Düşünlerim
*
ben ne düşünürüm..
esasen;
demokrasi eşitlik değil çoğunluktur, bu bazen tekil bir güç dahi olabilir, ve zaten; eşitlik de yoktur.. içinde haklı ve haksız, zayıf ve güçlü, aç ve tok, zengin ve fakir, hasta ve sağlıklı, eksik ve tam, bütün ve yarım, az ya da çok, var ve yok, er ya da geç ve tam vaktinde, ve belkiyi, ve aslayı barındıran hastalıklı şu toplulukta eşitlikten nasıl söz edebilir insan..
ve ne demokrasi, ne sosyalizm, ne şu ne bu, ne de dini temellere dayalı sistemler insanın layık olduğu bir yönetim şeklidir..
biz insan için şunu söylemeliyiz;
o, zaten layık olduğu şekilde yönetilir..
kaldı ki yönetilmek de başlı başına felakettir, bir ilkelliktir.. günümüzde ise ayrıca yönetmek; bir sürüyü gütmekten farklı değildir..
en ilkel örneğiyle; seçimlerde oy kullanmayı reddeden birini anlamakta güçlük çekebiliriz.. onun bir kısım nedenleri (benim nedenlerimden farklı..) olsa da, biz onlarla esasen aynı yolda olabiliriz.. ben, eğer yönetilmeyi sevmiyorsam, istemiyorsam, bunun neticesinde yapabileceğim en basit şey, en doğal tepki olan, oy kullanmamak olur.. fakat yasalar (yönetimlerin koyduğu ve bunu böyle yapacaksın dediği kurallar silsilesi..) oy kullanmamı söylüyor, öğütlüyor ve hepsinden öte buyuruyor, aksi halde ise cezalandırıyor..
ben buradan şunu çıkarıyorum;
elinde, sözüm ona adaleti ve eşitliği temsil ettiği söylenen bir sopayla beni sürünün içinde tutan birileri var, eğer bu sopa yeterli gelmezse, bohçasından bir diğerini çıkarıyor, o sopa; sürünün mevcut hastalıklarının bir türevi olarak gelenekleri ve ahlakı temsil ediyor ve bunlarla dürtüyor beni.. hatta vuruyor.. ola ki bu da işe yaramazsa, çoban bohçasından bu defa da o en kalın ve can yakıcı sopasını çıkaracak ve yasalarını, ya da dini yetkinliğini kullanacak..
zayıf bir koyundan ne çıkar, eti kime yeter, yünüyle kim ısınır demeyin, amaç burada ne et, ne de yündür, sürüdür aslolan.. dağılmasın istenir..
ve o yüzden hep söylenir ; sürüden ayrılanı kurt kapar..
peki kimdir bu kurt ? eli sopalı bu çoban kimin nesidir ?
ve nihayet yol yordam bilmez, iz sürmez, sürü sevmez bu adam için bir sopa daha her zaman vardır.. o da bazen kalem olur, bazen fırça.. bir etikete bakar herşey, boynuna asmasan da artık senindir o yafta.. atsan da, kabul etmesen de takıp takıştırırlar, sonra da sürünün içinde itekleyerek tozu dumana katarak koştururlar seni,
ama nereye..
bir şeye inanmamakla ilgili değil sözlerim, söyledikleriminin artık bir inandırıcılığı olmamasındandır, inanılanı taciz etmek, sorgulamak, ve kıvrımlarına enfiye çekmektir beynimin..
esasen biz,
üç beş kiloluk etiyle itişip duran bir sürüyü sıkıştıranlarız, eli sopalı çobanların, kenarda bekleyen kurtların büyük derdiyiz.. onlar ki sürüyü endişe etmez, çünkü bir deh demeye bakar, bir sopa hareketine, bir söze, ya da ıslığa bakar milyonların nereye sürüleceği..
ama biz anlamayız bu lisandan.. lisan bile olmayan bu gürültüden..
biz,
kitabında yönetenin olmadığı, çıkar için zayıfın gözetilmediği, masum diye kimsenin yüceltilmediği, suçlu diye ezilmediği, güçlü diye tapılmadığı ve hepsinden öte bir kitabın ve sopaların da olmadığı o kayıp ülkenin çocuklarıyız..
bu da etiketimiz..
*
leonard cohen - first we take manhattan
**
y.a
ben ne düşünürüm..
esasen;
demokrasi eşitlik değil çoğunluktur, bu bazen tekil bir güç dahi olabilir, ve zaten; eşitlik de yoktur.. içinde haklı ve haksız, zayıf ve güçlü, aç ve tok, zengin ve fakir, hasta ve sağlıklı, eksik ve tam, bütün ve yarım, az ya da çok, var ve yok, er ya da geç ve tam vaktinde, ve belkiyi, ve aslayı barındıran hastalıklı şu toplulukta eşitlikten nasıl söz edebilir insan..
ve ne demokrasi, ne sosyalizm, ne şu ne bu, ne de dini temellere dayalı sistemler insanın layık olduğu bir yönetim şeklidir..
biz insan için şunu söylemeliyiz;
o, zaten layık olduğu şekilde yönetilir..
kaldı ki yönetilmek de başlı başına felakettir, bir ilkelliktir.. günümüzde ise ayrıca yönetmek; bir sürüyü gütmekten farklı değildir..
en ilkel örneğiyle; seçimlerde oy kullanmayı reddeden birini anlamakta güçlük çekebiliriz.. onun bir kısım nedenleri (benim nedenlerimden farklı..) olsa da, biz onlarla esasen aynı yolda olabiliriz.. ben, eğer yönetilmeyi sevmiyorsam, istemiyorsam, bunun neticesinde yapabileceğim en basit şey, en doğal tepki olan, oy kullanmamak olur.. fakat yasalar (yönetimlerin koyduğu ve bunu böyle yapacaksın dediği kurallar silsilesi..) oy kullanmamı söylüyor, öğütlüyor ve hepsinden öte buyuruyor, aksi halde ise cezalandırıyor..
ben buradan şunu çıkarıyorum;
elinde, sözüm ona adaleti ve eşitliği temsil ettiği söylenen bir sopayla beni sürünün içinde tutan birileri var, eğer bu sopa yeterli gelmezse, bohçasından bir diğerini çıkarıyor, o sopa; sürünün mevcut hastalıklarının bir türevi olarak gelenekleri ve ahlakı temsil ediyor ve bunlarla dürtüyor beni.. hatta vuruyor.. ola ki bu da işe yaramazsa, çoban bohçasından bu defa da o en kalın ve can yakıcı sopasını çıkaracak ve yasalarını, ya da dini yetkinliğini kullanacak..
zayıf bir koyundan ne çıkar, eti kime yeter, yünüyle kim ısınır demeyin, amaç burada ne et, ne de yündür, sürüdür aslolan.. dağılmasın istenir..
ve o yüzden hep söylenir ; sürüden ayrılanı kurt kapar..
peki kimdir bu kurt ? eli sopalı bu çoban kimin nesidir ?
ve nihayet yol yordam bilmez, iz sürmez, sürü sevmez bu adam için bir sopa daha her zaman vardır.. o da bazen kalem olur, bazen fırça.. bir etikete bakar herşey, boynuna asmasan da artık senindir o yafta.. atsan da, kabul etmesen de takıp takıştırırlar, sonra da sürünün içinde itekleyerek tozu dumana katarak koştururlar seni,
ama nereye..
bir şeye inanmamakla ilgili değil sözlerim, söyledikleriminin artık bir inandırıcılığı olmamasındandır, inanılanı taciz etmek, sorgulamak, ve kıvrımlarına enfiye çekmektir beynimin..
esasen biz,
üç beş kiloluk etiyle itişip duran bir sürüyü sıkıştıranlarız, eli sopalı çobanların, kenarda bekleyen kurtların büyük derdiyiz.. onlar ki sürüyü endişe etmez, çünkü bir deh demeye bakar, bir sopa hareketine, bir söze, ya da ıslığa bakar milyonların nereye sürüleceği..
ama biz anlamayız bu lisandan.. lisan bile olmayan bu gürültüden..
biz,
kitabında yönetenin olmadığı, çıkar için zayıfın gözetilmediği, masum diye kimsenin yüceltilmediği, suçlu diye ezilmediği, güçlü diye tapılmadığı ve hepsinden öte bir kitabın ve sopaların da olmadığı o kayıp ülkenin çocuklarıyız..
bu da etiketimiz..
*
leonard cohen - first we take manhattan
**
y.a
Yorumlar