Vahşi Batı
*
- adil ve temiz bir düello olacak, kozlar eşit, ikinize de aynı marka silah ve birer kurşun verilecek, şimdi lütfen sizler için daha önceden belirlediğim daireye doğru ilerleyin ve dostane bir şekilde el sıkışıp ayrılın..
iki kızgın adam, işaretimle birlikte kireç taşıyla çizilmiş dairenin içine girip tokalaştılar ve çizginin içinde kalacak şekilde birer adım geri çekildiler..
yüzleri barut alevi gibi kızarmış, şiştikçe şişmiş iki aygır.. tam da kısrakları onları sıcak yataklarında, köpük dolu küvetlerde beklerken olacak iş mi bu !
bu safkan kısraklar için daha önce de burada üç düelloya hakemlik yaptım ben..
üçünde de kazanan olmadı..
ne gariptir; tüm aygırlar aynı kaderi paylaştılar.. bir taraf kalbine ya da kafasına saplanan kurşunla anında ölürken, diğeri kasığına yediği kurşunla ömür boyu felç kalıyor ve hayati fonksiyonlarını, yani erkekliğini tamamen yitirmiş oluyordu..
iki güzel kısrak için yapılan uğursuz düellolar.. ve geçimini bu hakemlikten sağlayan bir şerif..
ama onları görseydiniz uğruna siz de bu aygırlar gibi düello yapmaktan çekinmezdiniz..
yoksa çekinir miydiniz ?
hadi, fazla düşünmeyin benim gibi;
"ya şimdi, ya da asla!"
dedim, son düello için bana gelen ve şu an beyaz çemberin içinde burunlarından ateş soluyan, dudaklarını dişlemiş öfke dolu gözlerle birbirini süzen, ölmeye ve öldürmeye hazır bu kırma aygırlara..
aralarına girip kollarımı iki yana açarak mesafelerini eşitledim.. ikisinin de nefesi lağımdan gelen sıcak bir esinti gibi yüzüme çarpıyordu..
hakemliğin zor taraflarından biridir bu, ne olursa olsun sabretmek, ve herşeye katlanmak..
katlanır mıydınız siz de bu aygır görünümlü iri lağım farelerine ?
" ya şimdi, ya da asla! varsa son sözlerinizi, itiraflarınızı söyleyin ve son vedanızı yapın.. temiz bir düello istiyorum bu yüzden vedalaşırken sözlerinize dikkat edin..
küfür.. yok !
elle temas.. yok !
kışkırtıcı ifadeler,
dil çıkarmak,
kasığınızı,
kıçınızı kaşımak.. yok !
ve kesinlikle
ama kesinlikle tükürmek.. yok!
yeterince açık mı baylar!"
*
baylar dedim evet..
ne sandınız, onların gerçek birer aygır olduklarını mı ?
o kadar da asil değillerdi..
yo yoo! kızgın değilim asla! bakmayın böyle sert konuştuğuma.. yumuşak huyluyumdur ben.. tabiatıma hiç de uygun olmayan bu işi neden kabul ettiğimse şimdilik bir sır olarak kalsın..
ama şu kadarını bilmeniz de fayda var, bu katırlar, güzel kasabamıza geldiklerinden bu yana, gittikleri her yerde, her barda sürekli kavga çıkartıp içkilerinin paralarını ödemediler, zavallı ihtiyarları, ve silahsız herkesi soydular, ellerinden içkilerini çaldılar, barda çalışan orospulara dadanıp bedavaya işlerini gördüler,
ya silah çekiyor, içkisini fondip yapıyor, ya da bir fahişenin poposunu avuçluyor, kasıklarını kaşıyorlardı..
Yani elleri hiç boş durmuyordu..
ve ağızları da..
en iğrendiğim şeydir tükürmek.. sürekli balgamlı kusmuklarını sağa sola saçıyorlardı.. tükürmeden önce bataklık misali tıka basa dolmuş burunlarını gırtlaklarına kadar çekip gelen pisliği mideye kadar indiriyor sonra da gerisin geri çıkarıyorlardı..
ah.. iğrendiniz değil mi ?
yine de şanslısınız görmediğiniz için, her zaman izliyordum onları, hareketlerini..
bu hayvanlar gerçek birer pislikti ve bok kokuyorlardı.. düellodan sonra leşlerini yerde bırakıp gitsem, eminim akbabalar gelip üstlerine tünemez ve henüz taze görünen ama kaşınmaktan çoktan çürümüş olan baldırlarının tadına bile bakmazlardı..
*
bir an dalmışım bu duygularla.. normalde (normal bir) insan bu tür iğrenç hayallerden irkilerek ter içinde uyanır, ama ben öylece dalmışım işte..
silahların olduğu tepsiyi taşıyan yardımcımın nazik öksürüşüyle uyandım..
iki hayvanda şu an bana bakıyor, işaretimi bekliyordu.. çok değil birkaç dakika sonra onlardan biri hayata, diğeri ise erkekliğe veda edecekti.. gözlerimi öyle bir dikmiştim ki bu ölüm oyununda bile olsa korkularından yere tükürmemek için kendilerini kasıyorlardı..
belki bu pislikler olmasaydı, bu kuralı çiğneyebilirdim de..
yardımcım tepsiyi uzatıp önce silahları sonra da kurşunları paylaştırdı..
buraya kadar gelmişken,
bir şeyler eksik kalmasın istiyorum, neden burada oldukları ve daha önceki aygırların da neden düelloya tutuştuklarını birazcık bilmeniz gerekli diye düşünüyorum.. onları izlerken, amaçsız iki serserinin kapıştığını düşünmeniz sizin için çok da heyecanlı olmayacaktır elbette..
kısaca durum şu ;
kasabaya kara bir lanet gibi çöken bu bataklık sinekleri, yağmaladıkları bilmem kaçıncı barda bizim iki muhteşem kısrakla karşılaşır ve önceki serserilerin başına gelen şey onlara da olur.. ikisi de aynı anda bu kısraklara aşık olurlar.. iki kadının muhteşem güzelliği onları öylesine büyüler ki, bu tatlı kısraklar ne zaman kişnese peşinden hemen bir köpek gibi denileni yerine getirirler;
- otur !
oturuyor biri..
- sürün !
sürünüyor diğeri..
güzelliğin gücü her şeyi yaptırabilir, katil bile olabilir insan ki onlar için bu zaten gündelik basit bir eylemdi..
bu kısrakların şuh ve cezbedici kişnemelerinin tercümesi de şuydu ;
biz ne yaparsak birlikte yaparız
birlikte içer,
birlikte sevişiriz..
sadece biriniz için
ikimiz
ve diğeriniz için
ölüm var..
şimdi gidin ve köpekler gibi kapışın..
sağ kalan alır ikimizi..
kısrakların koyu çimen rengi iri gözleri vardı, iri dudakları ve iri memeleri, uzun sarı saçları, kendilerine has azdırıcı kokuları, tenleri ve yumuşaklıkları, diriliği ve tazeliği vardı..
tüm bunların hepsine çifter çifter sahip olacaklarını düşünerek bir köpek gibi yerde sürünen salyalı bu iki sefil, elbette bu ölümcül oyunu seve seve oynardı..
hem zaten, kim istemezdi böylesine muhteşem kısrakları kendi ahırında..
işte o gün uluyarak geldiler bana..
*
dalmışım yine...
yardımcımın tepsi taşımak dışında bir görevi de bu tür dalışlardan beni öksürerek uyandırmasıydı, fakat öksürükler yeterli gelmeyince hafiften dürtmek zorunda kaldı..
burnuma enfiye basılmış gibi irkildim ;
- hadi başlayalım !
silahlarını doldurdular.. ağızları da balgamla doluydu..
ama kural kuraldır kasabamda ;
- kesinlikle tükürmek… yok!
işaretimi vermeden önce şapkamı, alnımı açıkta bırakacak şekilde kaldırıp karşı barın üst katında bulunan evin aralık perdesinden kendileri için kapışmaya hazırlanan aygırları izleyen iki kısrağa, göz ucuyla selam verdim..
bu zaten işaret verdiğim anlamına da geliyor..
sırtlarını döndüler, her sayışımla önlerinde uzanan kireçli şeridin üstüne basarak adım adım uzaklaştılar birbirlerinden..
dokuz,
sekiz,
yedi,
altı,
beş..
perdeler biraz daha aralandı, iki çift meme, iki çift dudak cama yapıştı..
tıkanıp kaldım..
iki aygır beşinci adımda durmuş, sabırsızca saymamı beklerken daha fazla dayanamadılar ve ağızlarında biriken balgamı yere tükürdüler..
bu her şeyden daha uyarıcı, beni kızdırıcı, dehşetli bir adam yapmaya yeter de artar bile..
hemen toparlandım..
- kaçta kaldık ? dedim yardımcıma öfkeyle..
- beş efendim..
dört,
üç,
iki,
ve bir..
kireçli çizginin bittiği yere son adımlarını atar atmaz içine dinamit yerleştirilmiş birer karpuz gibi patladılar..
ceset parçaları baharda savrulan yapraklar misali havada uçuşuyordu..
yardımcım bu konuda bir dahidir.. tam da yerinde ve planlandığımız gibi yerleştirmişti bombaları..
bu pisliklerden birinin bile kazanması kasabamın düzenini yeniden bozabilirdi..
*
peki.. sorun bu değil.. daha önceden edindiğim bilgiler ve gözlemlerime göre pislik olmaları, çok iyi silahşör oldukları gerçeğini değiştirmiyor.. en azından birisi kesinlikle ıskalamayacak, ve bir diğeri de zaten ölmüş olacaktı.. bu durumda diğeriyle başetmek zorunda kalacaktım..
tamam sorun bu da değil..
benim sorunum başka..
ama bu kimin umurunda.. kalabalık, silah seslerini duymayı beklerken o muazzam sesin bomba olduğunu bile anlamadı, ne olduğunu belki de şu iki aygır bile anlamadı.. şu an çoktan öldüklerinin bile farkında değillerdir eminim..
ayrıca akbabaların temizlemek zorunda kalacağı leşte yok ortalıkta.. sadece akreplere ve yılanlara yetecek kadar küçük parçalar o kadar..
korku ve panik halkımın üstüne hakim olmuşken bu en zayıf anlarında gelen patlamanın tanrının bir işareti olduğunu söyledim onlara.. bir mucize yaşıyorduk hep birlikte.. yerlere tükürmenin ne büyük bir günah olduğunu gösteren bir mucize..
toprak onları kabul etmemişti..
kadınlar ve erkekler, eteklerine, yüzlerine yapışan ceset parçalarıyla çılgın akbabalara benziyorlardı, panik halindeydiler ve çoğunlukla şoka girmiş, sözlerimi dinleyerek toprağı öpüyor, dua ediyorlardı..
yardımcımı ortalığı sakinleştirmesi ve bir kez daha yerlere tükürmenin ne kadar yanlış olduğunu kalabalığa hatırlatması için orada bırakıp,
pencereye yapışmış beni bekleyen kısraklarıma doğru giderken;
çiğnediğim samanı tükürüp
ağzımı güzel bir gece için temizledim..
**
y.a
- adil ve temiz bir düello olacak, kozlar eşit, ikinize de aynı marka silah ve birer kurşun verilecek, şimdi lütfen sizler için daha önceden belirlediğim daireye doğru ilerleyin ve dostane bir şekilde el sıkışıp ayrılın..
iki kızgın adam, işaretimle birlikte kireç taşıyla çizilmiş dairenin içine girip tokalaştılar ve çizginin içinde kalacak şekilde birer adım geri çekildiler..
yüzleri barut alevi gibi kızarmış, şiştikçe şişmiş iki aygır.. tam da kısrakları onları sıcak yataklarında, köpük dolu küvetlerde beklerken olacak iş mi bu !
bu safkan kısraklar için daha önce de burada üç düelloya hakemlik yaptım ben..
üçünde de kazanan olmadı..
ne gariptir; tüm aygırlar aynı kaderi paylaştılar.. bir taraf kalbine ya da kafasına saplanan kurşunla anında ölürken, diğeri kasığına yediği kurşunla ömür boyu felç kalıyor ve hayati fonksiyonlarını, yani erkekliğini tamamen yitirmiş oluyordu..
iki güzel kısrak için yapılan uğursuz düellolar.. ve geçimini bu hakemlikten sağlayan bir şerif..
ama onları görseydiniz uğruna siz de bu aygırlar gibi düello yapmaktan çekinmezdiniz..
yoksa çekinir miydiniz ?
hadi, fazla düşünmeyin benim gibi;
"ya şimdi, ya da asla!"
dedim, son düello için bana gelen ve şu an beyaz çemberin içinde burunlarından ateş soluyan, dudaklarını dişlemiş öfke dolu gözlerle birbirini süzen, ölmeye ve öldürmeye hazır bu kırma aygırlara..
aralarına girip kollarımı iki yana açarak mesafelerini eşitledim.. ikisinin de nefesi lağımdan gelen sıcak bir esinti gibi yüzüme çarpıyordu..
hakemliğin zor taraflarından biridir bu, ne olursa olsun sabretmek, ve herşeye katlanmak..
katlanır mıydınız siz de bu aygır görünümlü iri lağım farelerine ?
" ya şimdi, ya da asla! varsa son sözlerinizi, itiraflarınızı söyleyin ve son vedanızı yapın.. temiz bir düello istiyorum bu yüzden vedalaşırken sözlerinize dikkat edin..
küfür.. yok !
elle temas.. yok !
kışkırtıcı ifadeler,
dil çıkarmak,
kasığınızı,
kıçınızı kaşımak.. yok !
ve kesinlikle
ama kesinlikle tükürmek.. yok!
yeterince açık mı baylar!"
*
baylar dedim evet..
ne sandınız, onların gerçek birer aygır olduklarını mı ?
o kadar da asil değillerdi..
yo yoo! kızgın değilim asla! bakmayın böyle sert konuştuğuma.. yumuşak huyluyumdur ben.. tabiatıma hiç de uygun olmayan bu işi neden kabul ettiğimse şimdilik bir sır olarak kalsın..
ama şu kadarını bilmeniz de fayda var, bu katırlar, güzel kasabamıza geldiklerinden bu yana, gittikleri her yerde, her barda sürekli kavga çıkartıp içkilerinin paralarını ödemediler, zavallı ihtiyarları, ve silahsız herkesi soydular, ellerinden içkilerini çaldılar, barda çalışan orospulara dadanıp bedavaya işlerini gördüler,
ya silah çekiyor, içkisini fondip yapıyor, ya da bir fahişenin poposunu avuçluyor, kasıklarını kaşıyorlardı..
Yani elleri hiç boş durmuyordu..
ve ağızları da..
en iğrendiğim şeydir tükürmek.. sürekli balgamlı kusmuklarını sağa sola saçıyorlardı.. tükürmeden önce bataklık misali tıka basa dolmuş burunlarını gırtlaklarına kadar çekip gelen pisliği mideye kadar indiriyor sonra da gerisin geri çıkarıyorlardı..
ah.. iğrendiniz değil mi ?
yine de şanslısınız görmediğiniz için, her zaman izliyordum onları, hareketlerini..
bu hayvanlar gerçek birer pislikti ve bok kokuyorlardı.. düellodan sonra leşlerini yerde bırakıp gitsem, eminim akbabalar gelip üstlerine tünemez ve henüz taze görünen ama kaşınmaktan çoktan çürümüş olan baldırlarının tadına bile bakmazlardı..
*
bir an dalmışım bu duygularla.. normalde (normal bir) insan bu tür iğrenç hayallerden irkilerek ter içinde uyanır, ama ben öylece dalmışım işte..
silahların olduğu tepsiyi taşıyan yardımcımın nazik öksürüşüyle uyandım..
iki hayvanda şu an bana bakıyor, işaretimi bekliyordu.. çok değil birkaç dakika sonra onlardan biri hayata, diğeri ise erkekliğe veda edecekti.. gözlerimi öyle bir dikmiştim ki bu ölüm oyununda bile olsa korkularından yere tükürmemek için kendilerini kasıyorlardı..
belki bu pislikler olmasaydı, bu kuralı çiğneyebilirdim de..
yardımcım tepsiyi uzatıp önce silahları sonra da kurşunları paylaştırdı..
buraya kadar gelmişken,
bir şeyler eksik kalmasın istiyorum, neden burada oldukları ve daha önceki aygırların da neden düelloya tutuştuklarını birazcık bilmeniz gerekli diye düşünüyorum.. onları izlerken, amaçsız iki serserinin kapıştığını düşünmeniz sizin için çok da heyecanlı olmayacaktır elbette..
kısaca durum şu ;
kasabaya kara bir lanet gibi çöken bu bataklık sinekleri, yağmaladıkları bilmem kaçıncı barda bizim iki muhteşem kısrakla karşılaşır ve önceki serserilerin başına gelen şey onlara da olur.. ikisi de aynı anda bu kısraklara aşık olurlar.. iki kadının muhteşem güzelliği onları öylesine büyüler ki, bu tatlı kısraklar ne zaman kişnese peşinden hemen bir köpek gibi denileni yerine getirirler;
- otur !
oturuyor biri..
- sürün !
sürünüyor diğeri..
güzelliğin gücü her şeyi yaptırabilir, katil bile olabilir insan ki onlar için bu zaten gündelik basit bir eylemdi..
bu kısrakların şuh ve cezbedici kişnemelerinin tercümesi de şuydu ;
biz ne yaparsak birlikte yaparız
birlikte içer,
birlikte sevişiriz..
sadece biriniz için
ikimiz
ve diğeriniz için
ölüm var..
şimdi gidin ve köpekler gibi kapışın..
sağ kalan alır ikimizi..
kısrakların koyu çimen rengi iri gözleri vardı, iri dudakları ve iri memeleri, uzun sarı saçları, kendilerine has azdırıcı kokuları, tenleri ve yumuşaklıkları, diriliği ve tazeliği vardı..
tüm bunların hepsine çifter çifter sahip olacaklarını düşünerek bir köpek gibi yerde sürünen salyalı bu iki sefil, elbette bu ölümcül oyunu seve seve oynardı..
hem zaten, kim istemezdi böylesine muhteşem kısrakları kendi ahırında..
işte o gün uluyarak geldiler bana..
*
dalmışım yine...
yardımcımın tepsi taşımak dışında bir görevi de bu tür dalışlardan beni öksürerek uyandırmasıydı, fakat öksürükler yeterli gelmeyince hafiften dürtmek zorunda kaldı..
burnuma enfiye basılmış gibi irkildim ;
- hadi başlayalım !
silahlarını doldurdular.. ağızları da balgamla doluydu..
ama kural kuraldır kasabamda ;
- kesinlikle tükürmek… yok!
işaretimi vermeden önce şapkamı, alnımı açıkta bırakacak şekilde kaldırıp karşı barın üst katında bulunan evin aralık perdesinden kendileri için kapışmaya hazırlanan aygırları izleyen iki kısrağa, göz ucuyla selam verdim..
bu zaten işaret verdiğim anlamına da geliyor..
sırtlarını döndüler, her sayışımla önlerinde uzanan kireçli şeridin üstüne basarak adım adım uzaklaştılar birbirlerinden..
dokuz,
sekiz,
yedi,
altı,
beş..
perdeler biraz daha aralandı, iki çift meme, iki çift dudak cama yapıştı..
tıkanıp kaldım..
iki aygır beşinci adımda durmuş, sabırsızca saymamı beklerken daha fazla dayanamadılar ve ağızlarında biriken balgamı yere tükürdüler..
bu her şeyden daha uyarıcı, beni kızdırıcı, dehşetli bir adam yapmaya yeter de artar bile..
hemen toparlandım..
- kaçta kaldık ? dedim yardımcıma öfkeyle..
- beş efendim..
dört,
üç,
iki,
ve bir..
kireçli çizginin bittiği yere son adımlarını atar atmaz içine dinamit yerleştirilmiş birer karpuz gibi patladılar..
ceset parçaları baharda savrulan yapraklar misali havada uçuşuyordu..
yardımcım bu konuda bir dahidir.. tam da yerinde ve planlandığımız gibi yerleştirmişti bombaları..
bu pisliklerden birinin bile kazanması kasabamın düzenini yeniden bozabilirdi..
*
peki.. sorun bu değil.. daha önceden edindiğim bilgiler ve gözlemlerime göre pislik olmaları, çok iyi silahşör oldukları gerçeğini değiştirmiyor.. en azından birisi kesinlikle ıskalamayacak, ve bir diğeri de zaten ölmüş olacaktı.. bu durumda diğeriyle başetmek zorunda kalacaktım..
tamam sorun bu da değil..
benim sorunum başka..
ama bu kimin umurunda.. kalabalık, silah seslerini duymayı beklerken o muazzam sesin bomba olduğunu bile anlamadı, ne olduğunu belki de şu iki aygır bile anlamadı.. şu an çoktan öldüklerinin bile farkında değillerdir eminim..
ayrıca akbabaların temizlemek zorunda kalacağı leşte yok ortalıkta.. sadece akreplere ve yılanlara yetecek kadar küçük parçalar o kadar..
korku ve panik halkımın üstüne hakim olmuşken bu en zayıf anlarında gelen patlamanın tanrının bir işareti olduğunu söyledim onlara.. bir mucize yaşıyorduk hep birlikte.. yerlere tükürmenin ne büyük bir günah olduğunu gösteren bir mucize..
toprak onları kabul etmemişti..
kadınlar ve erkekler, eteklerine, yüzlerine yapışan ceset parçalarıyla çılgın akbabalara benziyorlardı, panik halindeydiler ve çoğunlukla şoka girmiş, sözlerimi dinleyerek toprağı öpüyor, dua ediyorlardı..
yardımcımı ortalığı sakinleştirmesi ve bir kez daha yerlere tükürmenin ne kadar yanlış olduğunu kalabalığa hatırlatması için orada bırakıp,
pencereye yapışmış beni bekleyen kısraklarıma doğru giderken;
çiğnediğim samanı tükürüp
ağzımı güzel bir gece için temizledim..
**
y.a
Yorumlar