Son Seans
*
“-hadi artık, bitir şu işi!”
*
- bitti mi ?
bunu bir soru cümlesinden çok; “bitsin artık bu işkence..” der gibi, gözlüğünün üstünden yarı aralık ve yorgun gözlerle hastasına bakarken söylemişti.. daha fazla içinde tutamadığı kirlenmiş havayı usulca burun deliklerinden dışarı saldı ve göğsü yavaşça bir balon gibi inmeye başladı..
- nereden başlasam, bilmiyorum..
gözleri daha da açıldı, burnunun üstünde yamulan gözlüğünü düzeltti, gömüldüğü koltuğunda birazcık doğruldu ve öğrencisine sözlüde sıfır vermeye hazırlanan bir öğretmenin somurtkan ifadesiyle kaşlarını çatarak ; "otur..sıfır!" tercümesiyle,
- henüz başlamadın yani.. öyle mi? diyebildi..
- sıkıldın mı benden? durmadan saatine bakıyorsun..
benim bile gözümden kaçmıştı bu ayrıntı.. evet ceyhun sürekli saatine bakınıyordu.. elini bazen dayadığı dizinden bazen de yaslandığı masadan kaldırmadan, ufak birkaç bilek hareketiyle, saatini gözleriyle karşı karşıya getirecek bir ustalıkta yapıyordu.. üstelik bunu da seansın son dakikalarında her on saniyede bir yapmaya başlamıştı, bu kaçamak bilek hareketleri ve göz temasları elbette ferdanın gözünden kaçmadı..
kuru birkaç öksürükle kendine biraz zaman tanıdı, kravatını gevşetti, kollarını masaya dayayıp ellerini kavuşturdu ve pek tabii sol bileğini de hafifçe çevirip gözlüğüne yaklaştırarak saatine bir kez daha bakmayı ihmal etmedi.. görünmeyen bir sopayla dürtülen, sırada iteklenen, kolundan çekiştirilip sahneye çıkarılan biri gibi, ıkınarak konuşmaya başladı ;
- senin anlattıkların.. yani.. hımmm.. bu hayat hikayen.. ehh.. bana yakın bir dostumu hatırlattı.. evet saate bakıyordum çünkü bu saat onun hediyesiydi..
ne uzun bir konuşma!
yoruldu, biraz soluklandı, aldığı notları önünden masanın diğer ucuna sürükledi.. yaptığı bu boş hareketleri bir anlamı varmış gibi yapıyordu, ferda ceyhunun tüm hareketlerini yine de ilgiyle izlemeye devam ediyordu..
sevimsiz tonton bir dede edasıyla genç kızın ilgili bakışlarına soğuk bir gülümsemeyle karşılık verdi ve kaldığı yerden devam etti ;
- seni dinlerken.. ahh.. seni dinlerken.. saatime bakıyor olmamın nedeni.. aslında bu konumuzun çok dışında fakat.. evet.. aklıma hep sevgili dostum kerem geliyor.. (saatini okşadı) yoksa saatin kaç olduğunu sorsan şu an, bakmadan söyleyemezdim..
- saatin kaç ?
işte şimdi gerçek bir bilek hareketi yapmanın tam zamanıydı.. kolunu önce ileri doğru uzattı, sonra da yayından boşalmış bir lastik hızında yüzüne yaklaştırdı.. hesap makinesi tadında kısa bir süre saati yakından inceledi, gözlüğünü temizleyip yeniden baktı, cama nefesiyle buğu yapıp temizledi ve saatini kurdu, sonra da duvar saatine bakarak sağlamasını yaptı.. böylece seanstan beş dakika daha tek bir söz bile etmeden çalmış oldu..
- eheh! verilerime göre saatim şu an da beş.. birkaç dakika geri kalmış, sayende onu da düzelttim şimdi..
espiri tonunda saçmalıklar dizisi devam edecekti ki ferda sözünü yarıda kesti ;
- senin için sadece bir anlatıcı mıyım ceyhun?
- tabii ki hayır ? neden böyle düşündün ?
- anlattığım onca şeyin sana sadece eski bir dostunu ve hediye ettiği, bozuk, geri kalmış saatini hatırlatmış olması biraz tuhafıma gitti.. üstelik sürekli bileğinde takılı bir saat, başlamadan önce de temizleyip kurmuştun birkaç kez.. beni dinlemediğin hissine kapıldım.. zamanını fazlasıyla aldığım için ayrıca üzgünüm..
seansın başından bu yana ferdanın ilgili ve açık olan gözleri gücünü yitirmişti.. yüzüne daha önceleri de ceyhunun sıkça karşılaştığı solgun bir ifade hakim oldu.. hüzünlü yüzünü pencereye çevirip boş gözlerle dışarıyı izlemeye başladı..
ilgisiz ve yanlış hareketleriyle, saçma sapan espirileriyle hastasını kaybetmek üzere olduğunu geç de olsa fark eden ceyhun ayağa kalkıp koltuğunu ferdayla pencere arasına çekti, ayaktayken iri göbeği güneşi gölgelemişti.. koltuğa oturduğunda, pencereden içeri giren ışık yeniden ferdanın saçlarını ve yüzünü aydınlattı..
ceyhun gözlüğünü çıkardı, yeşil gözlerini irice açarak tok ama buruk bir ses tonuyla kendini ilk kez seans boyunca tam anlamıyla işine vermeye çalıştı;
- beni yanlış anlamanı istemezdim.. bugün evlilik yıldönümüm.. saati kontrol etme nedenim buydu.. sadece geç kalmaktan korkuyorum.. beni anlayacağını umut ediyorum..
- ah! ne güzel.. şimdi daha iyi anlıyorum seni.. kaç yıldır evlisin ?
- bugün altı yıl olacak..
- ne kadar şanslı bir kadın..
- teşekkür ederim.. ben de en az onun kadar kendimi şanslı hissediyorum..
- hangi konu da ?
ceyhun bir an için şaşırdı ve duraksadı, göz ucuyla duvar saatine baktı;
- karımdan bahsediyordum, ve tabii ki evliliğimiz.. ikisinde de çok şanslıyım..
- ya bir şansın daha olsaydı ?
ceyhunun en sevmediği şey hastalarıyla özelini konuşmaktı fakat şu son dakikalarda yaptığı yanlış hareketleri düzeltebilmek için bu konuda biraz daha toleranslı görünmesi gerektiğini de çok iyi biliyordu.. sıkıldığını ve gergin olduğunu gizlemeye çalışarak, asabi bir ifadeyle gülümsemeye çalıştı, kuru öksürükler birbirini takip etti ;
- başka bir şansa ihtiyacım yok ferda..
- yapmayın doktor.. herkesin vardır, her zaman olur..
ceyhunu geren şey biraz da ferdanın, ne söylerse söylesin hiç değişmeyen solgun yüz ifadesiydi..
- aşk bir kez yaşanır ferda, sonrasında hayat, kaybettiğini aramakla ya da yaşadıklarını hatırlamakla geçer..
işte şimdi çuvallamıştı.. hiç profesyonel bir yaklaşım değildi bu.. karşısında oturan kadın, ağır ilaç tedavisiyle desteklenmiş yoğun terapilerle altı aydır takip ettiği çok özel bir hastaydı.. amatörce ve biraz da ilerleyen, boşa geçen zaman nedeniyle sinirleri gerilen bir adamın sarfetmiş olduğu düşüncesizce sözlerdi bunlar.. “aşk bir kez yaşanır.. sonrasında hayat, kaybettiğini aramakla geçer..”
gözlerini kısıp içinden kendine lanetler okudu.. allahtan alışık olduğu o yapmacık öksürük nöbetleri, cümleyi bitirmesine engel olmuştu.. ve hemen arkasından ekledi ;
“ ..ama bu beyhude bir arayıştır..”
fakat bu yarım kalmış cümle bile ferdanın yüz ifadesinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştı.. sadece konuşmasına silik bir ses tonuyla devam ederek boynunu hafifçe uzatıyor, karşısında oturan iri kıyım adamın arkasından pencereye bakmaya çalışıyordu..
- aşkın bir şans olduğunu kim söyledi?
- karımdan başkası olamaz artık, demek istemiştim..
- karın da seninle aynı fikirde mi?
- elbette.. yoksa şu an birlikte olmazdık herhalde..
ilk kez solgun ifadesinde bir gülümseme belirdi ferdanın;
- anlaşılan aşk, ilişkinizde bir pazarlık unsuru..?
- yanılıyorsun ferda..
saatlerini sürekli kontrol etmesi, evlilik yıldönümü, yetişmeye çalıştığı tarihi randevusu, terapiyi bitirme çabaları derken aklı karışmıştı ceyhunun.. bir türlü odaklanamıyordu, hasta koltuğuna kendisi oturmuş, ve doktoru tarafından sıkıştırılıyormuş gibi bir hisse kapıldı..
gülümsemeye devam etse de ferdanın sesindeki cılız ton ve pencereyi ceyhunun arkasından yakalama çabaları hiç değişmiyordu;
- ikinizin de aynı şeyleri düşünmesi.. yani anladığım kadarıyla herşeyi karşılıklı onaylamanız gerekiyor anlaşılan.. altı yıldan sonra demek ki aşk, böyle bir şey..
odada yalnız değildiler.. bir üçüncü kişi, ceyhunun içsesi, tüm bu konuşmalar yaşanırken ve zaman ilerlerken, hep araya giriyordu ;
“ - ne zaman bitecek bu!”
“- biraz daha sabret.. sürekli o konuşuyor, elbette yorulacaktır..”
“- ama iki saat oldu!”
“- biliyorum”
“ - hediyeni unutma, çekmecede..”
“- ah! işte seni bu yüzden seviyorum!”
“- hadi artık bitir şu işi!”
ceyhun yeniden saatine baktı.. artık bilek hareketlerini gizlemiyordu.. göstere göstere saatine bakmaya devam etti.. sıkılmış olduğunu, aslında daha doğru bir ifadeyle, endişeli olduğunu da gizlemiyordu..
ferda, onun son yıllarda karşısına çıkan en ağır, nevrotik vakasıydı..
zor bir hastaydı..
tüm bilgi ve deneyimlerini, ilgisini, kısaca her şeyini ona vermişti.. işe de yaradığını düşünüyordu.. daha ilk seanslardan itibaren her terapide farklı bir teknik uygulaması gerektiğini de fark etmişti.. son zamanlarda ferdanın durumunda giderek artan bir iyileşme olduğunu, verdiği ağır ilaçlara artık ihtiyacı kalmadığını görmüştü..
artık terapilere son verebilirdi..
öyle de yaptı..
fakat ferda, en acıklı ve solgun ifadelerini takınmış ve ondan son bir seans daha istemişti..
şimdi, bu son seansında, üstelik karısının da onu beklediği şu saatlerde, kendisini çok gergin hissediyordu ceyhun..
başlangıçta yapmacık bilek hareketleriyle gizlice saatine baktığı anlarda dostunu hatırladığını söylemiş olsa da bu yalan değildi.. okul yıllarında ve “- hayatımın en zor dönemi..” dediği, muayenehanenin açıldığı ilk günlerde dostu kerem hep yanındaydı ve kendisine büyük destek olmuştu.. - al bunu! demişti kerem.. tüm birikimini birkaç dakika içinde ceyhunun avuçlarına bırakmıştı.. kabul etmemişti önce, fakat kerem ısrar etmişti, devam edemeyeceğini, daha fazla ileri gidemeyeceğini söylemişti.. ceyhun anlamamıştı dostunun ne demek istediğini.. kendini yeni muayenehanenin heyecanına kaptırmış, dostunun yaşadığı sıkıntıyı çok da fark etmemişti.. bu saati hediye ettiği günü de bugün gibi hatırlıyordu.. nasıl unuturdu! aynı gün odasında yatağın üstünde ölü bulunmuştu.. başucunda ne anlama geldiğini anlamadığı bir not ve boş ilaç kutularıyla birlikte..
bitmiş siyah tükenmez kalemin üzerine bastırarak kağıdı biraz da yırtarak yazdığı tek bir cümle ;
“-hadi artık bitir şu işi!”
*
- bugün için ne planladınız peki?
ferdanın sesinde bir değişiklik olmasa da kulağının dibinde patlamış bir bomba etkisi yaptı bu soru..
- karına sürpriz mi yapacaksın, yoksa her zamanki gibi yine aynı restorana gidip, aynı şarapları mı sipariş edeceksiniz ?
kapana sıkışmıştı ceyhun.. tüm kaçış yolları tek tek kapanıyor, ışıklar zihninde birer birer sönüyordu.. gittikçe yüzüne yayılan ciddi, ve resmi bir ifadeyle;
- pardon, bunu size kim söyledi ?
bileğini yine oynatıyordu ki son saniyede saatine bakmaktan vazgeçti.. kontrolsüz bir şaşkınlık tüm yüzünü kırmızıya boyamış ve bir balon gibi şişirmişti..
- doğru yani ?
- tahminde mi bulundunuz?
- çok sıradan değil mi sence de?
- sizin için öyle olabilir bu çok normal.. fakat bizim için özel bir anı temsil ediyor.. evlenme teklifinde bulunduğum yerdi bu restoran.. her yıldönümümüzü orada kutlarız ve bu benim için muhteşem bir duygu.. karım için de öyle.. biliyorum..
- bir restoranda evlilik teklifi ne kadar sıradan.. sanırım onu etkilemek istedin.. başarmışsın da.. ama ben olsam kesinlikle kahkahalarla gülerdim sana..
- ama siz değilsiniz..
- olmamı ister miydin ?
cevaplamak yerine sırasıyla iki saatine de baktı ceyhun, bileğindekine ve duvarda asılı duran ağır aksak tiktaklarla çalışan büyük saate.. alnında biriken ter damlalarını, saçını düzeltir gibi yaparak eliyle sildi..
sıkıldığını gizlemeye çalışsa da beden dili, ferdaya çırılçıplak bir şekilde ruhunu teslim ediyordu..
kravatını biraz daha gevşetti.. derin bir nefes alıp kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatan bir ses tonuyla;
- çok geç kaldım ferda.. eğer istersen bir seans daha ayarlayabiliriz birlikte ne dersin.. kaldığımız yerden devam ederiz böylece..
şimdi de ferda resmi olmuştu, yüzünde donuk bir ifade, ve konuşurken gözlerini pencereden hiç ayırmadan;
- beni hiç dinlemediniz değil mi? dedi kısık bir sesle..
- her zaman dinledim ve düşüncelerimi, duygularımı da hep paylaştım seninle..
- bitmesi için dinlediniz..
- üzgünüm.. şu yıldönümü.. bugüne denk geldi.. kafam çok karışık.. beni şimdilik affet lütfen..
- ne için üzgün olduğunuzu bile bilmiyorsunuz.. tek düşündüğünüz, o restorana saatinde yetişmek ve şu malum yemeğinizi sipariş etmek.. tanrım! (histerik bir biçimde gülmeye başladı) tanrım! üstelik.. zavallı kadın.. kim bilir belki de şu an masada yalnız başına oturmuş sizi bekliyor.. inanamıyorum.. onu bekletiyorsunuz..
kısa süreli bir panik atak yaşıyordu ferda.. ceyhun onu sakinleştirmeye çalıştı;
- bunun bir önemi yok, karım anlayışlıdır.. inanıyorum ki bir sorun olmayacak aramızda.. bu son görüşmemizde olabildiğince seninle kalmaya çalıştığımı bilmen, anlaman daha önemli benim için..
histerik gülüşler kesildi.. ferda, gözlerini pencereden ayırmadan oturduğu koltuktan yavaşça kalktı.. aynı ritimde ve uyumda, onunla birlikte ceyhunda kalktı ve pencerenin önünden çekildi, böylece odaya yeniden ışık doldu..
ferda çantasını aralayıp aynasını çıkardı.. bir süre kendini izledi.. rujunu tazeledi ve gülümsedi..
- ne kadar güzelsin! dedi aynadaki solgun ifadeye..
- sen de güzelsin.. dedi ayna..
ceyhun saatini kontrol etti, içsesi hediyeyi hatırlatınca, çekmeceyi açıp kırmızı kurdelayla bağlanmış hediyeyi aldı.. ceketini giyindi.. akşam çalışmak için hazırladığı notları çantasına yerleştirdi.. kapıya doğru ilerledi..
- hadi artık bitir şu işi!
birden duraksadı.. kendi içsesi bu sözü tüm seanslar boyunca o kadar tekrarlamış ve duymaya öyle alışmıştı ki yine kafasının içinden gelen bir yankı olduğunu sandı bir an..
- sana söylüyorum! dedi ferda..
- efendim..
- hadi artık, bitir şu işi!
bilinçsizce donuk gözlerle saatine baktı ceyhun.. hayatının randevusuna şimdiden yarım saat geç kalmıştı..
“ zavallı kadın.. kim bilir belki de şu an masada yalnız başına oturmuş sizi bekliyor.. inanamıyorum.. onu bekletiyorsunuz.”
ferdanın son sözleri, kendi içsesi, geçen zaman, bitmeyen bir seans, herşey birbirine karışmıştı..
“ yemek çoktan soğumuştur ya da şarabın yarısını şimdiye üzüntüsünden bitirmiştir” diye düşündü..
garip bir his kapladı içini.. alnında yeniden soğuk ter damlaları birikti.. gitmekle, biraz daha kalmak arasında, telaşı galip geldi, son kez saatine baktı, sonra da kapıdan geçirmek için dönüp ferdaya..
açık pencereden ışıkla birlikte boş odaya dolan rüzgâr, masanın üstündeki küçük notu havalandırıp ceyhunun ayaklarına bıraktığında ferda çoktan gitmişti..
**
y.a
“-hadi artık, bitir şu işi!”
*
- bitti mi ?
bunu bir soru cümlesinden çok; “bitsin artık bu işkence..” der gibi, gözlüğünün üstünden yarı aralık ve yorgun gözlerle hastasına bakarken söylemişti.. daha fazla içinde tutamadığı kirlenmiş havayı usulca burun deliklerinden dışarı saldı ve göğsü yavaşça bir balon gibi inmeye başladı..
- nereden başlasam, bilmiyorum..
gözleri daha da açıldı, burnunun üstünde yamulan gözlüğünü düzeltti, gömüldüğü koltuğunda birazcık doğruldu ve öğrencisine sözlüde sıfır vermeye hazırlanan bir öğretmenin somurtkan ifadesiyle kaşlarını çatarak ; "otur..sıfır!" tercümesiyle,
- henüz başlamadın yani.. öyle mi? diyebildi..
- sıkıldın mı benden? durmadan saatine bakıyorsun..
benim bile gözümden kaçmıştı bu ayrıntı.. evet ceyhun sürekli saatine bakınıyordu.. elini bazen dayadığı dizinden bazen de yaslandığı masadan kaldırmadan, ufak birkaç bilek hareketiyle, saatini gözleriyle karşı karşıya getirecek bir ustalıkta yapıyordu.. üstelik bunu da seansın son dakikalarında her on saniyede bir yapmaya başlamıştı, bu kaçamak bilek hareketleri ve göz temasları elbette ferdanın gözünden kaçmadı..
kuru birkaç öksürükle kendine biraz zaman tanıdı, kravatını gevşetti, kollarını masaya dayayıp ellerini kavuşturdu ve pek tabii sol bileğini de hafifçe çevirip gözlüğüne yaklaştırarak saatine bir kez daha bakmayı ihmal etmedi.. görünmeyen bir sopayla dürtülen, sırada iteklenen, kolundan çekiştirilip sahneye çıkarılan biri gibi, ıkınarak konuşmaya başladı ;
- senin anlattıkların.. yani.. hımmm.. bu hayat hikayen.. ehh.. bana yakın bir dostumu hatırlattı.. evet saate bakıyordum çünkü bu saat onun hediyesiydi..
ne uzun bir konuşma!
yoruldu, biraz soluklandı, aldığı notları önünden masanın diğer ucuna sürükledi.. yaptığı bu boş hareketleri bir anlamı varmış gibi yapıyordu, ferda ceyhunun tüm hareketlerini yine de ilgiyle izlemeye devam ediyordu..
sevimsiz tonton bir dede edasıyla genç kızın ilgili bakışlarına soğuk bir gülümsemeyle karşılık verdi ve kaldığı yerden devam etti ;
- seni dinlerken.. ahh.. seni dinlerken.. saatime bakıyor olmamın nedeni.. aslında bu konumuzun çok dışında fakat.. evet.. aklıma hep sevgili dostum kerem geliyor.. (saatini okşadı) yoksa saatin kaç olduğunu sorsan şu an, bakmadan söyleyemezdim..
- saatin kaç ?
işte şimdi gerçek bir bilek hareketi yapmanın tam zamanıydı.. kolunu önce ileri doğru uzattı, sonra da yayından boşalmış bir lastik hızında yüzüne yaklaştırdı.. hesap makinesi tadında kısa bir süre saati yakından inceledi, gözlüğünü temizleyip yeniden baktı, cama nefesiyle buğu yapıp temizledi ve saatini kurdu, sonra da duvar saatine bakarak sağlamasını yaptı.. böylece seanstan beş dakika daha tek bir söz bile etmeden çalmış oldu..
- eheh! verilerime göre saatim şu an da beş.. birkaç dakika geri kalmış, sayende onu da düzelttim şimdi..
espiri tonunda saçmalıklar dizisi devam edecekti ki ferda sözünü yarıda kesti ;
- senin için sadece bir anlatıcı mıyım ceyhun?
- tabii ki hayır ? neden böyle düşündün ?
- anlattığım onca şeyin sana sadece eski bir dostunu ve hediye ettiği, bozuk, geri kalmış saatini hatırlatmış olması biraz tuhafıma gitti.. üstelik sürekli bileğinde takılı bir saat, başlamadan önce de temizleyip kurmuştun birkaç kez.. beni dinlemediğin hissine kapıldım.. zamanını fazlasıyla aldığım için ayrıca üzgünüm..
seansın başından bu yana ferdanın ilgili ve açık olan gözleri gücünü yitirmişti.. yüzüne daha önceleri de ceyhunun sıkça karşılaştığı solgun bir ifade hakim oldu.. hüzünlü yüzünü pencereye çevirip boş gözlerle dışarıyı izlemeye başladı..
ilgisiz ve yanlış hareketleriyle, saçma sapan espirileriyle hastasını kaybetmek üzere olduğunu geç de olsa fark eden ceyhun ayağa kalkıp koltuğunu ferdayla pencere arasına çekti, ayaktayken iri göbeği güneşi gölgelemişti.. koltuğa oturduğunda, pencereden içeri giren ışık yeniden ferdanın saçlarını ve yüzünü aydınlattı..
ceyhun gözlüğünü çıkardı, yeşil gözlerini irice açarak tok ama buruk bir ses tonuyla kendini ilk kez seans boyunca tam anlamıyla işine vermeye çalıştı;
- beni yanlış anlamanı istemezdim.. bugün evlilik yıldönümüm.. saati kontrol etme nedenim buydu.. sadece geç kalmaktan korkuyorum.. beni anlayacağını umut ediyorum..
- ah! ne güzel.. şimdi daha iyi anlıyorum seni.. kaç yıldır evlisin ?
- bugün altı yıl olacak..
- ne kadar şanslı bir kadın..
- teşekkür ederim.. ben de en az onun kadar kendimi şanslı hissediyorum..
- hangi konu da ?
ceyhun bir an için şaşırdı ve duraksadı, göz ucuyla duvar saatine baktı;
- karımdan bahsediyordum, ve tabii ki evliliğimiz.. ikisinde de çok şanslıyım..
- ya bir şansın daha olsaydı ?
ceyhunun en sevmediği şey hastalarıyla özelini konuşmaktı fakat şu son dakikalarda yaptığı yanlış hareketleri düzeltebilmek için bu konuda biraz daha toleranslı görünmesi gerektiğini de çok iyi biliyordu.. sıkıldığını ve gergin olduğunu gizlemeye çalışarak, asabi bir ifadeyle gülümsemeye çalıştı, kuru öksürükler birbirini takip etti ;
- başka bir şansa ihtiyacım yok ferda..
- yapmayın doktor.. herkesin vardır, her zaman olur..
ceyhunu geren şey biraz da ferdanın, ne söylerse söylesin hiç değişmeyen solgun yüz ifadesiydi..
- aşk bir kez yaşanır ferda, sonrasında hayat, kaybettiğini aramakla ya da yaşadıklarını hatırlamakla geçer..
işte şimdi çuvallamıştı.. hiç profesyonel bir yaklaşım değildi bu.. karşısında oturan kadın, ağır ilaç tedavisiyle desteklenmiş yoğun terapilerle altı aydır takip ettiği çok özel bir hastaydı.. amatörce ve biraz da ilerleyen, boşa geçen zaman nedeniyle sinirleri gerilen bir adamın sarfetmiş olduğu düşüncesizce sözlerdi bunlar.. “aşk bir kez yaşanır.. sonrasında hayat, kaybettiğini aramakla geçer..”
gözlerini kısıp içinden kendine lanetler okudu.. allahtan alışık olduğu o yapmacık öksürük nöbetleri, cümleyi bitirmesine engel olmuştu.. ve hemen arkasından ekledi ;
“ ..ama bu beyhude bir arayıştır..”
fakat bu yarım kalmış cümle bile ferdanın yüz ifadesinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştı.. sadece konuşmasına silik bir ses tonuyla devam ederek boynunu hafifçe uzatıyor, karşısında oturan iri kıyım adamın arkasından pencereye bakmaya çalışıyordu..
- aşkın bir şans olduğunu kim söyledi?
- karımdan başkası olamaz artık, demek istemiştim..
- karın da seninle aynı fikirde mi?
- elbette.. yoksa şu an birlikte olmazdık herhalde..
ilk kez solgun ifadesinde bir gülümseme belirdi ferdanın;
- anlaşılan aşk, ilişkinizde bir pazarlık unsuru..?
- yanılıyorsun ferda..
saatlerini sürekli kontrol etmesi, evlilik yıldönümü, yetişmeye çalıştığı tarihi randevusu, terapiyi bitirme çabaları derken aklı karışmıştı ceyhunun.. bir türlü odaklanamıyordu, hasta koltuğuna kendisi oturmuş, ve doktoru tarafından sıkıştırılıyormuş gibi bir hisse kapıldı..
gülümsemeye devam etse de ferdanın sesindeki cılız ton ve pencereyi ceyhunun arkasından yakalama çabaları hiç değişmiyordu;
- ikinizin de aynı şeyleri düşünmesi.. yani anladığım kadarıyla herşeyi karşılıklı onaylamanız gerekiyor anlaşılan.. altı yıldan sonra demek ki aşk, böyle bir şey..
odada yalnız değildiler.. bir üçüncü kişi, ceyhunun içsesi, tüm bu konuşmalar yaşanırken ve zaman ilerlerken, hep araya giriyordu ;
“ - ne zaman bitecek bu!”
“- biraz daha sabret.. sürekli o konuşuyor, elbette yorulacaktır..”
“- ama iki saat oldu!”
“- biliyorum”
“ - hediyeni unutma, çekmecede..”
“- ah! işte seni bu yüzden seviyorum!”
“- hadi artık bitir şu işi!”
ceyhun yeniden saatine baktı.. artık bilek hareketlerini gizlemiyordu.. göstere göstere saatine bakmaya devam etti.. sıkılmış olduğunu, aslında daha doğru bir ifadeyle, endişeli olduğunu da gizlemiyordu..
ferda, onun son yıllarda karşısına çıkan en ağır, nevrotik vakasıydı..
zor bir hastaydı..
tüm bilgi ve deneyimlerini, ilgisini, kısaca her şeyini ona vermişti.. işe de yaradığını düşünüyordu.. daha ilk seanslardan itibaren her terapide farklı bir teknik uygulaması gerektiğini de fark etmişti.. son zamanlarda ferdanın durumunda giderek artan bir iyileşme olduğunu, verdiği ağır ilaçlara artık ihtiyacı kalmadığını görmüştü..
artık terapilere son verebilirdi..
öyle de yaptı..
fakat ferda, en acıklı ve solgun ifadelerini takınmış ve ondan son bir seans daha istemişti..
şimdi, bu son seansında, üstelik karısının da onu beklediği şu saatlerde, kendisini çok gergin hissediyordu ceyhun..
başlangıçta yapmacık bilek hareketleriyle gizlice saatine baktığı anlarda dostunu hatırladığını söylemiş olsa da bu yalan değildi.. okul yıllarında ve “- hayatımın en zor dönemi..” dediği, muayenehanenin açıldığı ilk günlerde dostu kerem hep yanındaydı ve kendisine büyük destek olmuştu.. - al bunu! demişti kerem.. tüm birikimini birkaç dakika içinde ceyhunun avuçlarına bırakmıştı.. kabul etmemişti önce, fakat kerem ısrar etmişti, devam edemeyeceğini, daha fazla ileri gidemeyeceğini söylemişti.. ceyhun anlamamıştı dostunun ne demek istediğini.. kendini yeni muayenehanenin heyecanına kaptırmış, dostunun yaşadığı sıkıntıyı çok da fark etmemişti.. bu saati hediye ettiği günü de bugün gibi hatırlıyordu.. nasıl unuturdu! aynı gün odasında yatağın üstünde ölü bulunmuştu.. başucunda ne anlama geldiğini anlamadığı bir not ve boş ilaç kutularıyla birlikte..
bitmiş siyah tükenmez kalemin üzerine bastırarak kağıdı biraz da yırtarak yazdığı tek bir cümle ;
“-hadi artık bitir şu işi!”
*
- bugün için ne planladınız peki?
ferdanın sesinde bir değişiklik olmasa da kulağının dibinde patlamış bir bomba etkisi yaptı bu soru..
- karına sürpriz mi yapacaksın, yoksa her zamanki gibi yine aynı restorana gidip, aynı şarapları mı sipariş edeceksiniz ?
kapana sıkışmıştı ceyhun.. tüm kaçış yolları tek tek kapanıyor, ışıklar zihninde birer birer sönüyordu.. gittikçe yüzüne yayılan ciddi, ve resmi bir ifadeyle;
- pardon, bunu size kim söyledi ?
bileğini yine oynatıyordu ki son saniyede saatine bakmaktan vazgeçti.. kontrolsüz bir şaşkınlık tüm yüzünü kırmızıya boyamış ve bir balon gibi şişirmişti..
- doğru yani ?
- tahminde mi bulundunuz?
- çok sıradan değil mi sence de?
- sizin için öyle olabilir bu çok normal.. fakat bizim için özel bir anı temsil ediyor.. evlenme teklifinde bulunduğum yerdi bu restoran.. her yıldönümümüzü orada kutlarız ve bu benim için muhteşem bir duygu.. karım için de öyle.. biliyorum..
- bir restoranda evlilik teklifi ne kadar sıradan.. sanırım onu etkilemek istedin.. başarmışsın da.. ama ben olsam kesinlikle kahkahalarla gülerdim sana..
- ama siz değilsiniz..
- olmamı ister miydin ?
cevaplamak yerine sırasıyla iki saatine de baktı ceyhun, bileğindekine ve duvarda asılı duran ağır aksak tiktaklarla çalışan büyük saate.. alnında biriken ter damlalarını, saçını düzeltir gibi yaparak eliyle sildi..
sıkıldığını gizlemeye çalışsa da beden dili, ferdaya çırılçıplak bir şekilde ruhunu teslim ediyordu..
kravatını biraz daha gevşetti.. derin bir nefes alıp kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatan bir ses tonuyla;
- çok geç kaldım ferda.. eğer istersen bir seans daha ayarlayabiliriz birlikte ne dersin.. kaldığımız yerden devam ederiz böylece..
şimdi de ferda resmi olmuştu, yüzünde donuk bir ifade, ve konuşurken gözlerini pencereden hiç ayırmadan;
- beni hiç dinlemediniz değil mi? dedi kısık bir sesle..
- her zaman dinledim ve düşüncelerimi, duygularımı da hep paylaştım seninle..
- bitmesi için dinlediniz..
- üzgünüm.. şu yıldönümü.. bugüne denk geldi.. kafam çok karışık.. beni şimdilik affet lütfen..
- ne için üzgün olduğunuzu bile bilmiyorsunuz.. tek düşündüğünüz, o restorana saatinde yetişmek ve şu malum yemeğinizi sipariş etmek.. tanrım! (histerik bir biçimde gülmeye başladı) tanrım! üstelik.. zavallı kadın.. kim bilir belki de şu an masada yalnız başına oturmuş sizi bekliyor.. inanamıyorum.. onu bekletiyorsunuz..
kısa süreli bir panik atak yaşıyordu ferda.. ceyhun onu sakinleştirmeye çalıştı;
- bunun bir önemi yok, karım anlayışlıdır.. inanıyorum ki bir sorun olmayacak aramızda.. bu son görüşmemizde olabildiğince seninle kalmaya çalıştığımı bilmen, anlaman daha önemli benim için..
histerik gülüşler kesildi.. ferda, gözlerini pencereden ayırmadan oturduğu koltuktan yavaşça kalktı.. aynı ritimde ve uyumda, onunla birlikte ceyhunda kalktı ve pencerenin önünden çekildi, böylece odaya yeniden ışık doldu..
ferda çantasını aralayıp aynasını çıkardı.. bir süre kendini izledi.. rujunu tazeledi ve gülümsedi..
- ne kadar güzelsin! dedi aynadaki solgun ifadeye..
- sen de güzelsin.. dedi ayna..
ceyhun saatini kontrol etti, içsesi hediyeyi hatırlatınca, çekmeceyi açıp kırmızı kurdelayla bağlanmış hediyeyi aldı.. ceketini giyindi.. akşam çalışmak için hazırladığı notları çantasına yerleştirdi.. kapıya doğru ilerledi..
- hadi artık bitir şu işi!
birden duraksadı.. kendi içsesi bu sözü tüm seanslar boyunca o kadar tekrarlamış ve duymaya öyle alışmıştı ki yine kafasının içinden gelen bir yankı olduğunu sandı bir an..
- sana söylüyorum! dedi ferda..
- efendim..
- hadi artık, bitir şu işi!
bilinçsizce donuk gözlerle saatine baktı ceyhun.. hayatının randevusuna şimdiden yarım saat geç kalmıştı..
“ zavallı kadın.. kim bilir belki de şu an masada yalnız başına oturmuş sizi bekliyor.. inanamıyorum.. onu bekletiyorsunuz.”
ferdanın son sözleri, kendi içsesi, geçen zaman, bitmeyen bir seans, herşey birbirine karışmıştı..
“ yemek çoktan soğumuştur ya da şarabın yarısını şimdiye üzüntüsünden bitirmiştir” diye düşündü..
garip bir his kapladı içini.. alnında yeniden soğuk ter damlaları birikti.. gitmekle, biraz daha kalmak arasında, telaşı galip geldi, son kez saatine baktı, sonra da kapıdan geçirmek için dönüp ferdaya..
açık pencereden ışıkla birlikte boş odaya dolan rüzgâr, masanın üstündeki küçük notu havalandırıp ceyhunun ayaklarına bıraktığında ferda çoktan gitmişti..
**
y.a
Yorumlar