yamyam
*
- bu yazı, efendice traşlanıp, kötü kokularından arınarak buraya geldi..
*
yine de midenizde sancı, bulantı ve kusma belirtileri olursa bir doktora görününüz.. çünkü sorun yazıda değil, midenizin normalin üzerinde hassas olmasında..
aksi durumlar ise bana göre her zaman olağandır.. bu yüzden kendinizden utanmayınız.. çünkü siz, yani biz, özünde ehlileştirilmiş birer yamyamız..
çünkü yamyamlar utanç nedir bilmezler; ve bu doğrudur..
fakat sonradan tek bir doğrunun içine birçok yalan kattılar.. ne de olsa yamyamdan herşey beklenir, önüne ne konsa yer, ne bulursa onu da yer, elinizdekine göz koyar, kırıntılara saldırır, ağaç kabuklarını kemirir..
devam ettiler eklemeye, kendi içlerinde yatan kimi bastırılmış, kimi çoktan açığa çıkmış türlü türlü huyları; yamyam hırsızdır, katildir, namus düşmanıdır, ahlâktan yoksun, hayvan gibi soluyan, insan olmayan, insana düşman..
ve daha birçok şey..
oysa yamyam sadece ; utanç nedir bilmeyen etcil bir hayvan,
bizim gibi..
*
ön birkaç söz;
rüyalarımız ya da dileklerimiz gerçek olsaydı.. masallar olmasaydı da sadece yaşanmışlar yazılsaydı acaba yaşam ne kadar güzel olurdu? gerçekte bunu ne kadar çok istiyoruz? bir gün tüm isteklerimiz tükenirse, geriye ne kalacak? bizi yaşama bağlayan şeyler, bir türlü gerçekleşmeyen isteklerimizin peşinden sürüklenerek o kısa yolculuğumuzun sonunda görmeyi umduklarımız mı yoksa acısıyla tatlısıyla hayatın içinde yürümeyi bir şekilde seviyor olmamız mı ?
ne kadar yorulsak da yine kalkıp adımlamıyor muyuz hayatı.. biz istemesek de içimizdeki güç değil midir her zaman uzandığımız o ateşten son anda irademiz dışında elimizi geri çeken.. en yorgunumuz dahi şu an koca bir otobanda kaplumbağa hızında ağır aksak ilerlemiyor mu ?
ne yani, ters dönenlerimiz; biri bizi yeniden hayata çevirsin diye beklemiyor mu sanıyorsunuz ?
hayat bu kadar mı boş ?
yerin dibindeki bu ağır edebiyatın acı tadını sadece dilde ve gönülde sevenler değiliz de bilmem ki neyiz?
bir ölü gibi hareketsiz durduğumuza bakmayın.. kanlı canlıyız.. kalplerimiz hepinizden daha çok atar, daha hızlı ve güçlüyüz.. yine de eğilin.. uzatın elinizi.. gösterin hünerinizi.. ayağa kaldırın bizi..
yaşıyoruz elbette, bir şekilde..
kimimiz zihninde,
kimimiz dilinde..
tâ ki bir gün herşeyden arınıp, yeniden var oluncaya değin kendi özünde..
*
elbette aşağıdaki kısacık öykü, yaşanmamış bir ilişkinin zihnimdeki tasavvurundan başka da bir şey değildir. tasvirlerin yerini başka organlar da alabilirdi, ya da eşyalar, gözle görülebilen, hayal edilebilen türden şeyler..
hiç dokunamayacağımız, tadamayacağımız şeyler de olabilirdi.. fakat şiddetli olmasını istedim, en azından şiddetin ucundan birazcık göstermeyi..
etin kendisine ya da tadına odaklanmadan, sapıkça görünen bu temayı okurken, zihninizde belirmesini istediğim şey,
düşündüğünüzden biraz daha fazlası..
*
kolunu uzatabilir misin sevgili ?
beni ısırabilir misin ?
*
içimde bir yamyam varsa bundan sana ne ? seni mi yedim ? yemeye de niyetlenmem hiç korkma! bir kez bakmıştım tadına, ve beğenmemiştim. üstelik sen sunmuştun kendini bana.. hatırlıyorsun değil mi ? bir gece koynundayken uzattın kolunu,
dayadın ağzıma..
- hadi ısır beni! dedin..
şu malum aşk ısırıklarından birisidir diye düşündüm.. hafifçe ısırıp, dişlerimin gerisine sarkan derinin tuzlu tadına baktım.. sonra saçlarımdan tutup kolunu daha da bastırdın ağzıma..
– yalama! ısır.. dişle beni..akıt kanımı!
o zaman anladım bir aşk oyunu olmadığını
– hadi ne duruyorsun! kopart etimi!
yoksa benden önce sen koparacaktın saçlarımı, hem de kökünden kafa derimi yüzecektin, biliyordum.. öyle sıkı kavradın öyle sert çekiştirdin ki yüzümün derisi geriliyor, şeklimden giderek uzaklaşıyordum..
canım çok yanıyordu, işte o zaman daha fazla dayanamadım ve var gücümle ısırdım seni.. dişlerim koluna gömüldükçe ellerin saçlarımda çözülmeye başladı..
– durma devam et!
devam ettim ben de.. gözlerimi kapatıp, ölü bir hayvanın derisini dişlediğimi düşleyerek, dişlerim birbirine geçinceye kadar ısırmaya devam ettim..
derin, dokunduğumda yumuşacık görünse de dişlerimin arasında gerçekten de sert ve dayanıklı birinci kalite bir deriydi.. ağzıma kanın dolmaya başlamıştı.. bırakacaktım aslında.. evet canın yanıyor olmalıydı.. yumruğun gevşemiş, kolundaki damarlar patlarcasına şişmişti..
ama vahşi bir köpeğin çenesi kadar güçlüydü dişlerim.. kenetlenmiştim bir kere.. o haldeyken gözlerimi açıp sana baktım.. evet ya! tabii ki acıdı canın! gözyaşlarının sessizce yanaklarından süzülerek çıplak göğsüne düşüp, kıllarının arasında çatallı yollara ayrılarak göbeğine kadar inişini izledim..
ama sen,
zevkten mi yoksa acıdan mı olduğu belli olmayan bir ifadeyle dudaklarını ısırmış, gülümseyerek beni izliyordun..
- sakın bırakayım deme! dedin titreyen sesinle..
yeniden kapadım gözlerimi.. dişlerimin arasında kolunun en lezzetli yeri, öylece kaldım.. saçlarımı ve yanaklarımı okşamaya başladın.. ağzımda biriken kanın, dudaklarımın, dişlerimin arasından taşıp akmaya başlamıştı..
sonra da hiç beklemediğim bir anda kolunu hızla çektin ve söküp çıkardın çenemden..
geriye,
senden bir parça kalmıştı ağzımda..
- çiğne beni!
bu ne biçim bir oyundu böyle..
- çiğne beni sakız gibi! hadi durma!
buraya kadar gelebildiğime göre, bundan sonrasını da yapabilirdim pekâla.. çiğnemeye başladım etini.. çiğnedikçe, kanla karışık, taze ve tuzlu.. biraz da sıcak bir tat yayıldı dilime.. midem bulanıyordu..yüzümü buruşturup tükürmek istedim..
aklımı okuyordun adeta, diğer elinle ağzımı kapayıp çeneme bastırdın ;
- sakın tüküreyim deme! devam et! ağzında dağıldığımı görmek istiyorum!
devam ettim.. çiğnedikçe etin yumuşadı, damağıma yapışmaya başladı.. küçük parçalara bölünüyor, liflere ayrılıyor, dişlerimin arasına giriyordun artık..
fakat yutmuyordum.. yutamıyordum işte..!
dedim ya sevmemiştim tadını.. sevemedim..
– şimdi yut şunu!
- hayır.. hayır! daha fazlasını isteme benden ne olur.. yapamam!
- yaparsın seni küçük yamyam! bitir işini hadi!
en küçük parçan bile boğazımdan geçmiyordu, geçemiyordu.. denedim.. gerçekten denedim. ama berbat bir tadın vardı sevgili..
küçücük bir lokma dahi olsan dilimin arkasından geçip gitmiyordun..
yardımcı oldun bana, ağzını ağzıma dayadın.. dudaklarını sıkıca bastırıp, dilini boğazıma kadar soktun.. bir yandan da saçlarımdan çekip başımı duvara dayadın.. güçlü kolların ve ağzınla duvar arasında sıkışıp kalmıştı bedenim..
sonunda dilinle kendi etini boğazımdan içeri soktun.. tükürüğünle birlikte kayıp gitti mideme..
uzun bir süre kendime gelemedim..
hiçbir şey yemedim..
*
- sevmedin mi tadımı ?
- sevemedim.. üzgünüm..
- istemiyor musun beni..
- çok istiyorum..ama lütfen benden bir daha tadına bakmamı isteme..
- öyleyse..
- öyleyse ne?
- beni sevmiyorsun.. başkalarının tadına bakan bir yamyamsın sen!
- içimde bir yamyam olabilir ama senden başka kimsenin tadına bakmadım ben! çünkü seni her şeyden çok seviyorum..
- yalan söylüyorsun.. uzat kolunu öyleyse!
- ne ?
- uzat kolunu..!
*
uzatamadığın kolunu hızla kendime çekip dişlerimi bir anda etine geçirdim,
büyük bir lokma koparıp iştahla seni çiğnedim..
yüzümü bile buruşturmadan tek parça halinde yuttum etini..
acıdan kıvranıyor, küçük bir kız çocuğu gibi karşımda ağlıyordun..
üzgünüm sevgili..
bir lokmalık aşk oyunundan başka bir şey değil bu yaşanan,
sen,
gerçekte tadımı değil,
beni sevmiyordun..
**
y.a
- bu yazı, efendice traşlanıp, kötü kokularından arınarak buraya geldi..
*
yine de midenizde sancı, bulantı ve kusma belirtileri olursa bir doktora görününüz.. çünkü sorun yazıda değil, midenizin normalin üzerinde hassas olmasında..
aksi durumlar ise bana göre her zaman olağandır.. bu yüzden kendinizden utanmayınız.. çünkü siz, yani biz, özünde ehlileştirilmiş birer yamyamız..
çünkü yamyamlar utanç nedir bilmezler; ve bu doğrudur..
fakat sonradan tek bir doğrunun içine birçok yalan kattılar.. ne de olsa yamyamdan herşey beklenir, önüne ne konsa yer, ne bulursa onu da yer, elinizdekine göz koyar, kırıntılara saldırır, ağaç kabuklarını kemirir..
devam ettiler eklemeye, kendi içlerinde yatan kimi bastırılmış, kimi çoktan açığa çıkmış türlü türlü huyları; yamyam hırsızdır, katildir, namus düşmanıdır, ahlâktan yoksun, hayvan gibi soluyan, insan olmayan, insana düşman..
ve daha birçok şey..
oysa yamyam sadece ; utanç nedir bilmeyen etcil bir hayvan,
bizim gibi..
*
ön birkaç söz;
rüyalarımız ya da dileklerimiz gerçek olsaydı.. masallar olmasaydı da sadece yaşanmışlar yazılsaydı acaba yaşam ne kadar güzel olurdu? gerçekte bunu ne kadar çok istiyoruz? bir gün tüm isteklerimiz tükenirse, geriye ne kalacak? bizi yaşama bağlayan şeyler, bir türlü gerçekleşmeyen isteklerimizin peşinden sürüklenerek o kısa yolculuğumuzun sonunda görmeyi umduklarımız mı yoksa acısıyla tatlısıyla hayatın içinde yürümeyi bir şekilde seviyor olmamız mı ?
ne kadar yorulsak da yine kalkıp adımlamıyor muyuz hayatı.. biz istemesek de içimizdeki güç değil midir her zaman uzandığımız o ateşten son anda irademiz dışında elimizi geri çeken.. en yorgunumuz dahi şu an koca bir otobanda kaplumbağa hızında ağır aksak ilerlemiyor mu ?
ne yani, ters dönenlerimiz; biri bizi yeniden hayata çevirsin diye beklemiyor mu sanıyorsunuz ?
hayat bu kadar mı boş ?
yerin dibindeki bu ağır edebiyatın acı tadını sadece dilde ve gönülde sevenler değiliz de bilmem ki neyiz?
bir ölü gibi hareketsiz durduğumuza bakmayın.. kanlı canlıyız.. kalplerimiz hepinizden daha çok atar, daha hızlı ve güçlüyüz.. yine de eğilin.. uzatın elinizi.. gösterin hünerinizi.. ayağa kaldırın bizi..
yaşıyoruz elbette, bir şekilde..
kimimiz zihninde,
kimimiz dilinde..
tâ ki bir gün herşeyden arınıp, yeniden var oluncaya değin kendi özünde..
*
elbette aşağıdaki kısacık öykü, yaşanmamış bir ilişkinin zihnimdeki tasavvurundan başka da bir şey değildir. tasvirlerin yerini başka organlar da alabilirdi, ya da eşyalar, gözle görülebilen, hayal edilebilen türden şeyler..
hiç dokunamayacağımız, tadamayacağımız şeyler de olabilirdi.. fakat şiddetli olmasını istedim, en azından şiddetin ucundan birazcık göstermeyi..
etin kendisine ya da tadına odaklanmadan, sapıkça görünen bu temayı okurken, zihninizde belirmesini istediğim şey,
düşündüğünüzden biraz daha fazlası..
*
kolunu uzatabilir misin sevgili ?
beni ısırabilir misin ?
*
içimde bir yamyam varsa bundan sana ne ? seni mi yedim ? yemeye de niyetlenmem hiç korkma! bir kez bakmıştım tadına, ve beğenmemiştim. üstelik sen sunmuştun kendini bana.. hatırlıyorsun değil mi ? bir gece koynundayken uzattın kolunu,
dayadın ağzıma..
- hadi ısır beni! dedin..
şu malum aşk ısırıklarından birisidir diye düşündüm.. hafifçe ısırıp, dişlerimin gerisine sarkan derinin tuzlu tadına baktım.. sonra saçlarımdan tutup kolunu daha da bastırdın ağzıma..
– yalama! ısır.. dişle beni..akıt kanımı!
o zaman anladım bir aşk oyunu olmadığını
– hadi ne duruyorsun! kopart etimi!
yoksa benden önce sen koparacaktın saçlarımı, hem de kökünden kafa derimi yüzecektin, biliyordum.. öyle sıkı kavradın öyle sert çekiştirdin ki yüzümün derisi geriliyor, şeklimden giderek uzaklaşıyordum..
canım çok yanıyordu, işte o zaman daha fazla dayanamadım ve var gücümle ısırdım seni.. dişlerim koluna gömüldükçe ellerin saçlarımda çözülmeye başladı..
– durma devam et!
devam ettim ben de.. gözlerimi kapatıp, ölü bir hayvanın derisini dişlediğimi düşleyerek, dişlerim birbirine geçinceye kadar ısırmaya devam ettim..
derin, dokunduğumda yumuşacık görünse de dişlerimin arasında gerçekten de sert ve dayanıklı birinci kalite bir deriydi.. ağzıma kanın dolmaya başlamıştı.. bırakacaktım aslında.. evet canın yanıyor olmalıydı.. yumruğun gevşemiş, kolundaki damarlar patlarcasına şişmişti..
ama vahşi bir köpeğin çenesi kadar güçlüydü dişlerim.. kenetlenmiştim bir kere.. o haldeyken gözlerimi açıp sana baktım.. evet ya! tabii ki acıdı canın! gözyaşlarının sessizce yanaklarından süzülerek çıplak göğsüne düşüp, kıllarının arasında çatallı yollara ayrılarak göbeğine kadar inişini izledim..
ama sen,
zevkten mi yoksa acıdan mı olduğu belli olmayan bir ifadeyle dudaklarını ısırmış, gülümseyerek beni izliyordun..
- sakın bırakayım deme! dedin titreyen sesinle..
yeniden kapadım gözlerimi.. dişlerimin arasında kolunun en lezzetli yeri, öylece kaldım.. saçlarımı ve yanaklarımı okşamaya başladın.. ağzımda biriken kanın, dudaklarımın, dişlerimin arasından taşıp akmaya başlamıştı..
sonra da hiç beklemediğim bir anda kolunu hızla çektin ve söküp çıkardın çenemden..
geriye,
senden bir parça kalmıştı ağzımda..
- çiğne beni!
bu ne biçim bir oyundu böyle..
- çiğne beni sakız gibi! hadi durma!
buraya kadar gelebildiğime göre, bundan sonrasını da yapabilirdim pekâla.. çiğnemeye başladım etini.. çiğnedikçe, kanla karışık, taze ve tuzlu.. biraz da sıcak bir tat yayıldı dilime.. midem bulanıyordu..yüzümü buruşturup tükürmek istedim..
aklımı okuyordun adeta, diğer elinle ağzımı kapayıp çeneme bastırdın ;
- sakın tüküreyim deme! devam et! ağzında dağıldığımı görmek istiyorum!
devam ettim.. çiğnedikçe etin yumuşadı, damağıma yapışmaya başladı.. küçük parçalara bölünüyor, liflere ayrılıyor, dişlerimin arasına giriyordun artık..
fakat yutmuyordum.. yutamıyordum işte..!
dedim ya sevmemiştim tadını.. sevemedim..
– şimdi yut şunu!
- hayır.. hayır! daha fazlasını isteme benden ne olur.. yapamam!
- yaparsın seni küçük yamyam! bitir işini hadi!
en küçük parçan bile boğazımdan geçmiyordu, geçemiyordu.. denedim.. gerçekten denedim. ama berbat bir tadın vardı sevgili..
küçücük bir lokma dahi olsan dilimin arkasından geçip gitmiyordun..
yardımcı oldun bana, ağzını ağzıma dayadın.. dudaklarını sıkıca bastırıp, dilini boğazıma kadar soktun.. bir yandan da saçlarımdan çekip başımı duvara dayadın.. güçlü kolların ve ağzınla duvar arasında sıkışıp kalmıştı bedenim..
sonunda dilinle kendi etini boğazımdan içeri soktun.. tükürüğünle birlikte kayıp gitti mideme..
uzun bir süre kendime gelemedim..
hiçbir şey yemedim..
*
- sevmedin mi tadımı ?
- sevemedim.. üzgünüm..
- istemiyor musun beni..
- çok istiyorum..ama lütfen benden bir daha tadına bakmamı isteme..
- öyleyse..
- öyleyse ne?
- beni sevmiyorsun.. başkalarının tadına bakan bir yamyamsın sen!
- içimde bir yamyam olabilir ama senden başka kimsenin tadına bakmadım ben! çünkü seni her şeyden çok seviyorum..
- yalan söylüyorsun.. uzat kolunu öyleyse!
- ne ?
- uzat kolunu..!
*
uzatamadığın kolunu hızla kendime çekip dişlerimi bir anda etine geçirdim,
büyük bir lokma koparıp iştahla seni çiğnedim..
yüzümü bile buruşturmadan tek parça halinde yuttum etini..
acıdan kıvranıyor, küçük bir kız çocuğu gibi karşımda ağlıyordun..
üzgünüm sevgili..
bir lokmalık aşk oyunundan başka bir şey değil bu yaşanan,
sen,
gerçekte tadımı değil,
beni sevmiyordun..
**
y.a
Yorumlar
şimdi yine toparlanmaya çalışacağız... ve sonra yine AŞK oyunlarına kendimizi bırakacağız, yorulmadan,us(l)anmadan...her seferinde daha güçlendiğimizi zennederek daha büyük yenilgiler,yeniklikler..
kısır döngü..
söyle nerde bu elmanın yarısı?