Kayıtlar

Haziran, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ayrılık

Resim
- sevgini hak etmiyorum.. * nihat uzun uzun baktı derene.. siyah, dalgalı saçlarına, kırmızı dudaklarına, gece lambasının sarı ışığı altında parlayan pürüzsüz yuvarlak omuzlarına, düşmemek için direnen siyah transparan elbisenin incecik askılarına, ve teki elinden düşmek üzere olan sivri burunlu, sivri yüksek topuklu, parlak mor ayakkabısına.. gizlenmesi en zor olan; gözler.. gerçeğin farkında olan kadın, gözlerini nihattan kaçırıyor, en mahrem yerini erkeğinden gizlemeye çalışıyordu.. bunun için çıplak ayaklarına bakması yeterli geldi.. uzun bir sessizlikten sonra, nihat'ın zihni ve kalbi gibi gözleri de yoruldu.. gözlerini kadının ayaklarına düşürdü.. şimdi ikisi de aynı yere bakıyordu.. kırmızının en har tonuyla sarmalanmış ojeli tırnaklara.. ilk kez aynı noktada buluşan iki çift göz.. sessizliği bozan nihat oldu ; - benim hak etmediğim tek şey, bu sözün.. - seni hak etmiyorum biliyorum.. pişman olmak yeterli değil, ya da affedilmek gibi bir isteğim d...

Vahşi Batı

* - adil ve temiz bir düello olacak, kozlar eşit, ikinize de aynı marka silah ve birer kurşun verilecek, şimdi lütfen sizler için daha önceden belirlediğim daireye doğru ilerleyin ve dostane bir şekilde el sıkışıp ayrılın.. iki kızgın adam, işaretimle birlikte kireç taşıyla çizilmiş dairenin içine girip tokalaştılar ve çizginin içinde kalacak şekilde birer adım geri çekildiler.. yüzleri barut alevi gibi kızarmış, şiştikçe şişmiş iki aygır.. tam da kısrakları onları sıcak yataklarında, köpük dolu küvetlerde beklerken olacak iş mi bu ! bu safkan kısraklar için daha önce de burada üç düelloya hakemlik yaptım ben.. üçünde de kazanan olmadı.. ne gariptir; tüm aygırlar aynı kaderi paylaştılar.. bir taraf kalbine ya da kafasına saplanan kurşunla anında ölürken, diğeri kasığına yediği kurşunla ömür boyu felç kalıyor ve hayati fonksiyonlarını, yani erkekliğini tamamen yitirmiş oluyordu.. iki güzel kısrak için yapılan uğursuz düellolar.. ve geçimini bu hakemlikten sağlayan bir şerif....

Şeytan

hayatım boyunca beni yalnız bırakmayan karanlık dürtülerin kaynağını, asıl sahibini; şeytanı aradım.. adım adım izini sürdüm, bazen çok yaklaştığımı düşündüm, fakat çok geçmeden anladım ki daha yolun başında bile değilmişim.. bıkmadan usanmadan peşinden gittim.. o, sürekli adres ve kılık değiştiriyordu, haliyle ben de.. ona ulaşmanın yolu ardında bıraktığı izleri takip etmekten geçiyordu, öyle yaptım.. onu bulmak için her türlü pisliğe bulaştım; uyuşturucu, gasp, pezevenklik, kapalı kapılar, ve perdeler altında tuhaf kılıklı türlü insanlarla, yaratıklarla yaşadığım o iğrenç şeyler, kara para aklama (ak para nedir ki..), soygun, dolandırıcılık ve üçkağıdın bin türlüsünü, herşeyi ama herşeyi denedim.. bu yüzden hapse de girdim, beş yıl sokaklarda yattıysam, bir beş yıl da karanlık ve pis kokulu hücrelerde yatmıştım.. çıktığımda anladım ki tüm bu yaşadıklarım beni sadece onun uşaklarına, yalakalarına ve dublörlerine yaklaştırıyordu, kendisine değil.. kumar, seks ve uyuşturucu gezegenind...

Sıranın Sonu

Resim
* - şiirlerini sevmiyorum.. kelimeler, cümleler, ne dersen işte.. buldum.. mısralar.. hepsi üst üste binmiş, alttakine acımıyorsun.. çok acımasızsın! merak ediyorum böyle insafsız olup, nasıl dokunaklı yazarsın.. ? çünkü ben, şu an okuduğun, düşen her kelimenin altındayım.. senin acıdığın, benimse acıttığım herşeyin altında kalan tek mısrayım.. ** y.a

Düşünlerim

* ben ne düşünürüm; biraz alev olmalıyım, ve kendimi söndürecek kadar, biraz da su.. yanıp kül olmalıyım.. küle rengini veren gri olmalıyım..siyahımla boyamalıyım tüm beyazları..ve beyazım, renklerin iştahını açmalı.. sonra da soyunmalıyım griden, siyah ve beyazdan, maviye dolanmış yeşilden, göğsümde uyuyan sarıdan.. mor tüllerin altından sıyrılıp, çırılçıplak yürümeliyim, yanımda bu dünyaya ait hiçbir renk, ve hiçbir şey olmadan.. ** y.a

Nietzsche

Resim
* çam, fıstık ağacı ve şimşek ben insanların ve hayvanların boylarını aştım ve konuşuyorum, kimse konuşmuyor benimle şaştım.. ben çok yalnız büyüdüm ve çok yükseğe çıktım bulutların tahtı bana çok yakın diyorum ilk çakacak şimşeği bekliyorum.. * seninle nasıl susulacağını iyi bilir orman ve kaya.. o sevdiğin ağaca benze yine.. o geniş dallıya.. sessiz ve dinler gibi sarkar o, denizin üstüne.. * güzeldir karşılıklı susmak, daha da güzeli, gülüşmek.. * hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar.. ama tam da sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: "bu köprüyü geçip bana gelir misin? " işte o anda artık bunu istemezsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın.. o andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayı...

Yalnızlık

* yalnızlık bu benim elinden tuttuğum gezip dolaştığım gece seviştiğim birlikte uyuduğum karanlığın tatlı ışığı yalnızlığım benim.. bazen biri parmağını diline götürür ıslatır fitili ve sönerim ben senin gibi.. ** y.a

Oyun

Resim
* - seni kendimle aldattım.. - ben de seni.. - öyle mi.. ? - ikimiz de aldatıldığımıza göre bırak şu silahı.. * elim titriyordu.. yine de namluyu göğsüne bastırmış, bırakmıyordum.. * - seni öldürmek isteseydim ıskalamazdım kalbini.. - biliyor musun bu çok tehlikeli bir oyun.. ameliyat sekiz saat sürmüş, ödem oluşmuş ve on ünite kan vermişler.. - biraz acı çekmeni istedim hepsi bu! kurşunu çıkardılar mı ? - hayır.. delip geçmiş.. - iyileşeceksin sevgilim.. - iyileşeceğiz ikimiz de.. * silah elimden kayıp kanlı sargılarla dolu göğsüne düşüyor.. saçlarına asılıp tetiği çeker gibi, seni kendime çekiyorum.. ateş alıyor dudaklarım bu defa, ıskalamıyorum.. ** y.a

Sıfır

* içi boş bir daireyim bir hiçim .. tek adım ilerlememiş henüz doğmamış .. dışına kusan ve bir yutan eleman olarak sıfırım.. ** y.a

Dert

* bir zamanlar şunu düşünür ve sorardım kendime ; derdim ki neydi senin derdin ? paran yok alamıyorsun istediğini, borcunu da ödeyemiyorsun bir türlü.. cüzdansız bir hayat, ve gün be gün şişen kredi kartı hesapların mıydı.. kulakların hiçbir zaman istediğin şeyleri duymadı, ve ansızın bastıran şiddetli bir baş ağrısı mıydı derdin ? bir özlem ki bitmek bilmeyen, ve ona giden ne bir iz ne de bir yolun olmaması mı..? dert, kırdığın bir kalbin beyhude tamiri mi, yoksa bir iftirayla içeri tıkılıp, karanlık yılları tespih tanesi gibi saymak mıydı.. neydi ki derdin, aradığını bulamadın derdim.. buldun, bir de harcadın mı..? ve belki de gençliğini bozuk para gibi harcayan, kamburu çıkmış, burnu şişmiş, huzursuz bir huzurevinde, gıcırtılı sandalyesinde asla gelmeyecek olan bayat bir kahveyi ve dostunu bekleyen, çocuksuz, torunsuz, sevimsiz bir dede miydi dert.. tüm derdin bu muydu ? yoksa, aklına bile düşmeyen, başka türden bir derdin mi var senin..? çok mu aldattın, aldananları.. çok mu ka...

Çizgi

* insan birçok şeyi aştığını sanıyor, ama öyle değil.. eğer öyle olsaydı şimdi gerçekten de benliğini ayaklar altına alıp yükselmiş ve yüksek bir medeniyete sahip olmuş olurdu.. oysa insanevladı sadece şunu yapıyor, kendi benlik yolunun üzerinde birer taş gibi duran tabuların, ahlakın, inanç ve kutsal saydığı değerlerin, geleneklerin, ve diğer tüm kuralların üstünden seksek oynayarak atlıyor, ve; "işte bak.. aştım bunları teker teker, neden hala mutlu değilim.." diye soruyor.. sonra da cevabı bulmak için geriye, başladığı yere sekerek turunu tamamlıyor.. oysa bu bir oyun değildir.. başladığın yere dönmek belki oyunun içinde var, fakat hayat bir oyun değildir ve onun doğal bir akışı vardır.. sen üstünden atladığın taşların gerekliliğine inanırsın hayatında.. onlar olmalı ki mutluluğa ulaşasın.. ben de bunun yanlış olduğunu söylüyorum , o sadece bir taştır.. ve bir taş atılmaya yarar, çarptığı herşeyi yaralar, tahrip eder, sen bunun farkına vardığında ise, yıpranmış, yaşl...

Kral

* iki kral varmış.. halkları uzun yıllar birbirleriyle savaşmış, iki tarafta giderek daha çok kayıp vermiş, ve en sonunda savaş meydanlarında yitip gitmişler, tek bir askerleri bile kalmamış, kadın, erkek, genç ve yaşlı herkes kralları için canlarını seve seve vermiş, bir zaman sonra sadece iki kralın saraylarında yaşayanlar kalmış, kapıların açılmasını emretmiş krallar, ve saraydaki tüm hizmetçilerin, uşakların, haremlerindeki kadınların tümünün diğer saraya saldırmasını emretmişler, tabii onlar da birbirlerini kırıp geçirmişler, ve yok olmuşlar aynı meydanlarda.. geriye kala kala sadece iki kral kalmış, çekinerek, ürkek adımlarını sürüyerek meydanın orta yerine gelmişler, birinin diğerine kılıç kaldırmaya ne takati ne de cesareti varmış, bakmışlar ki etraflarına, kendilerinden başka hiç canlı kalmamış.. hemen barış istemişler aynı anda, sonra kolkola girip en beğendikleri saraylardan birine gitmişler ve orada yaşamaya başlamışlar, iki kraldan başka da kimseler yokmuş sara...

İnsan

Resim
alexander koshkin * bizler, en güzel bahçelerin bahçıvanı bir bağbozumu, koparıp salkımından üzümleri küf kokan karanlık mahzenlerinde, en güzel şarabı yapacak olanlarız.. bizler, buhurdanları amber tüten duygu yüklü şiirlerin yaralı şairleri, büyülü öykülerin hüzünlü yazarları.. cıvıltılı bir kuştu şarkımıza eşlik eden.. kaybolduk rayihasında türlü renkte çiçeklerin.. bal dudaklı bir güzel, ve kanımıza giren yaşlı bir şaraptı susuzluğu gideren.. bizler, o en güzel sarayları inşa eden ustaları cennetin.. bir çukur daha kazmak için dibine vurduk cehennemin.. ** bir yerden bahsederdi şair, tek bir yer.. onu bulduğunda ikiye böldü insan.. adına cennet ve cehennem dediler.. ve o yerden geçip gitti şairler, kırıntıların (cennet/cehennem) arasından tek birine bile dokunmadan.. ** y.a

Düşünlerim

* ben ne düşünürüm .. esasen; demokrasi eşitlik değil çoğunluktur, bu bazen tekil bir güç dahi olabilir, ve zaten; eşitlik de yoktur.. içinde haklı ve haksız, zayıf ve güçlü, aç ve tok, zengin ve fakir, hasta ve sağlıklı, eksik ve tam, bütün ve yarım, az ya da çok, var ve yok, er ya da geç ve tam vaktinde, ve belkiyi, ve aslayı barındıran hastalıklı şu toplulukta eşitlikten nasıl söz edebilir insan.. ve ne demokrasi, ne sosyalizm, ne şu ne bu, ne de dini temellere dayalı sistemler insanın layık olduğu bir yönetim şeklidir.. biz insan için şunu söylemeliyiz; o, zaten layık olduğu şekilde yönetilir.. kaldı ki yönetilmek de başlı başına felakettir, bir ilkelliktir.. günümüzde ise ayrıca yönetmek; bir sürüyü gütmekten farklı değildir.. en ilkel örneğiyle; seçimlerde oy kullanmayı reddeden birini anlamakta güçlük çekebiliriz.. onun bir kısım nedenleri (benim nedenlerimden farklı..) olsa da, biz onlarla esasen aynı yolda olabiliriz.. ben, eğer yönetilmeyi sevmiyorsam, istemiyorsam, bu...

Hayat

Resim
* belki, bir çelişkidir hayat.. görmek için dibini sarktığımız o karanlık derin ve  soğuk kuyu.. hem de baş aşağı.. anlatması güç biliyorum bilmesine de sevgili dostum, yıl olmuş ikibindokuz bunun bindokuzyüz yetmişikisi ve öncesi de var.. belki, milyonlarca yıl sonrası da varsa da.. tüm yanılgılar bir doğumla başlar.. * ilk ağlayışı kısık gözlerimin ve emeklerken iki büklüm olmuş minik bedenimin ha gayret doğrulduğu o anları hiç mi hiç hatırlamıyorum.. sadece bunlar da değil, mesela; “anne” demişim ilk elma diye bıçakla sol yanağımı çizmişim ama elmayı da yemişim.. * sonra bir gün kaybolmuşum.. onu da hatırlamam bulmuşlar beni ya da ben bulmuşum yolumu bir gece vakti.. * hatırladıklarım da var; bir ameliyat masası gülümseyen güzel, esmer bir hemşire ve siyah beyaz ekrandan kimselere görünmeden hortumuyla yatağıma uzanan koca bir fil.. ateşler içinde çıra gibi yanıyordu tenim dilim pelteleşmiş ve sanki beynim ...

Franz Kafka

Resim
* franz kafka, yazınsal eserlerinden kalanlarla neler yapılması gerektiği konusunda görülmedik oranda net ifadeler kullandı.. 1921’de dostu max brod’a “vasiyetim çok basit olacak; senden her şeyi yakmanı istiyorum” demişti.. brod bunu reddetti ve kafka da asla bir vasiyet yazmadı ama kağıtları arasında iki not bulundu ; “sevgili max, son isteğim ardımda bıraktığım her şeyin (yani hem evdeki hem de bürodaki kitap raflarında, dolaplarda, yazı masasında ya da içine girdikleri başka ne varsa oradaki her şeyi, eline geçen her şeyi), ister defter, ister yazı, ister benim ve başka insanların mektupları, ister taslaklar ve benzerleri biçiminde olsun hiç okunmadan son sayfasına kadar yakılması.. bunlara ait yazılar ile sende ya da başka insanlarda bulunan notlar da dahil; bu insanlardan bu notları benim adıma rica edebilirsin.. sana teslim edilmeyen mektuplar da hiç olmazsa onları elinde bulunduranlar tarafından bu isteğime sadık kalınarak yakılsın..” bu notun taslak hali olduğu anlaşılan n...