Kayıtlar

Şubat, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Delilik

* resim, şiir ve müzik işte sana üç kişilik delilik.. ** y.a

Kaçış

Resim
eternal sunshine of spotless mind * kaçış bazen geriye doğrudur.. kaçtıkça ona yaklaşırsın.. ya silinmesi gereken ler hatıralar değil de hayallerse.. ben joel değilim.. ** y.a

Sürüngen,

* sürünen bir insan iğreti duruyor bu yüzden sürünmek en çok yılana yakışıyor .. ** y.a

Tehdit

* sevgili bloğum, not defterim, sanal kitabem, defterikebirim.. hatırla bir gün bir sayfanda bana ne demiştin; "yazmak yutar adamı.." ve ben ne dedim sana ; "kolay lokma değilim.." "sen yine de yazma! yoksa gözlerini oyar karanlığa boğarım.." "ya bırakmazsam seni!" "o vakit kırarım kalemi ve birlikte ölürüz " "öyleyse bırak yaşayayım son sayfana kadar.." ** y.a

İkiz

* " canın yandı mı ?" " biraz.." " sol kolunu kaybettin" " biliyorum" " ve bir gözünü" " hı hı.. sol bacağımı da hissetmiyorum.." " kesmek zorundaydık.." " o nasıl ?" " kaybettik.." " yanında mıydın ?" " son nefesine kadar.. " " canı yandı mı ?" " biraz.. fakat sen yaşıyorsun, hayattasın.." " hangimiz..?" diğer yana çevirdi başını.. tek gözüyle ağladı.. sol yanı eksik , acı dolu bir hayatın sağında artık yalnızdı.. ** y.a

Ruhun Anladığı Dil 6

* ah şu flaşlar! tanrısı soytarıların, başımızın üstünde parlayan .. kaçın kaçın.. saklanın! şimşek değil ki bu tepemizde çakan.. * bilgiye susamış beş bilimadamı, bir araya gelip tüm zamanların en bilge kişisini ziyaret etmeye karar verirler ve çok uzun bir yolculuktan sonra nihayet bilgenin yaşadığı yere gelirler.. elli küsür sene önce saçı sakalı ağarmış, yüzü derin çizgilerle dolu, eli ayağı titreyen, tuvaletini dahi tutamayan ihtiyar bilge, adamların karşısına simsiyah gür saçları, pürüzsüz cildiyle kanlı canlı, sapasağlam bir delikanlı olarak çıkıverir.. 1 numaralı bilimadamı ; - hocam bu nasıl olur.. olanaksız! nasıl genç kaldınız böyle ? bilge tok bir sesle gülümser ; - sizi gidi ördekler! neden şaşırdınız ? ihtiyarlığın bir evresi vardır, çoğunuz o evreyi geçemediği için bunun neye benzediğini bilemez.. ama bakın.. gördüğünüz gibi ben o evreyi çoktan geçtim.. - nedir bu evre hocam ? der merakla 3 numaralı bilimadamı.. yaşlı ama genç bilge sırtını döşeğine yaslar, bir gün ...

Bilge

bir musibet olarak; bin nasihat.. * " ey ulu bilge bize biraz akıl.. " "olmaz! öyle hemen durduk yerde akıl veremem.. sonra daha çok istersiniz.." "ulu bilge! nasihat verin demek istedi zavallı öğrenciniz.." "hımm.. o zaman olur.." ve devam etti sözlerine yattığı döşekten istifini hiç bozmadan ; “yalan söylemeyin, işinizi doğru yapın, çalmayın, çırpmayın, sevin, sevilin, kadir kıymet bilin..” tıkandı aniden, öksürmeye başladı.. kırmızı bir balon gibi yüzü şiştikçe şişti.. ağzı, rüzgar üreten bir pervane, öksürdükçe düzenli olarak kelini kapatan bir yumak beyaz saç önce kavrulmuş başak tarlası gibi havaya savruluyor, sonra da kendi çölünün üstüne beyaz bir bulut olup pamuk hafifliğinde parıldayan kafasına çöküyordu.. onun her hareketinden bir anlam çıkarma sevdasında olan öğrencileri ise etrafında diz çöküp kümelenmiş, bu ıslak ve tükürüklü pervaneyi, savrulan başak tarlasını, ve ihtimal odur ki arada ağızdan çıkabilecek birkaç sözcüğü de ilk yaka...

Dayım

* canım dayım, gözlerin ışığa veda ettiğinde, henüz doğmamıştım.. seni tanıdığımda, sırtına bindiğimde, saçlarını çekip, yüzünü tırmaladığımda da farkında değildim beni görmediğinin.. birlikte oyun oynadığımızda ebe oluyordun arkanı dönüp gözlerini kapıyordun, sırayla yumruk atıyorduk, kıyamazdım ki sana, hafifçe dokunurdum sırtına.. yumruğum o kadar işte.. - yüksel! böyle sobelerdin.. kızardım, dayılanırdım.. - nasıl biliyorsun ! nasıl ! - oğlum sen de biraz sert vur.. böyle yumuşak vurursan bilirim seni.. - dayıcım, sen şimdi görmüyor musun beni ? - görmez olur muyum o güzel gözlerini.. kandırıkçı dayım benim.. gözleri, kalbi kadar güzel dayım.. ** y.a

Son Seans

* “-hadi artık, bitir şu işi!” * - bitti mi ? bunu bir soru cümlesinden çok; “bitsin artık bu işkence..” der gibi, gözlüğünün üstünden yarı aralık ve yorgun gözlerle hastasına bakarken söylemişti.. daha fazla içinde tutamadığı kirlenmiş havayı usulca burun deliklerinden dışarı saldı ve göğsü yavaşça bir balon gibi inmeye başladı.. - nereden başlasam, bilmiyorum.. gözleri daha da açıldı, burnunun üstünde yamulan gözlüğünü düzeltti, gömüldüğü koltuğunda birazcık doğruldu ve öğrencisine sözlüde sıfır vermeye hazırlanan bir öğretmenin somurtkan ifadesiyle kaşlarını çatarak ; "otur..sıfır!" tercümesiyle, - henüz başlamadın yani.. öyle mi? diyebildi.. - sıkıldın mı benden? durmadan saatine bakıyorsun.. benim bile gözümden kaçmıştı bu ayrıntı.. evet ceyhun sürekli saatine bakınıyordu.. elini bazen dayadığı dizinden bazen de yaslandığı masadan kaldırmadan, ufak birkaç bilek hareketiyle, saatini gözleriyle karşı karşıya getirecek bir ustalıkta yapıyordu.. üstelik bunu da seansın son ...

Ah Çocuk

* ah çocuk! sen ki sigara içmezsin birkaç kez denedin içine çektin ciğerlerin gürledi ama gök gibi gürledi.. yine de inat edip, bir daha çektin hem de ne çekiş.. nere gitti bu duman? gözlerin kızardı yaşardı en sonunda feleğin şaştı bir top gibi patladın.. lanet okuyup, avuçlarına basıp basıp elini de yaktın, beni de.. ne anlarsın alkolden kim dedi sana sek rakıyı dik kafana yandın ki ne yandın sigaradan beter.. sonra da bir teker gibi dönüp gittin duvara çarptın.. bir de dost oldun betonla.. neydi o özürler, özledimler seviyorumlar.. merak ettim; duvar ne dedi de sana başını dayadın ağladın da ağladın.. ah be çocuk.. senin sorunun ne sigara ne rakı ne de duvar.. ya şu an pikapta çalan ya da şu an kapını çalmayan.. ** y.a

Sevgili

* kandırdı kalem beni ben değil o yazdı beni.. * dün, köpüklü sular ayağıma değinceye kadar yaklaştım denize.. değdi de.. tuhaf bir his kapladı içimi.. birden bire, yazmak! dedim.. yazmak içimdekileri dışa vurmak içindi, rahatlamak için.. öyleyse neden kasılıyor ruhum, ben yazdıkça..? ayakkabım su geçirmezmiş.. halt etmiş onu diyen.. kazıklandığımı anladım aylar sonra.. tuhaf bir his kaplıyor içimi köpüklü sular gibi.. anladım ki hiçkimse, ne şairler, yazarlar, büyük ustalar, dehalar, kaçıklar, aşıklar ve en dehşetli kalemşörler.. kimse istediği gibi yazamadı.. hep eksikti bir şeyler.. yüz yıllardır, milyonlarca sevgili içinde gerçek aşkını arayıp duran ucu kırık bir kalem tarafından kandırıldığımı hissediyorum.. yazan mutlu belki, ama kalem değil.. o, tatminsizce aramaya devam ediyor sevgiliyi.. bir dalga daha paçalarımı ıslattığında, yazdığım onlarca öykü, şiirimsi, kekremsi tadı olan tüm yazılarım bir anda gözümde “hiç” oluverdi.. tuzlu ve soğuk su, usulca geri çekiyor köpüklerini b...

Melek 6

* hastalığı nedeniyle iş başvurusu yaptığı kapılar yüzüne kapanmış.. tabii ki bundan bahsetmese de olurdu fakat daha ilk görüşmede hastalığı kendini ele veriyordu.. herşeyden önce yürüyüş ritmi bozuktu.. iki kişinin kolkola rahatlıkla yürüyebileceği dar bir sokakta, o, sağa sola çarparak ve bir şeyleri devirerek yürüyordu.. trafik ışıkları yeşile döndüğünde, karşılıklı birbirini geçen yayalardan biri olarak onu yanınızdan geçip giderken görseydiniz belki de içinizden ; “ zavallı kadın yardıma ihtiyacı var..” derdiniz.. kimileri de o yaya kendisine çarptığında daha farklı düşünür.. * aslında tek sorun bedensel dengesi.. ayakta sabit ve hareketsiz kalamıyor, mutlaka bir yerlere yaslanması gerekiyordu.. yaslanmak dediysem siz bunu gözünüzde şöyle canlandırın; diyelim ki önünde bir koltuk duruyor ama oturmaması gerekiyor.. koltuğa tüm gövdesiyle eğilerek yaslanıyor (yaslanmak zorunda!), bunu yaparken kafası normalden daha aşağı düşüyor, belinden daha aşağılara yani.. bir süre iki büklüm ...

yamyam

* - bu yazı, efendice traşlanıp, kötü kokularından arınarak buraya geldi.. * yine de midenizde sancı, bulantı ve kusma belirtileri olursa bir doktora görününüz.. çünkü sorun yazıda değil, midenizin normalin üzerinde hassas olmasında.. aksi durumlar ise bana göre her zaman olağandır.. bu yüzden kendinizden utanmayınız.. çünkü siz, yani biz, özünde ehlileştirilmiş birer yamyamız.. çünkü yamyamlar utanç nedir bilmezler; ve bu doğrudur.. fakat sonradan tek bir doğrunun içine birçok yalan kattılar.. ne de olsa yamyamdan herşey beklenir, önüne ne konsa yer, ne bulursa onu da yer, elinizdekine göz koyar, kırıntılara saldırır, ağaç kabuklarını kemirir.. devam ettiler eklemeye, kendi içlerinde yatan kimi bastırılmış, kimi çoktan açığa çıkmış türlü türlü huyları; yamyam hırsızdır, katildir, namus düşmanıdır, ahlâktan yoksun, hayvan gibi soluyan, insan olmayan, insana düşman.. ve daha birçok şey.. oysa yamyam sadece ; utanç nedir bilmeyen etcil bir hayvan, bizim gibi.. * ön birkaç söz; rüyalarımı...

Cam Kırıkları

* rüzgâr, pencereyi açmasını iyi bilir.. lâkin tarzı hoş değildir.. * ve kırık cam seslerine uyanır bir gece.. * hint fakiri değil ki yürümeyi bilsin kıymık üstünde.. hâtıralar soğuk, keskin birer cam parçası.. her adımda etine yapışır canı yanar.. eğilip perdeyi sonra kırıkları toplar halıdan tabanından.. acı bir esintidir yüzüne çarpan pencereyi kapar.. yatağına dönerken geçmişinden gözle görülmeyen hatırda ve yerde kalan ne varsa son birkaç kırık cam gibi ayağına batan anılardır yakasını bırakmayan.. ** y.a

Melek 5

* ne olur beni dinle, gözlerinle.. biri vardı, yıllar öncesinden mi desem, henüz varılmamış bir çağın yaşanmamış anlarından mı bilmem, sen karar ver, biri vardı işte.. ne yazacak kalemi, ne kağıdı vardı.. dili de yoktu.. dilsizdi.. yaşadığı toplum onu hep hor gördü bu yüzden.. - insan derdini anlatamaz mı canım! - lâl olsa da yazamaz mı, yazamıyorsa bile el kol hareketleriyle anlatamaz mı canım benim! - yok yoook.. bu başka.. hani dili olsa dahi sus pus dururdu karşımda.. bakardı öyle.. bak, bak da ne diyor o güzel gözlerin canım benim! sevdiği kıza da açılamadı bu yüzden.. hoş.. açılsa ne olacak.. kız kabul mu edecek.. dilsiz, bedeni dilsiz bunun.. ne eli oynar, ne kaşı, ne de gözü.. heykel gibi adam işte.. ama ona dokunan bilir, öyle beton gibi de değil teni, yumuşacık hamur gibi.. sıktığın yerde kalır izi.. * bir gün, aşık olduğu kız, kaçtı bir şaire.. halkın çok sevdiği bir şair.. şiirleriyle genç kızları büyüler, onları ağlatır, avutur.. zevk alemine daldırır.. dinletilerinin biri...

Mavi Gece

* baştan çıkarır beni gökyüzünü çalan mavi gece.. yıldızları toplar koynuna girerim gizlice.. et rengi dudaklar öpülmeden kararır düşlerim kayar elimden yıldızlar.. ödeşir insafsızca uyanık arsız iki hırsız ben ve mavi gece.. ** y.a

Yenilgi

- güçlü olan kazanır, zayıf olanın ise kaybedecek bir şeyi yoktur. öyleyse bu kimin zaferi ? * kendime acımadığımdan olsa gerek, zavallı görünen hiçbir şeye acımam.. ama güçlüye acırım, kendime acımadığım kadar.. masumiyete de acımam, ama zalime acırım.. saf olana değil, kirliye acırım bir de.. şimdi, zalim, güçlü ve kirli bir adam var karşımda, masum ise zavallı ve tüm saflığıyla durmakta hemen yanı başında.. zalim güçlü, masum ise saf.. o kadar saf ki zavallı olduğunun bile farkında değil. . tartışmaya başlarlar.. daha çok zalim konuşur, masum ve saf olanı bastırır, ezer, hırpalar, itip kakar, sıkıştırır elleriyle, mimik hareketleriyle, ağzından çıkan tükürüklü sözleriyle boğar zavallıyı. . saf adam yutkunarak, başını eğerek dinler, kabullenmiş görünür her şeyi, yenilgiyi.. güçlü ve kirli adam tüm hıncını aldıktan sonra sakinleşir, hırsı mum alevi gibi önce titrer, sonra zayıflayıp söner. bir iki kez omzundan dürter zavallıyı, çenesinin altından tutup başını kaldırır, devrilmiş gözle...

Şiir

* ve kalıbından utanır şiirin derdini anlatamadığı için.. ** y.a

Çıkmaz Sokak

Resim
- türünün güzeli, tehlikelisi, dolandırıcısı, korkağı ve korkusuzu.. * bir gece yarısı, sevgilisinin tatlı sözlerine kanarak evinden kaçan genç bir kız, hapishanede karanlık hücresinden firar eden azılı bir mahkum, bankaların içini bir gecede boşaltıp sahte pasaportuyla yurt dışına çıkmak üzere olan bir dolandırıcı, hayati önem taşıyan ameliyatına dakikalar kala ölüm korkusuyla hastanedeki yatağını gizlice terk eden bir hasta, ve hayvanat bahçesindeki kafesinden kaçan siyah jaguarın yolları bir sokakta kesişir.. mozart - summer overture (requiem for a dream) * kaçak insanlar ilk kaçış nedenlerini unutarak, jaguarı görür görmez korkuyla kaçmaya başlarlar.. başka bir karanlık sokağa girerler, güvendedirler.. biraz soluklanıp yaşadıkları korku ve panikten kurtulmaya çalışırlar.. yıllarca kadın tenine eli değmemiş mahkum, canavardan kurtulduklarına emin olunca, gözlerini hıçkırarak ağlamakta olan kıza çevirir.. elbiselerini soyarcasına baştan ayağa süzer, burun delikleri genişler, soluklar...