Dert
*
bir zamanlar şunu düşünür ve sorardım kendime ;
derdim ki neydi senin derdin ?
paran yok alamıyorsun istediğini, borcunu da ödeyemiyorsun bir türlü.. cüzdansız bir hayat, ve gün be gün şişen kredi kartı hesapların mıydı.. kulakların hiçbir zaman istediğin şeyleri duymadı, ve ansızın bastıran şiddetli bir baş ağrısı mıydı derdin ?
bir özlem ki bitmek bilmeyen, ve ona giden ne bir iz ne de bir yolun olmaması mı..?
dert, kırdığın bir kalbin beyhude tamiri mi, yoksa bir iftirayla içeri tıkılıp, karanlık yılları tespih tanesi gibi saymak mıydı..
neydi ki derdin, aradığını bulamadın derdim..
buldun, bir de harcadın mı..?
ve belki de gençliğini bozuk para gibi harcayan, kamburu çıkmış, burnu şişmiş, huzursuz bir huzurevinde, gıcırtılı sandalyesinde asla gelmeyecek olan bayat bir kahveyi ve dostunu bekleyen, çocuksuz, torunsuz, sevimsiz bir dede miydi dert..
tüm derdin bu muydu ?
yoksa, aklına bile düşmeyen, başka türden bir derdin mi var senin..?
çok mu aldattın, aldananları..
çok mu kandırdın kendinle birlikte kananları..
dert nedir
ki sana hep
koca bir
of çektirir ?
sonra buldum derdimi
o çektiğim, şimdi bir esneme gibi.. sadece uyku getirir, ve tatlı hülyalara dalar benimle..
bir derdim yok benim, ve senin de yok.. bazen tutuyor hamballığımız, sırtımıza vuruyoruz, ya da birileri yüklüyor..
ama ben derdimi şu köşeye kadar taşıdım, sonra da attım.. sen inad ettin birinci kata çıkardın, diğeri de ikinci kata, ve biri de var ki, hiç bıkmadı usanmadı onuncu katına hayatın asansörsüz taşıdı derdini.. aslında tüy gibi de hafifti.. ve giderek ağırlaştığını sandığı şey derdi değil, yorgunluğuydu.. ya sırtından atacaktı, ya da takati kesildiğinde altında yığılıp kalacaktı..
sonra bir gün, bu soruyu sormadım ve derdimi de bir daha hiç düşünmedim..
şimdi kim gelip taşımak ister benim için,
ben bile istemezken..
**
y.a
bir zamanlar şunu düşünür ve sorardım kendime ;
derdim ki neydi senin derdin ?
paran yok alamıyorsun istediğini, borcunu da ödeyemiyorsun bir türlü.. cüzdansız bir hayat, ve gün be gün şişen kredi kartı hesapların mıydı.. kulakların hiçbir zaman istediğin şeyleri duymadı, ve ansızın bastıran şiddetli bir baş ağrısı mıydı derdin ?
bir özlem ki bitmek bilmeyen, ve ona giden ne bir iz ne de bir yolun olmaması mı..?
dert, kırdığın bir kalbin beyhude tamiri mi, yoksa bir iftirayla içeri tıkılıp, karanlık yılları tespih tanesi gibi saymak mıydı..
neydi ki derdin, aradığını bulamadın derdim..
buldun, bir de harcadın mı..?
ve belki de gençliğini bozuk para gibi harcayan, kamburu çıkmış, burnu şişmiş, huzursuz bir huzurevinde, gıcırtılı sandalyesinde asla gelmeyecek olan bayat bir kahveyi ve dostunu bekleyen, çocuksuz, torunsuz, sevimsiz bir dede miydi dert..
tüm derdin bu muydu ?
yoksa, aklına bile düşmeyen, başka türden bir derdin mi var senin..?
çok mu aldattın, aldananları..
çok mu kandırdın kendinle birlikte kananları..
dert nedir
ki sana hep
koca bir
of çektirir ?
sonra buldum derdimi
o çektiğim, şimdi bir esneme gibi.. sadece uyku getirir, ve tatlı hülyalara dalar benimle..
bir derdim yok benim, ve senin de yok.. bazen tutuyor hamballığımız, sırtımıza vuruyoruz, ya da birileri yüklüyor..
ama ben derdimi şu köşeye kadar taşıdım, sonra da attım.. sen inad ettin birinci kata çıkardın, diğeri de ikinci kata, ve biri de var ki, hiç bıkmadı usanmadı onuncu katına hayatın asansörsüz taşıdı derdini.. aslında tüy gibi de hafifti.. ve giderek ağırlaştığını sandığı şey derdi değil, yorgunluğuydu.. ya sırtından atacaktı, ya da takati kesildiğinde altında yığılıp kalacaktı..
sonra bir gün, bu soruyu sormadım ve derdimi de bir daha hiç düşünmedim..
şimdi kim gelip taşımak ister benim için,
ben bile istemezken..
**
y.a
Yorumlar