Kral

*

iki kral varmış..

halkları uzun yıllar birbirleriyle savaşmış, iki tarafta giderek daha çok kayıp vermiş, ve en sonunda savaş meydanlarında yitip gitmişler, tek bir askerleri bile kalmamış, kadın, erkek, genç ve yaşlı herkes kralları için canlarını seve seve vermiş, bir zaman sonra sadece iki kralın saraylarında yaşayanlar kalmış, kapıların açılmasını emretmiş krallar, ve saraydaki tüm hizmetçilerin, uşakların, haremlerindeki kadınların tümünün diğer saraya saldırmasını emretmişler, tabii onlar da birbirlerini kırıp geçirmişler, ve yok olmuşlar aynı meydanlarda.. geriye kala kala sadece iki kral kalmış, çekinerek, ürkek adımlarını sürüyerek meydanın orta yerine gelmişler, birinin diğerine kılıç kaldırmaya ne takati ne de cesareti varmış, bakmışlar ki etraflarına, kendilerinden başka hiç canlı kalmamış..

hemen barış istemişler aynı anda, sonra kolkola girip en beğendikleri saraylardan birine gitmişler ve orada yaşamaya başlamışlar, iki kraldan başka da kimseler yokmuş sarayda.. yemek, temizlik ve günlük işleri aralarında nöbetleşe yapmaya başlamışlar, iki kralda hallerinden memnun hayatlarını yaşarken, bir gün uzak ülkelerden birinden bir köylü, çürümüş cesetlerle dolu sokakları geçip sarayın kapısına dayanmış, o gün görevli olan kral kapıyı açıp köylüyü karşılamış, “ne istersin! “ demiş yüksek kral edasıyla, ve gür bir sesle.. köylü çekinerek ve ezilerek, “açım yüce efendim.. biraz yemek ve kalacak yer arıyorum, fakat buraya gelinceye kadar gördüğüm tüm hanlar, evler bomboştu, her yerde ölüler var, canlı kimse yoktu, ben de son bir umutla kapınıza kul olmaya geldim..” demiş..

kral sakalını sıvazlayıp köylüyü inceden bir süzmüş, “hımmm.. “ diyerek homurdanmış, ve gözleri parlamış, ne de olsa bıkmış usanmış sarayın işlerinden, temizlikten, odun toplamaktan ve yemekleri hazırlamaktan, “şu köylüyü saraya alırsam işlerim hafifler ve birazcık olsun o eski günlerime dönebilirim..” demiş..

böylece köylü de hizmeti karşılığında hem yemek hem de kalacak yer edinmiş, bazen ufak tartışmalar da yaşanıyormuş, iki kral arasında köylü çekiştiriliyormuş, “benim yemeğimi yap..” ya da “hayır önce benim çamaşırlarımı yıka..” gibi emirler ve krallar arasında sürekli bocalıyormuş..

ve derken.. günün birinde bir köylü daha sarayın kapısına dayanmış, bu sefer de diğer kral açmış kapıyı, ve köylüyü hemen içeri almış.. artık her iki kralında işlerini yapacak iki köylüsü olmuş, bir zaman sonra, sarayda yaşayan köylülerin nasıl mutlu ve karnı tok olduklarının haberini alan başka köylülerde sarayın kapısına dayanmışlar, köylülerin sayısı arttıkça, iki kralda eski günlerini hatırlamaya, ve yeniden o krallık günlerinin düşünü görmeye başlamışlar.. ve içeriden gizlice kendilerine bağlı olan köylüleri birbirlerinden habersiz örgütlemeye başlamışlar..

böylece sarayın içinde bir isyan başlamış, köylüler yemek ve yatacak yer vaadiyle birbirlerine girmişler, hepsi de kendi krallarının saraya hakim olmasını istiyormuş, ve nihayetinde sarayın kapılarından oluk oluk kan akmış, saray ölülerle dolmuş,

iki kraldan başka da canlı kimse kalmamış..

krallar yeniden sarayın o büyük devasa salonunda karşılıklı durmuşlar, bakmışlar bu iş böyle olmayacak.. büyük kovalara su doldurup kan gölüne dönen sarayı baştan aşağı yıkamaya başlamışlar, aylarca sürmüş bu temizlik, ölüleri de akbabalara yem olsun diye kapıdan dışarı atmışlar..

yine başa dönmüşler, artık işleri nöbetleşe yapıyorlar ve sarayda mutlu mutlu yaşıyorlarmış..

ta ki uzak diyarlardan bir köylü, sarayın kapısını vuruncaya kadar..


**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta