Bilge
bir musibet olarak; bin nasihat..
*
" ey ulu bilge bize biraz akıl.. "
"olmaz! öyle hemen durduk yerde akıl veremem.. sonra daha çok istersiniz.."
"ulu bilge! nasihat verin demek istedi zavallı öğrenciniz.."
"hımm.. o zaman olur.."
ve devam etti sözlerine yattığı döşekten istifini hiç bozmadan ;
“yalan söylemeyin, işinizi doğru yapın, çalmayın, çırpmayın, sevin, sevilin, kadir kıymet bilin..”
tıkandı aniden, öksürmeye başladı.. kırmızı bir balon gibi yüzü şiştikçe şişti.. ağzı, rüzgar üreten bir pervane, öksürdükçe düzenli olarak kelini kapatan bir yumak beyaz saç önce kavrulmuş başak tarlası gibi havaya savruluyor, sonra da kendi çölünün üstüne beyaz bir bulut olup pamuk hafifliğinde parıldayan kafasına çöküyordu..
onun her hareketinden bir anlam çıkarma sevdasında olan öğrencileri ise etrafında diz çöküp kümelenmiş, bu ıslak ve tükürüklü pervaneyi, savrulan başak tarlasını, ve ihtimal odur ki arada ağızdan çıkabilecek birkaç sözcüğü de ilk yakalayan olmak için eller dizde başlar ileri uzanmış tetikte bekliyorlardı..
“öögghhhööööö! öhhhhööööö!”
bunlar ağır ama güçlü ritimlerle gelen öksürüklerdi.. kapının eşiğinde ayakta dikilmiş hazırolda bekleyen talebesine eliyle işaret etti..
çocuk koşarak başka bir odaya geçip içerden bir sürahi su ve bardak kapıp bilgenin ayaklarına serildi.. hocasına suyu ikram ederken, başını saygıyla önüne eğdi..
belki de korkuyla..
suyu içtikçe bilgenin kavrulan ciğerleri serinledi.. serinledikçe, öksürükler sakinleşti..
ve pervaneler sustu, rüzgar dindi..
kafatasının kurak çölü yeniden beyaz bulutlarla örtüldü..
gözlerini kapatmış derin nefesler alarak kendine gelmeye çalışırken, öğrencileri ilk duruşlarını, oturuşlarını bozmadan pür dikkat onu izlemeye devam ediyordu..
gözünün tekini açarak öğrencilerini süzdü, ve devam etti kaldığı yerden;
“doğruluktan şaşmayın, saygıda kusur etmeyin, büyüklerinizi dinleyin, verdiğiniz sözleri tutun, yalan söylemeyin, işinizi doğru dü…. öööhhhhööööööö!.. ööghhhhööööö!”
ciğerlerindeki motor yeniden çalışıp ağzındaki pervanelere güç verdi.. rüzgar uyumakta olan bulutları silkeledi.. başak tarlası savruldu, çöl aydınlandı..
arka sıralarda iki öğrenci dizlerini gevşetip bağdaş kurdu, bir başkası ayaklarını uzattı,
kulaktan kulağa fısıldaşmalar başladı, su getiren talebe dik durmayı bırakıp kapının eşiğine yaslandı.. ön sırada oturan en gözde öğrencisi arkasını dönüp sucuya nanik yaptı..
“öööhhhööööööö!… öööhhhöööööö!”
**
y.a
*
" ey ulu bilge bize biraz akıl.. "
"olmaz! öyle hemen durduk yerde akıl veremem.. sonra daha çok istersiniz.."
"ulu bilge! nasihat verin demek istedi zavallı öğrenciniz.."
"hımm.. o zaman olur.."
ve devam etti sözlerine yattığı döşekten istifini hiç bozmadan ;
“yalan söylemeyin, işinizi doğru yapın, çalmayın, çırpmayın, sevin, sevilin, kadir kıymet bilin..”
tıkandı aniden, öksürmeye başladı.. kırmızı bir balon gibi yüzü şiştikçe şişti.. ağzı, rüzgar üreten bir pervane, öksürdükçe düzenli olarak kelini kapatan bir yumak beyaz saç önce kavrulmuş başak tarlası gibi havaya savruluyor, sonra da kendi çölünün üstüne beyaz bir bulut olup pamuk hafifliğinde parıldayan kafasına çöküyordu..
onun her hareketinden bir anlam çıkarma sevdasında olan öğrencileri ise etrafında diz çöküp kümelenmiş, bu ıslak ve tükürüklü pervaneyi, savrulan başak tarlasını, ve ihtimal odur ki arada ağızdan çıkabilecek birkaç sözcüğü de ilk yakalayan olmak için eller dizde başlar ileri uzanmış tetikte bekliyorlardı..
“öögghhhööööö! öhhhhööööö!”
bunlar ağır ama güçlü ritimlerle gelen öksürüklerdi.. kapının eşiğinde ayakta dikilmiş hazırolda bekleyen talebesine eliyle işaret etti..
çocuk koşarak başka bir odaya geçip içerden bir sürahi su ve bardak kapıp bilgenin ayaklarına serildi.. hocasına suyu ikram ederken, başını saygıyla önüne eğdi..
belki de korkuyla..
suyu içtikçe bilgenin kavrulan ciğerleri serinledi.. serinledikçe, öksürükler sakinleşti..
ve pervaneler sustu, rüzgar dindi..
kafatasının kurak çölü yeniden beyaz bulutlarla örtüldü..
gözlerini kapatmış derin nefesler alarak kendine gelmeye çalışırken, öğrencileri ilk duruşlarını, oturuşlarını bozmadan pür dikkat onu izlemeye devam ediyordu..
gözünün tekini açarak öğrencilerini süzdü, ve devam etti kaldığı yerden;
“doğruluktan şaşmayın, saygıda kusur etmeyin, büyüklerinizi dinleyin, verdiğiniz sözleri tutun, yalan söylemeyin, işinizi doğru dü…. öööhhhhööööööö!.. ööghhhhööööö!”
ciğerlerindeki motor yeniden çalışıp ağzındaki pervanelere güç verdi.. rüzgar uyumakta olan bulutları silkeledi.. başak tarlası savruldu, çöl aydınlandı..
arka sıralarda iki öğrenci dizlerini gevşetip bağdaş kurdu, bir başkası ayaklarını uzattı,
kulaktan kulağa fısıldaşmalar başladı, su getiren talebe dik durmayı bırakıp kapının eşiğine yaslandı.. ön sırada oturan en gözde öğrencisi arkasını dönüp sucuya nanik yaptı..
“öööhhhööööööö!… öööhhhöööööö!”
**
y.a
Yorumlar