Ayrılık
- sevgini hak etmiyorum..
*
nihat uzun uzun baktı derene..
siyah, dalgalı saçlarına, kırmızı dudaklarına, gece lambasının sarı ışığı altında parlayan pürüzsüz yuvarlak omuzlarına, düşmemek için direnen siyah transparan elbisenin incecik askılarına,
ve teki elinden düşmek üzere olan sivri burunlu, sivri yüksek topuklu, parlak mor ayakkabısına..
gizlenmesi en zor olan; gözler..
gerçeğin farkında olan kadın, gözlerini nihattan kaçırıyor, en mahrem yerini erkeğinden gizlemeye çalışıyordu..
bunun için çıplak ayaklarına bakması yeterli geldi.. uzun bir sessizlikten sonra, nihat'ın zihni ve kalbi gibi gözleri de yoruldu..
gözlerini kadının ayaklarına düşürdü..
şimdi ikisi de aynı yere bakıyordu.. kırmızının en har tonuyla sarmalanmış ojeli tırnaklara..
ilk kez aynı noktada buluşan iki çift göz..
sessizliği bozan nihat oldu ;
- benim hak etmediğim tek şey, bu sözün..
- seni hak etmiyorum biliyorum.. pişman olmak yeterli değil, ya da affedilmek gibi bir isteğim de yok.. yeniden başlamaya gücüm kalmadığını da bir kez daha deneyerek görmüş oldum..
- biliyor musun benim de gücüm tükendi.. ama kendime karşı.. bana göre insanın en zorlu mücadelesi kendisiyle.. şu anda kendimi o kadar güçsüz hissediyorum ki yine de ikimizden biri bırakmadığı sürece dışarıdan hiçbir şey işe yaramazdı.. her zaman dayanabilecek gücüm vardı benim seninle..
- sanırım bu durumda, bırakan ben oldum..
- tükendiğini söyledin.. bu yüzden mi bırakıyorsun ? yoksa beni o ilk gün gibi sevdiğini biliyorum..
- seni seviyorum nihat.. tüm kalbimle..
- ben de seni seviyorum..
- neden yürümüyor o zaman ?
- yürütülmesi gereken bir iş gibi gördüğün için belki.. yapılması gereken işler, bitirilmesi gereken ödevlerimiz var.. tüm bunları başardığımızda mezun olabileceğimiz bir okulda gibiyiz..
- ev ödevleri..
- bu okuldan mezun olmak istemeyen yaramaz bir çocuğum ben..
*
deren, içindeki yaramaz çocuğu dinleyip sadece bir saniye içinde olabilecek kaçamak bir bakışla gülümseyerek nihat'a baktı.. sonra tekrar ayaklarına döndü gözleri ve usulca fısıldadı ;
- asıl yaramaz çocuk benim, derslerime hiç çalışmadım..
- ilişkimizi bir okul gibi gördüğünü kabul ediyorsun o zaman..
- nasıl gördüğümden çok, nasıl göründüğü ortada..
- nasıl?
- oh lütfen! nasıl göründüğünü bilmediğin için mi böyle soruyorsun, yoksa görmek istemediğin bir şeyin varlığını sırf inkar ettiğin için mi?
- derslerine çalışmayan bir öğrenci olabilirsin ama benim durumum senden daha beter..
- ne varmış senin durumunda?
- kopya çekip durdum.. başkalarının ilişkilerine göz attım, sözleri arakladım, duyguları makaslayıp kendi duygularımın tercümanı yaptım..
- bunları biliyorum..
- biliyor musun ?
- evet biliyorum.. sana ait olanlarla, olmayanları anlayacak kadar seni tanıdım..
nihat utanmıştı..
deren, nihat'ın kızardığını görmedi ama kadınsı bir güdüyle bunu hissetti..
kopyada yakalanmıştı genç adam..
biraz rahatladığını hissetti deren, ve devam etti ;
- yine de hoşuma gideceğini düşündüğün şeyleri yapmak için ne kadar çok mücadele ettiğini görüyordum.. sen bir şeyler yapmaya çalışırken, ben sadece okuldan eve giden bir öğrenci gibi, okul servisinin arka koltuğunda boş gözlerle dışarıyı, hayatı izledim sadece..
ikisi de başlarını hafifçe kaldırdı.. gözler, ilk kez konuşmanın bu yutkunan, fısıldayan bölümünde buluştu..
- şu halimize bak nihat.. ilişkimizi sorguluyoruz, betimliyoruz, ismini bile koyduk.. bir okulumuz var, orada yaşıyoruz.. ödevlerimizi yapıyor, sınavlara giriyoruz.. okulla ev arasında gidip gelen bir servisimiz bile var.. sen, bazen bu servisin şoförlüğünü yapıyorsun, bazen de beni okulda karşılayan öğretmenim oluyorsun.. ama ben hiçbir işe yaramayan bir öğrencin olmaktan öteye geçemedim.. denedim.. belki, kopya bile çekebilirdim senin gibi.. ya da en azından derslerime daha iyi çalışabilirdim, ödevlerim bitmese de not almaya değer olabilirdi..
deren bunları zorlukla fısıldarken parmakları çözüldü, gücünün tükendiğinin ilk belirtisi;
mor ayakkabılar elinden düştü..
- senin için, ilişkimiz için şunu yaptım diyebileceğim tek bir çabam yok.. bu hissizlik, bu boşluk, ve sadece önüme bir şeylerin gelmesini beklemek.. beni çok yordu.. her geçen gün, senin de yorulduğunu hissettim.. belki düzelir umuduyla yaşadığımız her teneffüste, çalan her zilde, her ayrılıkta, derslere başka bir heyecanla girdim.. denedim nihat.. inan denedim..
- deren..
duymamıştı nihatı.. kendisiyle konuşuyor gibiydi artık, gözleri gece lambasının cılız sarılığına takılıp kalmıştı..
- nihat, bu öyle bir yorgunluk ki.. dinlenmek için teneffüse çıkıp hava almak yeterli olmuyor.. en zorlu mücadele senin de söylediğin gibi eğer kendimle olansa, ben en kolayında sınıfta kaldım..
ve sonrası sessizlik..
ikisinin de gözleri yeniden kırmızı tırnaklara devrildi..
konuşulacak ne varsa, hep başa dönmek, servise binip okula gitmek ve sonra tekrar eve dönmek.. ve yeniden okula gidip gelmekten ibaretti..
sessizliği, her zaman gürültücü olduğu için yönetime şikayet ettikleri komşularının radyosu bozdu..
şarkı; boşluğu, boş odayı, umutsuzluğun içini dolduruyordu..
nihat, gözleriyle uzun uzun süzdü dereni, uzun, siyah dalgalı saçlarını, siyah transparan elbisesini, omuzlarından çoktan düşmüş olan ince askıları, ve çıplak ayaklarını..
yavaşça eğilip derenin ayaklarına dokundu..
parmaklarını üzerinde gezdirdi ve mor ayakkabılarını usulca giydirdi..
*
gizlenmesi en zor olan; gözler..
derenin başı gözleriyle dertteydi.. içinde birikenleri gözyaşlarıyla birlikte serbest bıraktı..
nihatın omzuna yasladı başını, sokulup birbirlerine sıkıca sarıldılar..
komşu, ilk kez o gece müziğin sesini sonuna kadar açtı,
ve zil onlar için son kez çaldı..
**
y.a
*
nihat uzun uzun baktı derene..
siyah, dalgalı saçlarına, kırmızı dudaklarına, gece lambasının sarı ışığı altında parlayan pürüzsüz yuvarlak omuzlarına, düşmemek için direnen siyah transparan elbisenin incecik askılarına,
ve teki elinden düşmek üzere olan sivri burunlu, sivri yüksek topuklu, parlak mor ayakkabısına..
gizlenmesi en zor olan; gözler..
gerçeğin farkında olan kadın, gözlerini nihattan kaçırıyor, en mahrem yerini erkeğinden gizlemeye çalışıyordu..
bunun için çıplak ayaklarına bakması yeterli geldi.. uzun bir sessizlikten sonra, nihat'ın zihni ve kalbi gibi gözleri de yoruldu..
gözlerini kadının ayaklarına düşürdü..
şimdi ikisi de aynı yere bakıyordu.. kırmızının en har tonuyla sarmalanmış ojeli tırnaklara..
ilk kez aynı noktada buluşan iki çift göz..
sessizliği bozan nihat oldu ;
- benim hak etmediğim tek şey, bu sözün..
- seni hak etmiyorum biliyorum.. pişman olmak yeterli değil, ya da affedilmek gibi bir isteğim de yok.. yeniden başlamaya gücüm kalmadığını da bir kez daha deneyerek görmüş oldum..
- biliyor musun benim de gücüm tükendi.. ama kendime karşı.. bana göre insanın en zorlu mücadelesi kendisiyle.. şu anda kendimi o kadar güçsüz hissediyorum ki yine de ikimizden biri bırakmadığı sürece dışarıdan hiçbir şey işe yaramazdı.. her zaman dayanabilecek gücüm vardı benim seninle..
- sanırım bu durumda, bırakan ben oldum..
- tükendiğini söyledin.. bu yüzden mi bırakıyorsun ? yoksa beni o ilk gün gibi sevdiğini biliyorum..
- seni seviyorum nihat.. tüm kalbimle..
- ben de seni seviyorum..
- neden yürümüyor o zaman ?
- yürütülmesi gereken bir iş gibi gördüğün için belki.. yapılması gereken işler, bitirilmesi gereken ödevlerimiz var.. tüm bunları başardığımızda mezun olabileceğimiz bir okulda gibiyiz..
- ev ödevleri..
- bu okuldan mezun olmak istemeyen yaramaz bir çocuğum ben..
*
deren, içindeki yaramaz çocuğu dinleyip sadece bir saniye içinde olabilecek kaçamak bir bakışla gülümseyerek nihat'a baktı.. sonra tekrar ayaklarına döndü gözleri ve usulca fısıldadı ;
- asıl yaramaz çocuk benim, derslerime hiç çalışmadım..
- ilişkimizi bir okul gibi gördüğünü kabul ediyorsun o zaman..
- nasıl gördüğümden çok, nasıl göründüğü ortada..
- nasıl?
- oh lütfen! nasıl göründüğünü bilmediğin için mi böyle soruyorsun, yoksa görmek istemediğin bir şeyin varlığını sırf inkar ettiğin için mi?
- derslerine çalışmayan bir öğrenci olabilirsin ama benim durumum senden daha beter..
- ne varmış senin durumunda?
- kopya çekip durdum.. başkalarının ilişkilerine göz attım, sözleri arakladım, duyguları makaslayıp kendi duygularımın tercümanı yaptım..
- bunları biliyorum..
- biliyor musun ?
- evet biliyorum.. sana ait olanlarla, olmayanları anlayacak kadar seni tanıdım..
nihat utanmıştı..
deren, nihat'ın kızardığını görmedi ama kadınsı bir güdüyle bunu hissetti..
kopyada yakalanmıştı genç adam..
biraz rahatladığını hissetti deren, ve devam etti ;
- yine de hoşuma gideceğini düşündüğün şeyleri yapmak için ne kadar çok mücadele ettiğini görüyordum.. sen bir şeyler yapmaya çalışırken, ben sadece okuldan eve giden bir öğrenci gibi, okul servisinin arka koltuğunda boş gözlerle dışarıyı, hayatı izledim sadece..
ikisi de başlarını hafifçe kaldırdı.. gözler, ilk kez konuşmanın bu yutkunan, fısıldayan bölümünde buluştu..
- şu halimize bak nihat.. ilişkimizi sorguluyoruz, betimliyoruz, ismini bile koyduk.. bir okulumuz var, orada yaşıyoruz.. ödevlerimizi yapıyor, sınavlara giriyoruz.. okulla ev arasında gidip gelen bir servisimiz bile var.. sen, bazen bu servisin şoförlüğünü yapıyorsun, bazen de beni okulda karşılayan öğretmenim oluyorsun.. ama ben hiçbir işe yaramayan bir öğrencin olmaktan öteye geçemedim.. denedim.. belki, kopya bile çekebilirdim senin gibi.. ya da en azından derslerime daha iyi çalışabilirdim, ödevlerim bitmese de not almaya değer olabilirdi..
deren bunları zorlukla fısıldarken parmakları çözüldü, gücünün tükendiğinin ilk belirtisi;
mor ayakkabılar elinden düştü..
- senin için, ilişkimiz için şunu yaptım diyebileceğim tek bir çabam yok.. bu hissizlik, bu boşluk, ve sadece önüme bir şeylerin gelmesini beklemek.. beni çok yordu.. her geçen gün, senin de yorulduğunu hissettim.. belki düzelir umuduyla yaşadığımız her teneffüste, çalan her zilde, her ayrılıkta, derslere başka bir heyecanla girdim.. denedim nihat.. inan denedim..
- deren..
duymamıştı nihatı.. kendisiyle konuşuyor gibiydi artık, gözleri gece lambasının cılız sarılığına takılıp kalmıştı..
- nihat, bu öyle bir yorgunluk ki.. dinlenmek için teneffüse çıkıp hava almak yeterli olmuyor.. en zorlu mücadele senin de söylediğin gibi eğer kendimle olansa, ben en kolayında sınıfta kaldım..
ve sonrası sessizlik..
ikisinin de gözleri yeniden kırmızı tırnaklara devrildi..
konuşulacak ne varsa, hep başa dönmek, servise binip okula gitmek ve sonra tekrar eve dönmek.. ve yeniden okula gidip gelmekten ibaretti..
sessizliği, her zaman gürültücü olduğu için yönetime şikayet ettikleri komşularının radyosu bozdu..
şarkı; boşluğu, boş odayı, umutsuzluğun içini dolduruyordu..
nihat, gözleriyle uzun uzun süzdü dereni, uzun, siyah dalgalı saçlarını, siyah transparan elbisesini, omuzlarından çoktan düşmüş olan ince askıları, ve çıplak ayaklarını..
yavaşça eğilip derenin ayaklarına dokundu..
parmaklarını üzerinde gezdirdi ve mor ayakkabılarını usulca giydirdi..
*
gizlenmesi en zor olan; gözler..
derenin başı gözleriyle dertteydi.. içinde birikenleri gözyaşlarıyla birlikte serbest bıraktı..
nihatın omzuna yasladı başını, sokulup birbirlerine sıkıca sarıldılar..
komşu, ilk kez o gece müziğin sesini sonuna kadar açtı,
ve zil onlar için son kez çaldı..
**
y.a
Yorumlar
bir de o beklenen yaz tatilinin en iyi savunmasının ve ya gerekçesinin ben bu okulu hak etmiyorum olması daha da tuhaf..
sevgi ne zaman hakediş haline dönüştü acaba..