Fernando Pessoa

fernando pessoa (1888 - 1935)
*
- okumaya başladığımda gördüm kendimi.. elimde sanki yetmiş küsür sene önce yazdığım günlüğü tutuyordum..
y.a
*
- huzursuzluğun kitabından alıntılar ;
öyleyse kim kurtaracak beni varolmaktan ? hayatımı toprağa veriyorum..
*
bir şeye ait olmak; bayağılığın doruğu..
ilke, ideal, kadın ya da meslek, hepsi birer zindan ve pranga.. varolmak, özgür kalmaktır.. hırs bile, ondan kendimize gurur payı çıkarırsak bir yüke dönüşür: bir ipin ucunda oynayan kuklalar olduğumuzu anlayabilsek, gurur duyulacak bir özellik bulamazdık onda..
hayır, hiç kimseyle bağımız olmamalı, kendimizle bile! başkalarından olduğu gibi kendimizden de kurtulmuş olarak, kendinden geçmeksizin içine dalmış, çözümlere varmayan düşünürler olarak, tanrıdan kurtulmuş olarak yaşayacağız, bu panayır tiyatrosunda, cellatlar eğlensin diye verdiğimiz kısacık sarhoşluk molasını..
yarın giyotin inecek.. yarın değilse öbür gün..
insanların amaçlarından da, eylemlerinden de habersiz, nihai sonun öncesinde bizi saran huzuru güneşe çıkaralım.. güneş pürüzsüz alınlarımızı altın ışıklara bulayacak ve meltem, umut etmekten vazgeçmiş olanlara ferahlık verecek..
kalemimi masaya yatırıyorum, çalıştığım eğimli yüzeyde yuvarlanıyor ve yakalamadığım için geri geliyor..
bir anda anladım herşeyi.. hissetmediğim bir öfkenin emrettiği şu harekette ansızın kabaran bir neşe vardı..
*
başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir.. dolayısıyla şef, başkalarına bağımlıdır..
*
insanevladının kusursuzlaştırılabileceğine inanmamak ne büyük bir trajedi!
- ya inanmak, ya o nasıl bir trajedi!
*
ey tükenişin soyu, ölü zamanın tinsel sonu, onlar herşeyi reddetmeye, kendilerine sığınmaya bile cesaret edemedi.. yaşadılarsa, kendilerini inkar ederek, tatminsizlik ve hüzün içinde yaşadılar.. ama bağırıp çağırmadık, kendi kendimize yaşadık, içimize, en azından hayat tarzımıza kapandık, odamızın dört duvarının ve hareket etmekten acizliğimizin dört suru arasında hapistik hep..
*
modern meseleler şunlardır :
1) aynaların evrimi
2) gardıroplar
bir bedeni ve ruhu olan, giyinen varlıklar haline gelmiş durumdayız.. ruh bedenle daima uyumlu olduğundan ruhun kıyafet giymesi adet oldu.. bir bedeni olan insanlar olarak giyimli hayvanlar kategorisinde yer aldığımız gibi, aynı zamanda en temel özelliği kıyafetsiz dolaşmamak olan bir ruha sahibiz..
mesele, kıyafetimizin bir parçamız haline gelmesi değil sadece.. kıyafetin giderek dallanıp budaklanması var bir de, ayrıca ne ilginçtir ki, bedeni doğal zarafetini veren unsurlarla ya da hareketlerle kıyafet arasında hiçbir bağ yok.. şu anki zihinsel durumumu toplumsal bir örnekle açıklamam istense, hiç sesimi çıkarmadan bir ayna, bir giysi askısı, bir de tükenmez kalem gösterirdim..
*
bendeki duygular ne kadar samimi olursa olsun, hep yüzeyde yaşar.. aktörlükle geçti ömrüm, üstelik birinci sınıf bir oyun çıkardım.. ne zaman sevdiysem başka türlü göründüm, kendime bile..
*
horoz, ancak ölünce dışına çıkabileceği bir kümeste özgürlük şarkıları söyler; çünkü ona iki tünek bahşedilmiştir..
*
inançla eleştiri arasındaki yolun ortasında akıl hanı vardır.. akıl, inanca başvurmadan anlayabileceğimiz şeyler olduğuna duyduğumuz inançtır; gene inancın bir biçimidir bu, çünkü anlamanın temelinde, anlaşılabilir şeylerin varolduğu varsayımı yatar..
*
yüreğimin tam ortasında büyük bir yorgunluk var.. asla olamadığım kişi beni üzüyor, ondan bana kalan anılardan neye olduğunu anlayamadığım bir özlem kabarıyor.. umutlara ve kesin inançlara çarpıp düştüm, benimle birlikte bütün batan güneşler de düştü..
*
ellerin birer tutsak güvercin. dudakların, birer sessiz güvercin –sesi gözlerime doğru uçan..-
her hareketin bir kuş..
eğildiğinde kırlangıç, yüzüme baktığında akbaba, o kibirli, kayıtsız halinle coştuğunda kartal.. kanat seslerinden ibarettin seni seyrettiğim göl..
tepeden tırnağa kanatlısın..
*
derdimiz gönül eğlendirmekse, hata etmiş olacağız.. tek yaptığımız sevmekse; ölebiliriz..
*
çünkü, gördüğüm şeylerin boyundayım ben,
kendi boyumda değil..
*
ben, kadınların sevdiklerini söyledikleri, ama karşı karşıya geldiklerinde kesinlikle tanımadıkları insanlardanım; tanısalar bile tanımadıkları cinsten biriyim.. duygularımın zerafetine, küçümsemeyle karışık bir ilgiyle katlanıyorum.. romantik şairlerin herkesin bayıldığı bütün özelliklerine sahibim; hatta o özelliklerin olmayışına bile, ki bir insanı gerçek bir romantik şair yapan budur. farklı romanların içinde, çeşitli entrikaların başoyuncusu yaptılar beni (kısmen); ne var ki, ruhumun olduğu gibi hayatımın da özü, asla başoyuncu olmamaktır..
**
Yorumlar