi isimler hakkında ne bildikleri sorulduğunda hepsi de lise öğrencisi olan gençlerin hiçbirisi birşey söyleyememişti.. georgia eyaletinde fort benningde askeri bir hava tatbikatına hazırlanan genç bir kadın asker, amerikanın vietnam savaşını kazandığını sanıyordu ve lelyveld ona aksini söylediğinde çok şaşırmıştı.. '
buradaki çelişik taraf, istihbarat yoğunluğunun ve hızının daha önce hiç olmadığı kadar üst bir düzeye ulaştığı bu dünyada yaşıyor olmamız.. ancak bunlar bize parça parça ve yaşamın tümünden bağlantısız olarak sunuluyor..
yani bilgi de çabuk bozulabilen bir mal haline geldi..
bu öğrencilerin bilgisiz olmalarının neden, bilgilenme imkanlarının olmayışı değil, aksine mevcut bilginin bağlantısız oluşu ve acıyı dışarıda bırakmasıydı.. bu yüzden öğrenciler olayların kendilerini de ilgilendirdiğini göremiyorlardı..
totaliter bir rejimde yaşayan insanlar kısıtlı bilgiye büyük çabalarla ulaşabildikleri için, dikkatleri daha açıktır..
aramızdan, algı bütünlüğümüzün dengesini bozanlar, bunu bizi iradi olarak kandırmak istediklerinden değil, kendi iç ve dış dünyalarının bütünleşmesinden korktukları için böyle yaparlar.. bu bütünlenme, onların görünüşten ibaret olan ve arkasında psikozun gizlendiği dengelerini bozacaktır.. bundan korkmakta da haklıdırlar; kendi içlerindeki özün reddedilmesi, çaresizlik duygusunun inkarı ve iktidar hırsları, kendilerini reddedişlerini pekiştirir ve aynı zamanda iç boşluklarını genişletir.. öyle ki geriye iktidar hırslarını yoğunlaştırmaktan başka yapacak birşey kalmaz..
bunu rasyonelliştirmek için de düşünce ve duyguyu birbirinden ayırmak zorundadırlar..
Yorumlar