Melek 6

*

hastalığı nedeniyle iş başvurusu yaptığı kapılar yüzüne kapanmış.. tabii ki bundan bahsetmese de olurdu fakat daha ilk görüşmede hastalığı kendini ele veriyordu..

herşeyden önce yürüyüş ritmi bozuktu.. iki kişinin kolkola rahatlıkla yürüyebileceği dar bir sokakta, o, sağa sola çarparak ve bir şeyleri devirerek yürüyordu.. trafik ışıkları yeşile döndüğünde, karşılıklı birbirini geçen yayalardan biri olarak onu yanınızdan geçip giderken görseydiniz belki de içinizden ;

“ zavallı kadın yardıma ihtiyacı var..” derdiniz..

kimileri de o yaya kendisine çarptığında daha farklı düşünür..

*

aslında tek sorun bedensel dengesi.. ayakta sabit ve hareketsiz kalamıyor, mutlaka bir yerlere yaslanması gerekiyordu.. yaslanmak dediysem siz bunu gözünüzde şöyle canlandırın; diyelim ki önünde bir koltuk duruyor ama oturmaması gerekiyor.. koltuğa tüm gövdesiyle eğilerek yaslanıyor (yaslanmak zorunda!), bunu yaparken kafası normalden daha aşağı düşüyor, belinden daha aşağılara yani.. bir süre iki büklüm kalıyor sonra hızla başını kaldırıp kalan dengesini koruyabilmek için öne arkaya, öylesine ve tutarsız kısa sürelerde etrafına bakınıp duruyordu..

arada bir doğruluyor ama bunu yaparken bilmem kaçıncı rauntta nakavt yemiş suratı dağılmış bir boksör gibi dik bir durumdayken tek bir dokunuşla yıkılacak kibrit çöpleri gibi sallanıyordu..

ayrıca siz onun doğruluşunu izlerken çoktan ona kadar saymış olursunuz..

yine de oyun bitmiyor.. kimse ringin ortasına havlu atmıyor.. sürekli oyunun içinde olmak zorunda bu hastalığıyla bu hayatta..

hiçkimsenin üstüne bahis oynamaması da yaptığı iş başvurularının geri dönüşüyle aynı şekilde açıklanabilir..

kötü benzetmelerim için bağışlayın acıdığımdan değil, onun adına;

şu insan müsveddelerine kızgınlığımdan böyle yazıyorum..

tamam, biraz daha açıklamam gerekiyor durumunu.. çünkü burada yazarken gözümün önünde sallanmakta olan şu kadını hala istediğim gibi anlatamıyorum..

kaba tabirle iki büyük sek vodkayı birkaç dikişte bitirmiş bir kadın gördünüz mü? gördüyseniz de o kadın tamamen uyuşmuş ve sızmıştır, belki de komadadır, farkında değilsiniz.. işte bu kadın yukarıda bahsi geçen komalığın ayık hali..

bebekken geçirdiği ağır, ateşli bir hastalık sonucu beyincik yeterince gelişmemiş ve ileri derecede dengesizlik sendromuna neden olmuş.. yaşıtlarından dört yıl sonra yürümeye başlamış.. o zamanlarda yaşadığı denge sorununu küçük bir çocuk olmasına bağlamışlar..

yedi yaşına geldiğinde sinir sistemlerinde kalıcı hasar olduğu tespit edilmiş..

o zamandan beri de denge nedir bilmiyor..

*

sahi, şu denge nasıl bir şey ?

bir ip üstünde yürümekse ve izlemek için sirke gidiyorsak biz de biraz denge yoksunu değil miyiz?

hepimiz aslında ip üstünde düşe kalka ilerlemeye çalışan amatörler değiliz de, neyiz ?

bu kadın, normalden çok düşüyor hepsi bu..

*

onunla barda tanıştık..

beline kadar inen uzun sapsarı saçları oldukça düzensiz görünüyordu.. elinden geldiğince kendine bakmaya, makyajını yapmaya da çalışıyormuş ama söylediğine göre hastalığı nedeniyle aynanın karşısında kendisiyle kavga edercesine uğraşırmış makyajıyla ;

- sonra bir bakıyorum.. yüzüm anaokulu çocuğunun boyama kağıdı.. hahaha!

yapamıyordu, vazgeçmiş uğraşmaktan.. aynayı bırakalı uzun zaman olmuş..

- yine de çok şanslıyım! yakın bir arkadaşım kuaför, fırsat buldukça evime gelip saçlarımı yapar, makyajımı tazeler..

*

barda çalışıyordu.. hareketleri dikkatimi çekmişti.. sabit duramıyordu, alkolik bir görüntüsü vardı.. fakat konuşmaya başladığında gayet duru ve akıcıydı sözleri.. sürekli gülümsüyordu.. bir barmaid olarak değil, insan olarak farklı, tatlı, can alıcı bir gülüşü vardı..

özel bir kokteyli varmış, benim için yapmak istedi.. söylediğine göre burada kimse onun içkilerini beğenmiyormuş.. özellikle onu yapmasını istedim..

heyecanla içkilere doğru sallanarak ve bir şeyleri devirerek gitti.. kokteyli hazırlarken yanında birilerinin olmaması gerekiyor.. koca barda tek başına kalmalı ki, rahat hareket edebilsin..

malum denge sorunları..

yine de tüm koşullar uygun olmasına rağmen hazırladıklarının ancak üçüncüsünde başarılı olabildi.. daha öncekiler, kırılan bardak sesleri arasında ahşap zeminde gezinen böcekleri çoktan sarhoş etmişti..

bar sahibi kaşlarını çatmış “- bu kırılan kaçıncı bardak! “ der gibi homurdanıyordu..

bu sefer bardağı bana uzatmasını beklemeden elinden kaptım..

- insanlar beni sürekli içen, sarhoş ayyaş kadının teki sanıyor.. dedi, ve tatlı kahkahasını bastı..

ben de çakırkeyiftim biraz ;

- değil misin! dedim..

önce şaşırdı.. sonra gözlerimizdeki ortak alaycı ifade buluştuğunda birlikte gülmeye devam ettik..

- biliyor musun ? sanırım günde en az elli bardak kırıyorum ben!
- lanet karı! birde bununla gurur duyuyor! dedi sahip..

ona da güldük..

garip bir adamdı bar sahibi.. sürekli somurtuyor, kızgın ve nefret dolu bakışlarla , homurdanarak ortalıkta boş boş geziniyordu..

hani öyle gözler vardır, öyle yüzler..

ilk bakışta insanın iştahını kesen türden.. bu adamınki işte öyle bir surattı.. ama gözlerinin içine baktığınızda bir de ışık görürsünüz..

sorunlu bir lambanın gidip gelen titrek ışığı gibi.. ışık geldikçe yüzünüz güler, mutlu olursunuz..

sevmiştim bu adamı, tıpkı bizim dengesi bozuk kadının onu sevdiği gibi..

adam bağırıp küfrederken, yerdeki cam kırıklarını temizliyordu.. bu kızgın ifadeyi yüzünde sürekli bir görevmiş gibi taşıyordu..

iki yıl boyunca her gün kadının kırdığı bardakları bıkıp usanmadan temizlediğini ve hala neden işine son vermediğini düşünürseniz siz de severdiniz bu adamı..

bizim kadına dönecek olursak, onun çalıştığı bar çok işlek bir yerde sayılmaz.. özellikle gitmek isterseniz, ve arabanız da yoksa, her saat başı kalkan bir otobüsü kaçırmamanız gerekiyor.. daha sonra ikinci bir otobüse binmelisiniz ayrıca..

tabii ufak bir ayrıntıyı unuttum; meleğin çalıştığı bar, polonya katowicede küçük bir kasabada..

barlar dertlerini masaya boşaltıp midesini alkolle yıkayan insanlarla doludur.. barmen ve barmaid sarhoşları dinlerken boş şişeleri toplar, sallanan bedenlerin taburelerden düşmemesine yardımcı olur..

taburemde otururken, içtiğim üçüncü bira ve onun hazırladığı acı baharatlı kokteylden sonra kendi dengemi hala koruyabiliyordum.. fakat o, ilk biramı getirirken sağa sola yalpalayarak, çoktan yarısını yere dökmüş ve bu yaptığı komik bir şeymiş gibi bana gülümsemişti..

hayatı hep sarhoş yaşayan bir kadın.. içkimi tazelerken bir çırpıda anlattı yaşadıklarını.. çektiği sıkıntıları.. bu işi nasıl bulduğunu..

- bu aksi herif var ya! beni kadın tacirlerinin elinden kurtarmış da haberim yok!

- ben olmasam sen bir hiçtin kadın! dedi bağırarak, bunu söylerken adam bana bakıp babacan bir göz kırpmıştı..

kadın yüzünü somurtup müşteriye siparişini götürmek için savrularak yanımızdan uzaklaştığında anlattı sahip; defalarca sarhoş sanıp tecavüz etmişler..

zayıf ve karşı koyamadığı için, defalarca kez tecavüz etmişler..

ucube diye tecavüz etmişler,

bir gece otobüsle evine giderken, birkaç yolcu ve otobüsü kullanan şoföründe içine karıştığı bir tecavüz girişiminden ölümüne yola atarak kurtarmış kendini..

öldü sanıp korkudan kaçmışlar.. yarı baygın, yüzü gözü kan içinde ağlarken çamura bulanmış bir halde görmüş adam..

sonra da alıp buraya getirmiş..

*

mahkemede ayakta ifade vermeye çalışırken, hakim ;

- kızım hastasın anladık.. ama böyle de durulmaz ki! öyle yaslanırsan koltuğa adam da gelir sana yaslanır! diye azarlamış, ve "uygunsuz" duruşları yüzünden mahkeme salonundan attırmış..

davanın sonucunu bilmiyormuş.. merak etmediğini söyledi.. hayat, onun için nakavt olduğu bilmem kaçıncı raunt zaten..

- benimkisi öyle bir hastalık ki bana bakan ya sarhoş sanıyor, ya orospu!

uzaktan bağırarak kahkahalarla gülüyordu..

ben de ona eşlik edip güldüm..

bar sahibi de gülüyordu nihayet!

hepimiz gülüyorduk..

üçümüzün de gözlerindeki o ortak acı ifade buluştuğunda susup görev yerlerimize döndük,

ben keyifsizce hazırladığı kokteyli yudumlamaya çalışırken, kadın kırmaya devam etti,

adam toplamaya..

hayat ya zalimdi

ya
da

başka bir şey..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta