Düşünlerim


by enki bilal


clint mansell - death is the road to awe


*

zamanla hakikat çıldırtır insanı.. ve normaldir bu.. çırpınır durur bir süre delilik sularında, kendi girdabını yaratır, boğulur bazıları..

direnen de olur..

o dirençli adam neredeyse bu çılgınlık hissinden uzaklaşmış, ve hakikati bağrına basmıştır..

ama diğerleri, yani uykulular izin vermezler buna.. delilik halinin devam etmesi için gömleği giydirir, sırtına mührü basarlar ki onu gören gözlere başka hiç kimse inanmasın diye..

ve böylece deli, sadece en yakın dostuyla, hakikatle avunur, tek kişilik hücresinde, tek başına..

saatin tik tak sesleri gibi gidip gelirken
yaşam ve ölüm..

yaşam ölür
ölüm yaşar..

*

ışık farklı bir açıdan gelseydi damarlarım görünürdü, daha farklı bir açıdan gelmeye devam ederse, kemiklerim..

bazen de öyle bir açıyla yakalar ki beni, ortada öylece kalır iliklerim, çırılçıplak..

ışık güneşten geliyor elbette..

ve gözlerime çarpıp aksi yöne, sana doğru binlerce açı çiziyor..

*

gece aniden uyanıverdim.. ama uyumaya da devam ediyordum, bilincim ve bilinçaltım, ikisi de uyanık.. rüyalar birbirine karışmıştı..

kalkıp duvarın hareketliliğini izledim bir süre, ve oradan açılan kapıyı, içinden çıkanları, içeri girenleri..

kapıyı kapatıp uyumaya devam ettim, içeride..

*

ne güzel şey şu yalnızlık..

neden güzel olmasın ki.. özüme ekilen, ve bana hayat veren bu güçlü tohum.. onun yeşerdiği zamanları iyi bilirim.. kuruyup gittiğinde nasıl kuruduğumu..

çaresizdim, etrafımda hep bir uğultu.. başım dönüyordu, düşüyordum ki son anda elimden tutmuştu benim.. bir dolu küfretmişti kalabalığa..

sonra çekip aldı onların arasından ve kaçırdı beni en sarsak halimle.. kuytusuna atıp evimin, kapıları ve pencereleri kolladı bir süre.. sonra da iki eliyle yüzümü avuçlayıp gözlerime dikerek o koyu gözlerini;


- hiç aklımdan çıkmadın.. dedi..

ve o ağır sorusunu ilk ve son kez sordu;

- neden beni yalnız bıraktın..?

ne diyebilirdim sana sevgili.. suskunluğumdan, yutkunuşumdan başka..

- senin küçüklüğünü bilirim.. dedi, sırtıma babacan bir şaplak atıp..

sonra da kahve istedi benden.. sade ve şekersiz, en koyusundan uykuları kaçıran..

şimdi o, kalabalığı isterse çağırır, isterse kapıdan almaz kimseyi..

artık başbaşayız onunla ve sormam şunu bir daha ;


- rahatsız etmiyorum umarım..

**

y.a

Yorumlar

beenmaya dedi ki…
"İki ucu var bu hayatın aslında herkes kadar sen de biliyorsun bunu. Bir tarafı aydınlığa, bi tarafı karanlığa bakar. Bir de arada duranlar vardır. Gidip gidip gelenler. Aydınlıkta karanlığı kurcalayıp, karanlıkta ışığı özleyenler...Peki ya gerçeği nerede, hangi zamanda yitirdik biz sevgili dostum. Yitirdik de böyle amansız düşlere daldık...Zamansız düşlerde esir kaldık. Söylesene bana şimdi bir diğer ucunda olduğun kanadın üzerinden, hayatın tam da bitti dediğin orta yerinden, herşeye inat hala avuç içlerinde sakladığın düşlerin en eskisinden, diğer yanı olduğun o gülümsemeden ses verip de sesime, söylesene bana şimdi sen nerede, hangi zamanda ve nasılsın...Hangi gerçeğin kanatıp da yaraladığı sol yanını hangi düşün eli hafifliğiyle onarmaktasın..."

diye yazmışım bir zamanlar aklıma geldi...
** dedi ki…
çok güzel bir yazıydı.. paylaştığın için teşekkürler..
beenmaya dedi ki…
aslında uzun bir yazının son bölümüydü bu. belki bir gün blogda yayınlarım :))
** dedi ki…
seve seve okurum bende..
Anonymous dedi ki…
Kendi hakikatının girdabına tesilm olup boğulanlardı huzuru bulanlar.. Asla onlardan olamadık.. Avutamadık kendimizi.. Uyutamadık be altını ne üstünü bilincimizin.. Bir uykusuzluk hastalığına yakalanıp , sıtma tutmuşlar gibi titredik durduk..
Güneşi tutup çektik çıplaklığımızı gizleyecek açıya.. Kendimize gizlenecek gölgeler yarattık..

Bakışlarımız karanlıkta görme yetisini kazandı... Gözümüzden kaçmadı hiç birşey...

Sırtımıza basılı mührü gizledik yinede sıradan elbiselerle..


:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta