Şeytan
hayatım boyunca beni yalnız bırakmayan karanlık dürtülerin kaynağını, asıl sahibini; şeytanı aradım.. adım adım izini sürdüm, bazen çok yaklaştığımı düşündüm, fakat çok geçmeden anladım ki daha yolun başında bile değilmişim.. bıkmadan usanmadan peşinden gittim.. o, sürekli adres ve kılık değiştiriyordu,
haliyle ben de..
ona ulaşmanın yolu ardında bıraktığı izleri takip etmekten geçiyordu, öyle yaptım.. onu bulmak için her türlü pisliğe bulaştım; uyuşturucu, gasp, pezevenklik, kapalı kapılar, ve perdeler altında tuhaf kılıklı türlü insanlarla, yaratıklarla yaşadığım o iğrenç şeyler, kara para aklama (ak para nedir ki..), soygun, dolandırıcılık ve üçkağıdın bin türlüsünü, herşeyi ama herşeyi denedim.. bu yüzden hapse de girdim, beş yıl sokaklarda yattıysam, bir beş yıl da karanlık ve pis kokulu hücrelerde yatmıştım..
çıktığımda anladım ki tüm bu yaşadıklarım beni sadece onun uşaklarına, yalakalarına ve dublörlerine yaklaştırıyordu,
kendisine değil..
kumar, seks ve uyuşturucu gezegeninde onu bulmak için çırpınıp duruyordum,
hapisten her çıktığımda yeniden onun peşine düşüyordum
ve her seferinde giderek ona daha çok yaklaştığımı hissediyordum..
nihayet dün gece yarısı yine şeytanın izini sürdüğüm karanlık bir alemden, konakladığım bilmem kaçıncı otele doğru karanlık bir sokağı daha dönerken,
kör, burnu çenesine sarkmış, kambur bir cüce aniden yoluma çıkıp yavaşça koluma girdi;
“yürü, vakit geldi.. seni bekliyor..”
korkmuştum, ama gıkımı çıkarmadım, dile kolay onlarca yılı onu bulmak için harcamıştım ve artık burnumun dibindeydi, nefesinin sıcaklığı ensemdeydi, sanki ben değil de o beni takip ediyormuş gibi..
ve işte, biraz hazırlıksız olsam da beklediğim an gelmişti..
daracık sokakta kör ve tuhaf kılıklı bir cücenin rehberliğinde bilmediğim bir yere ama yıllardır aradığım kişiye doğru yürüyordum..
kör rehberim bana yolu tarif ediyor, ben de bir yerlere çarpmaması için ellerimle yönünü bulmasına yardımcı oluyordum;
“ sokağın sonuna gelince söyle bana..“
“ geldik..“
“ sola dönüyoruz, biraz sonra lucifer çıkacak karşına, oraya geldiğimiz de söyle.. “
“ gördüm, lucifer yazıyor kırmızı ışıklı bir tabelası var barın, oraya mı giriyoruz..? “
“ hayır, önünde kimler var ?”
“ birkaç sarhoş içeri girmeye çalışıyor, iki devasa koruma ve yaşlı bir kadın var, çiçek satıyor, ah pardon, yere atılan çiçekleri topluyormuş, demek ki satan başkası..”
“bırak onları, başka ?”
“başka kimse yok..”
“ biri daha olmalı iyi bak.”
“ fahişeler çıkıyor şimdi, yanlarında kasketli göbekli müşterileriyle, anlamıyorum nasıl yatıyorlar bu tiplerle, yani, parayla bile olsa ?“
“ boşver şimdi, başka kimse yok mu ?”
birden apışıp kaldım, şaşırdım.. gözlerimi oğuşturup yeniden baktım;
“ biri daha çıktı, yalnız biri, etrafına bakınıyor, ama bu benim, yani.. yani bana benziyor, evet evet! bu benim.. ta kendim! “
“ tamam, beni ona götür şimdi.. “
beynim sulanmış olmalı, bunamaya başladım, sanırım son zamanlarda şeytanı bulma tutkum beni delirtti belki de.. bu mümkün değil, nasıl olur? bu benim işte, bana bakıp gülüyorum, ama ben, bana bakamıyorum..
tuhaf ama, beni tanımasından korkuyorum kendimin..
“ hadi kıpırda, gidelim.. “
evet kıpırda! dedim kendime, girmediğim, batmadığım pislik kalmamıştı onu bulmak için, ve içimden bir ses artık sona yaklaştığımı söylüyor, şu saatten sonra imkansız diye bir şey olamaz, ve ne görürsem, ne yaşarsam yaşayayım önemli olan ona gidiyor olmam değil mi..
kıpırdadım ben de, ve bana doğru yürümeye başladım, fakat hâlâ yüzüme bakamıyordum..
ben de barın girişinde beni bekliyor ve gülümsemeye devam ediyordum..
karşılıklı durduk, heyecanlanmıştım, çok da şaşırmıştım.. tıpatıp bendim işte, benden daha fazlası üstelik, yüzümüzün aynı olması bir yana, karakterimi de görüyordum yüzümde, gülümsemesi, bakışları birşey söyleyecek olsa bilirdim; ama neden söylemeyeceğini de biliyordum, sadece gülümsüyordu..
ben olsam; ben de öyle yapardım zaten.. belki bir aynaydı içinde gezindiğim şu sokak, elimi kaldırıp bana yaklaştırdım ve yüzümün önünde dairesel hareketler yaptım..
ama ben, aynısını tekrarlamadım, böylece bir ayna içinde kaybolmadığımı anladım..
ve bir rüya olmadığını da anlamak için elimi cebime sokup kasığıma sert bir çimdik attığımda, sadece benim canım yanmıştı, istemeden sertleşmiştim..
o ise gülümsemeye devam ediyordu,
demek ki bu bir rüya değildi..
konuşamıyordum kendimle, kendime selam bile verememiştim..
ben de gülümsemeye devam ediyor ve birşeyler söylemeye pek niyetli görünmüyordum..
“ bundan sonra yolu sana o gösterecek.. ” dedi kör cücem, ve kırmızı ışıklar altından, sigara dumanlarının arasından penguen adımlarıyla koşarak bara girip gözlerden kayboldu..
şaşkındım..
ebeveyninden yol göstermesini bekleyen bir çocuk gibi, ne yapacağımı, ve nereye gideceğimi bilmiyordum..
şimdi kim, kimin koluna girecek ?
ben mi
yoksa öteki ben mi ?
hangimiz
hangimize yol gösterecek ?
kafam böylesine karışıkken benim koluma giren ben oldum..
gülümsemeye devam ederek ve benim sesimle ;
“ hadi gidiyoruz, şeytan bizi bekliyor!“ dedim
“ bizi ?“
“ evet ikimizi, yolu ben biliyorum, daha önce de birçok kez gitmiştim, gerisini bana bırak, ben hallederim..”
“ tabii!”
garip bir şekilde rahatlamıştım, ne de olsa bana güveniyordum..
dar bir sokağa saptık ve yürümeye devam ettik.. önümüzü her türlü pazarlığa açık aç ve parasız fahişeler kesti.. az önce luciferden müşterileriyle çıkan sarhoş kadınlar değil mi bunlar ?
evet ya, ta kendileri !
ne çabuk işlerini görmüşlerdi ?
“hey! tatlı ikizler ikinize birden harika muameleye ne dersiniz, ama elli liranızı alırım..“ dedi ateşli sarışın..
alev kızılı dudaklarını aralayarak göğüs kıllarımda uzun tırnaklarını gezdirdi, sigarasına sıcak nefesini katarak yüzüme üfledi, oldukça hoş, çekici bir kadındı, doğrusu ben beğenmiştim..
esmer, balık etli, dolgun memeli bir diğeri; “içki ısmarlasanız da olur..” dedi gözlerimin içine bakarak,
onu da ben beğendim..
saçları lahana gibi kabarık ve dalgalı, omuzları yuvarlak, boynu yüksek, kavruk buğday tenli, kestane rengi iri gözleriyle diri vücutlu, kolonya kokulu ötekisi, ne para ne de içki istedi, sadece geceyi atlatmak için bir yatak arıyordu;
“ikinizin arasına kıvrılıp yatarım, ne isterseniz yaparım!” dedi yalvarırcasına bakan gözleriyle..
bu kadını ikimiz de sevdik..
tartışmaya başladılar aralarında, bizi paylaşamıyorlardı, anlaşılan o sokaktan böyle kasketsiz göbeksiz ve de paralı müşteri pek geçmiyordu, kavgaya tutuşup birbirlerinin saçlarını çekiştirmeye başladılar
böylelikle yolumuz açılmış oldu..
kolumdan çekip duraksamadan yürümeye devam ettik, sokağın sonunda ana caddeye çıkmış olduk.. burası biraz daha ışıklı ve ferahtı.. yine de bazı sarhoş sürücüler arabalarıyla zikzak çizerek yolda orospu arıyor, nara atıyorlardı, sonra önlerini uzun boylu travestiler kesiyor ve o kalın sesleriyle bir kabadayı pazarlığına girişiyorlardı..
bir süre kaldırımda durup pazarlığın bitmesini bekledik.. travesti parada anlaşamayınca bağırıp çağırmaya başladı, arabayı tekmeliyor, camdan içeri tükürüyordu, sürücü dışarı çıktı ve belinden çektiği tabancasıyla travestinin kasığına ateş etti, sonra da arabasına binip hızla oradan uzaklaştı..
kadın kanlar içinde yerde yatıyor kıvranıyordu, çok acı çekiyordu;
“ yardım etmeliyiz..” dedim
“ hayır edemeyiz, biliyorsun şeytan bizi bekliyor.. “ dedim
“ ama kadın, adam, yani herneyse yardım etmezsek şu zavallı ölecek..” dedim
“ bırak onu şimdi, arkadaşları burada fink atıyordur zaten, birazdan gelirler, üstelik bizim yaptığımızı sanacaklar, başımız belaya girmeden gidelim hadi..” dedim
koluma girip çekiştirerek uzaklaşırken oradan, diğer travestilerin koşarak bu tarafa geldiklerini gördüm, en azından onun kurtulacağını düşünmeye başlamış ve biraz olsun rahatlamıştım..
hâlâ nereye gittiğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu.. ama dünya varolalı ismini hep duyduğum şeytanın ta kendisiyle olan randevumu hatırladım birden.. beni bekleyenin o olması inanılmaz! büyülenmiştim, onu ararken katlandığım günahları, çektiğim sıkıntıları, karanlık hücrelerde yitip giden yıllarımı bir anda unutmuştum.. üstümden ağır bir yük kalkmış ve hafiflemiş hissediyordum kendimi..
içimi giderek dalga dalga büyüyen bir heyecan kapladı..
travestiler bizi fark etmeden koşarak alt geçide indik..
gecenin bu saatinde soğuktan ve içkiden sızmış sarhoşların ceplerini araklayan dilencilerden, boş balık kasalarını yalayan kedilerden ve kestiren birkaç yaşlı bekçiden başka,
bir de ikimiz vardık sadece..
herkes kendince kendi işiyle fazlasıyla meşguldü, biz de onları görmezden gelip geçip gittik yanlarından, ve yeniden merdivenleri tırmanarak yukarı çıktık..
önümüze cılız, sarı ışıkları yanan küçük, iğreti bir kulübe çıktı, arkasında ise boş, kapkaranlık bir alan uzanıyordu..
“ işte geldik.. “ dedim
nasıl yani ?
başka yer mi yoktu,
üstelik bulunması bu kadar zor olan biri,
yani şeytan;
yıllar sonra beni böyle üfürükten, kerpiç kurusu bir evde mi bekliyordu ?
tabii bunları içimden söyledim..
ama ben ;
“ evet seni burada bekliyor.. “ diyerek karşılık verdim..
sonunda gelmiştik..
öyle ya da böyle, nasıl olduğu hiç önemli değildi..
kulübeye yaklaşıp birkaç kez kapıya vurdum..
içeriden ses gelmeyince bu defa ben çaldım kapıyı..
*
" çok uzun zamandır bekliyordum, kapıyı açıp ikisini de içeri aldım.."
" ışık bizi rahatsız ediyordu.."
" ışık yüzlerimizi gösteriyordu.."
" ışığı kapatıp onları karanlık odama davet ettim.."
" konuşacaklarımız vardı.."
**
y.a
haliyle ben de..
ona ulaşmanın yolu ardında bıraktığı izleri takip etmekten geçiyordu, öyle yaptım.. onu bulmak için her türlü pisliğe bulaştım; uyuşturucu, gasp, pezevenklik, kapalı kapılar, ve perdeler altında tuhaf kılıklı türlü insanlarla, yaratıklarla yaşadığım o iğrenç şeyler, kara para aklama (ak para nedir ki..), soygun, dolandırıcılık ve üçkağıdın bin türlüsünü, herşeyi ama herşeyi denedim.. bu yüzden hapse de girdim, beş yıl sokaklarda yattıysam, bir beş yıl da karanlık ve pis kokulu hücrelerde yatmıştım..
çıktığımda anladım ki tüm bu yaşadıklarım beni sadece onun uşaklarına, yalakalarına ve dublörlerine yaklaştırıyordu,
kendisine değil..
kumar, seks ve uyuşturucu gezegeninde onu bulmak için çırpınıp duruyordum,
hapisten her çıktığımda yeniden onun peşine düşüyordum
ve her seferinde giderek ona daha çok yaklaştığımı hissediyordum..
nihayet dün gece yarısı yine şeytanın izini sürdüğüm karanlık bir alemden, konakladığım bilmem kaçıncı otele doğru karanlık bir sokağı daha dönerken,
kör, burnu çenesine sarkmış, kambur bir cüce aniden yoluma çıkıp yavaşça koluma girdi;
“yürü, vakit geldi.. seni bekliyor..”
korkmuştum, ama gıkımı çıkarmadım, dile kolay onlarca yılı onu bulmak için harcamıştım ve artık burnumun dibindeydi, nefesinin sıcaklığı ensemdeydi, sanki ben değil de o beni takip ediyormuş gibi..
ve işte, biraz hazırlıksız olsam da beklediğim an gelmişti..
daracık sokakta kör ve tuhaf kılıklı bir cücenin rehberliğinde bilmediğim bir yere ama yıllardır aradığım kişiye doğru yürüyordum..
kör rehberim bana yolu tarif ediyor, ben de bir yerlere çarpmaması için ellerimle yönünü bulmasına yardımcı oluyordum;
“ sokağın sonuna gelince söyle bana..“
“ geldik..“
“ sola dönüyoruz, biraz sonra lucifer çıkacak karşına, oraya geldiğimiz de söyle.. “
“ gördüm, lucifer yazıyor kırmızı ışıklı bir tabelası var barın, oraya mı giriyoruz..? “
“ hayır, önünde kimler var ?”
“ birkaç sarhoş içeri girmeye çalışıyor, iki devasa koruma ve yaşlı bir kadın var, çiçek satıyor, ah pardon, yere atılan çiçekleri topluyormuş, demek ki satan başkası..”
“bırak onları, başka ?”
“başka kimse yok..”
“ biri daha olmalı iyi bak.”
“ fahişeler çıkıyor şimdi, yanlarında kasketli göbekli müşterileriyle, anlamıyorum nasıl yatıyorlar bu tiplerle, yani, parayla bile olsa ?“
“ boşver şimdi, başka kimse yok mu ?”
birden apışıp kaldım, şaşırdım.. gözlerimi oğuşturup yeniden baktım;
“ biri daha çıktı, yalnız biri, etrafına bakınıyor, ama bu benim, yani.. yani bana benziyor, evet evet! bu benim.. ta kendim! “
“ tamam, beni ona götür şimdi.. “
beynim sulanmış olmalı, bunamaya başladım, sanırım son zamanlarda şeytanı bulma tutkum beni delirtti belki de.. bu mümkün değil, nasıl olur? bu benim işte, bana bakıp gülüyorum, ama ben, bana bakamıyorum..
tuhaf ama, beni tanımasından korkuyorum kendimin..
“ hadi kıpırda, gidelim.. “
evet kıpırda! dedim kendime, girmediğim, batmadığım pislik kalmamıştı onu bulmak için, ve içimden bir ses artık sona yaklaştığımı söylüyor, şu saatten sonra imkansız diye bir şey olamaz, ve ne görürsem, ne yaşarsam yaşayayım önemli olan ona gidiyor olmam değil mi..
kıpırdadım ben de, ve bana doğru yürümeye başladım, fakat hâlâ yüzüme bakamıyordum..
ben de barın girişinde beni bekliyor ve gülümsemeye devam ediyordum..
karşılıklı durduk, heyecanlanmıştım, çok da şaşırmıştım.. tıpatıp bendim işte, benden daha fazlası üstelik, yüzümüzün aynı olması bir yana, karakterimi de görüyordum yüzümde, gülümsemesi, bakışları birşey söyleyecek olsa bilirdim; ama neden söylemeyeceğini de biliyordum, sadece gülümsüyordu..
ben olsam; ben de öyle yapardım zaten.. belki bir aynaydı içinde gezindiğim şu sokak, elimi kaldırıp bana yaklaştırdım ve yüzümün önünde dairesel hareketler yaptım..
ama ben, aynısını tekrarlamadım, böylece bir ayna içinde kaybolmadığımı anladım..
ve bir rüya olmadığını da anlamak için elimi cebime sokup kasığıma sert bir çimdik attığımda, sadece benim canım yanmıştı, istemeden sertleşmiştim..
o ise gülümsemeye devam ediyordu,
demek ki bu bir rüya değildi..
konuşamıyordum kendimle, kendime selam bile verememiştim..
ben de gülümsemeye devam ediyor ve birşeyler söylemeye pek niyetli görünmüyordum..
“ bundan sonra yolu sana o gösterecek.. ” dedi kör cücem, ve kırmızı ışıklar altından, sigara dumanlarının arasından penguen adımlarıyla koşarak bara girip gözlerden kayboldu..
şaşkındım..
ebeveyninden yol göstermesini bekleyen bir çocuk gibi, ne yapacağımı, ve nereye gideceğimi bilmiyordum..
şimdi kim, kimin koluna girecek ?
ben mi
yoksa öteki ben mi ?
hangimiz
hangimize yol gösterecek ?
kafam böylesine karışıkken benim koluma giren ben oldum..
gülümsemeye devam ederek ve benim sesimle ;
“ hadi gidiyoruz, şeytan bizi bekliyor!“ dedim
“ bizi ?“
“ evet ikimizi, yolu ben biliyorum, daha önce de birçok kez gitmiştim, gerisini bana bırak, ben hallederim..”
“ tabii!”
garip bir şekilde rahatlamıştım, ne de olsa bana güveniyordum..
dar bir sokağa saptık ve yürümeye devam ettik.. önümüzü her türlü pazarlığa açık aç ve parasız fahişeler kesti.. az önce luciferden müşterileriyle çıkan sarhoş kadınlar değil mi bunlar ?
evet ya, ta kendileri !
ne çabuk işlerini görmüşlerdi ?
“hey! tatlı ikizler ikinize birden harika muameleye ne dersiniz, ama elli liranızı alırım..“ dedi ateşli sarışın..
alev kızılı dudaklarını aralayarak göğüs kıllarımda uzun tırnaklarını gezdirdi, sigarasına sıcak nefesini katarak yüzüme üfledi, oldukça hoş, çekici bir kadındı, doğrusu ben beğenmiştim..
esmer, balık etli, dolgun memeli bir diğeri; “içki ısmarlasanız da olur..” dedi gözlerimin içine bakarak,
onu da ben beğendim..
saçları lahana gibi kabarık ve dalgalı, omuzları yuvarlak, boynu yüksek, kavruk buğday tenli, kestane rengi iri gözleriyle diri vücutlu, kolonya kokulu ötekisi, ne para ne de içki istedi, sadece geceyi atlatmak için bir yatak arıyordu;
“ikinizin arasına kıvrılıp yatarım, ne isterseniz yaparım!” dedi yalvarırcasına bakan gözleriyle..
bu kadını ikimiz de sevdik..
tartışmaya başladılar aralarında, bizi paylaşamıyorlardı, anlaşılan o sokaktan böyle kasketsiz göbeksiz ve de paralı müşteri pek geçmiyordu, kavgaya tutuşup birbirlerinin saçlarını çekiştirmeye başladılar
böylelikle yolumuz açılmış oldu..
kolumdan çekip duraksamadan yürümeye devam ettik, sokağın sonunda ana caddeye çıkmış olduk.. burası biraz daha ışıklı ve ferahtı.. yine de bazı sarhoş sürücüler arabalarıyla zikzak çizerek yolda orospu arıyor, nara atıyorlardı, sonra önlerini uzun boylu travestiler kesiyor ve o kalın sesleriyle bir kabadayı pazarlığına girişiyorlardı..
bir süre kaldırımda durup pazarlığın bitmesini bekledik.. travesti parada anlaşamayınca bağırıp çağırmaya başladı, arabayı tekmeliyor, camdan içeri tükürüyordu, sürücü dışarı çıktı ve belinden çektiği tabancasıyla travestinin kasığına ateş etti, sonra da arabasına binip hızla oradan uzaklaştı..
kadın kanlar içinde yerde yatıyor kıvranıyordu, çok acı çekiyordu;
“ yardım etmeliyiz..” dedim
“ hayır edemeyiz, biliyorsun şeytan bizi bekliyor.. “ dedim
“ ama kadın, adam, yani herneyse yardım etmezsek şu zavallı ölecek..” dedim
“ bırak onu şimdi, arkadaşları burada fink atıyordur zaten, birazdan gelirler, üstelik bizim yaptığımızı sanacaklar, başımız belaya girmeden gidelim hadi..” dedim
koluma girip çekiştirerek uzaklaşırken oradan, diğer travestilerin koşarak bu tarafa geldiklerini gördüm, en azından onun kurtulacağını düşünmeye başlamış ve biraz olsun rahatlamıştım..
hâlâ nereye gittiğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu.. ama dünya varolalı ismini hep duyduğum şeytanın ta kendisiyle olan randevumu hatırladım birden.. beni bekleyenin o olması inanılmaz! büyülenmiştim, onu ararken katlandığım günahları, çektiğim sıkıntıları, karanlık hücrelerde yitip giden yıllarımı bir anda unutmuştum.. üstümden ağır bir yük kalkmış ve hafiflemiş hissediyordum kendimi..
içimi giderek dalga dalga büyüyen bir heyecan kapladı..
travestiler bizi fark etmeden koşarak alt geçide indik..
gecenin bu saatinde soğuktan ve içkiden sızmış sarhoşların ceplerini araklayan dilencilerden, boş balık kasalarını yalayan kedilerden ve kestiren birkaç yaşlı bekçiden başka,
bir de ikimiz vardık sadece..
herkes kendince kendi işiyle fazlasıyla meşguldü, biz de onları görmezden gelip geçip gittik yanlarından, ve yeniden merdivenleri tırmanarak yukarı çıktık..
önümüze cılız, sarı ışıkları yanan küçük, iğreti bir kulübe çıktı, arkasında ise boş, kapkaranlık bir alan uzanıyordu..
“ işte geldik.. “ dedim
nasıl yani ?
başka yer mi yoktu,
üstelik bulunması bu kadar zor olan biri,
yani şeytan;
yıllar sonra beni böyle üfürükten, kerpiç kurusu bir evde mi bekliyordu ?
tabii bunları içimden söyledim..
ama ben ;
“ evet seni burada bekliyor.. “ diyerek karşılık verdim..
sonunda gelmiştik..
öyle ya da böyle, nasıl olduğu hiç önemli değildi..
kulübeye yaklaşıp birkaç kez kapıya vurdum..
içeriden ses gelmeyince bu defa ben çaldım kapıyı..
*
" çok uzun zamandır bekliyordum, kapıyı açıp ikisini de içeri aldım.."
" ışık bizi rahatsız ediyordu.."
" ışık yüzlerimizi gösteriyordu.."
" ışığı kapatıp onları karanlık odama davet ettim.."
" konuşacaklarımız vardı.."
**
y.a
Yorumlar