varlık



*

hemen şimdi söylemeliyim ki yaşadığımız evrende, soluk aldığımız şu gezegende “herşey” vardır.. “yok” ise tamamen bize ait bir uydurmacadır.. evet, biz görebildiklerimiz, tutabildiklerimiz, ve anlayabildiklerimiz için "var" deriz yalnızca.. “yok” ; bize anlamsız gelen “herşey”in bizzat kendisidir.. şu halde “yok” demek, aslında var olanı bir çeşit inkâr sayılabilir mi..? bunu elbette sözlüğe böyle yazamazdı kimse.. devletler kendi dillerinde onu anlamlı, ve kulağa daha hoş gelecek bir şekilde tanımlamalıydı, işte bu yüzden sözlüklere “yok”un karşılığı olarak hakkında “var olmayan” diye not düştüler.. böylece "yok" kesin bir şekilde "var" ile ilişkilendirilmiş oldu..

yok; yani "var olmayan".. "var"ın hiçbir zaman kabul görmeyen üvey kardeşi..

ben böyle söylediğim zaman birileri coşup şunu sorabilir hemen ; - öyleyse tanrı yoktur.. savı geçersiz olmaz mı ?

sav ; iddia, bir önerme..

bu öyle bir kesinlik ki artık "yok" ne derse desin, söylediği herşey tamamen bir önerme olarak kabul görecek.. ne de olsa üveydir o.. ve ortada bir iddia varsa o da "yok"un ağzından çıkandır..

şu halde "yok kardeş" neden konuşmalı.. neden derdini anlatmaya çalışmalı..

ayrıca bunu bana neden soruyorsunuz.. ? hadi sordunuz.. şu halde siz tanrıyı anlayabildiğiniz için mi onu kabul ediyor, görebildiğiniz, tutabildiğiniz, ve hissedebildiğiniz için mi “var” olduğunu söylüyorsunuz ? aslında tüm olan şu ; kalbinizin ve beyninizin ortak kararıyla orada yoğrulan bir inanç/inançsızlık hamurudur elinizdeki.. bu hamuru çeşit çeşit şekillere sokup sonra da fırına veriyorsunuz.. eh ne diyelim.. afiyetle yiyin ekmeğinizi.. ama bana neden ikram ediyorsunuz.. ? anlamadım.. kardeşlik mi..? almayım, karnım tok benim, ya da aç değilim sizin gibi..

tepelerinde dönüyorum.. kuşbakışı izliyorum meydan muharebesini; biri inanıyor, diğeri inanmıyor.. bu haliyle bile var ve yokçuları iki zıt kutup olarak göremiyorum, olsa olsa iki dairenin birbirini içeriden kesen ortak bileşenlere sahip bir tuhaf kardeşlik bunlarınki..

ben tanrıyı bulma ve yok etme savaşınızın dışındayım, savaşacak zamanım ve buna ayıracak gücüm yok, neye karşı savaştığımı bilmiyorsam zaten benim için hiçbir anlamı olmayacak.. siz inançlılar ve inançsızlar, aranızda halledin bu meseleyi, siz varcılar ve yokçular kendi aranızda çarpışın göğüs göğüse, devam edin beyinlerinizi birer yumurta gibi tokuşturmaya..

bu kırılgan savaşta yerim "yok" benim..

sonra şu notları düşüyorum sözlüğüme mum ışığında ;

var ; yerinde olan..

yok ; yerinde olmayan..

**

y.a

Yorumlar

LâL dedi ki…
herşey zıddıyla anlam bulmuyor mu? Ve bir şeyi var olmadığını söylemek bile bir şekilde onun varlığını kabullenmek değil mi?

durduğun yerde durabilmeyi öyle isterdim ki..
** dedi ki…
evet zıddıyla anlam bulur belki.. ama bu var ve yok meselesini iki zıt olarak görmüyorum.. bir şeye yok demek kadar anlamsız geliyor bir şeye var demek.. nedir var olan, kim için, nasıl bir varlıktır, tadı neye benzer..
LâL dedi ki…
İnanmak , keyfidir.. Ve dediğin gibi aklın ve ruhun yoğurduğu bir hamurdur.. Kime göre neye göre soruları , keyfiyet konu olduğunda anlamını yitirir.. Dayanak aranmaz bu durumda, sorgulanmaz bile çoğu zaman.. Bir şeyin var olduğuna ya inanır, yahut inanmazsınız..

Durduğun noktada durabilmeyi neden isterdim biliyormusun..
kendi aklımın ve ruhumun yoğurduğu bu hamurdan kendime pişirdiğim ekmeği yerken bile, bu taddan keyif alıp almadığımı sorguluyorum hala..
Ve bu arada kalmışlık, bu sıkışmışlık beli deli ediyor..Henüz mecazi manada belki ama, gerçek manasına ulaşmasından ödüm patlıyor..
** dedi ki…
nasıl ki beden dışarıdan gelen tehlikelere, virüslere karşı mücadele veriyor, ve bulunduğu her türlü ortama uyum sağlamak için bir şekilde evrimleşiyorsa, bana öyle geliyor ki zihin de tıpkı bedenin yaptığını yapıyor.. çoğunlukla bizim farkındalığımızın dışında olur bu.. sonra bir gece, bir sabah, bir de bakmışsın bambaşka biri olmuşsun, başka başka düşüncelerin sahibisin, ve kendini farklı bir yerde gibi hissedersin.. tüm bu mücadele olup biterken haliyle zihin sahibine yani sana da biraz sıkıntı verebilir.. sadece güçlü bedenler, güçlü zihinler bu fanustan geçip kendini okyanusa salan diğer damlalara karışabilir.. ne kadar karışıksa durum, bence o kadar hazır ve yeterince güçlüyüzdür bir sonraki adım için..

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta