büyücü
*
bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, duyduğu her şeye inanan bir prens varmış..
ama bir tek inanmadıkları prensesler, adalar ve tanrıymış.. babası kral, ona bu şeylerin varolmadığını söylermiş.. babasının diyarında prensesler, adalar ve tanrı’nın varlığını gösteren bir işaret olmadığı için, genç prens babasının dediğine inanırmış..
günlerden bir gün, prens saraydan kaçmış, komşu ülkeye gitmiş.. orada kıyıdan uzak adaların üzerinde adını koymaya cesaret edemediği baştan çıkarıcı yaratıklar görüp şaşırmış, bir tekne ararken, iki dirhem bir çekirdek bir adam kıyı boyunca ilerleyip yanına gelmiş..
“bu adalar gerçek mi?” diye sormuş genç prens..
“tabii ki gerçek..” diye yanıtlamış iyi giyimli adam..
“ya bu garip ve baştan çıkarıcı yaratıklar?”
“hepsi de gerçek birer prenses..”
“öyleyse tanrı vardır” diye haykırmış prens..
“ben tanrıyım” diye yanıtlamış iyi giyimli adam, başıyla hafifçe selamlayarak..
genç prens hemen yurduna dönmüş..
“işte geri döndün!” demiş babası kral..
“adalar gördüm, prensesler gördüm, tanrıyı gördüm” demiş genç prens biraz kınamayla..
kral bundan etkilenmemiş..
“gerçek adalar, gerçek prensesler, gerçek tanrı yoktur..”
“ama gözlerimle gördüm..”
“tanrı nasıl giyinmişti?”
“tanrı iki dirhem bir çekirdekti..”
elbiselerinin kollarını sıvamış mıydı?”
prens sıvalı olduklarını anımsamış.. kral da gülümsemiş..
“sihirbazın üniforması bu.. oyuna geldin..
bunun üzerine, prens tekrar komşu ülkeye gitmiş ve aynı kıyıda karaya ayak basmış, bir kez daha iyi giyimli adamla karşılaşmış..
“babam kral bana kim olduğunuzu söyledi” diye açıklamış
genç prens hoşgörüyle..
“beni bir kez aldattınız, bir daha size kanmayacağım.. bu adaların gerçek adalar, bu prenseslerin gerçek prensesler olmadıklarını biliyorum, çünkü siz bir sihirbazsınız..”
kıyıdaki adam sakin sakin gülümsemiş..
“seni aldatan ben değilim oğlum.. babanın diyarında birçok ada, birçok prenses var.. ama baban seni büyüsü altına almış, hiçbirini göremiyorsun..”
prens düşünceler içinde ülkesine dönmüş.. babasını görünce, dosdoğru gözlerinin içine bakmış..
“baba, sizin gerçek bir kral değil, sadece bir sihirbaz olduğunuz doğru mu?”
“doğru oğlum.. ben yalnızca bir sihirbazım..”
öyleyse kıyıdaki adam tanrıydı..”
kıyıdaki adam da başka bir sihirbazdır..”
asıl gerçeği öğrenmem gerek, sihrin ötesindeki gerçeği
“sihrin ötesinde bir gerçek yoktur” demiş kral..
prensin içini hüzün kaplamış..
“kendimi öldüreceğim” demiş..
kral, sihir yaparak ölümü göstermiş..
ölüm kapının eşiğinde durup prense kendisini izlemesini işaret etmiş..
prensin tüyleri diken diken olmuş.. harika adaları, harika ama gerçekdışı adaları, gerçek dışı prensesleri, gerçek dışı ama harika prensesleri anımsamış..
“peki” demiş,
“görüyorum ki buna katlanılabilir..”
“gördün mü oğlum” demiş kral,
“sen de sihirbaz oluyorsun..”
john fowles - the magus
bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, duyduğu her şeye inanan bir prens varmış..
ama bir tek inanmadıkları prensesler, adalar ve tanrıymış.. babası kral, ona bu şeylerin varolmadığını söylermiş.. babasının diyarında prensesler, adalar ve tanrı’nın varlığını gösteren bir işaret olmadığı için, genç prens babasının dediğine inanırmış..
günlerden bir gün, prens saraydan kaçmış, komşu ülkeye gitmiş.. orada kıyıdan uzak adaların üzerinde adını koymaya cesaret edemediği baştan çıkarıcı yaratıklar görüp şaşırmış, bir tekne ararken, iki dirhem bir çekirdek bir adam kıyı boyunca ilerleyip yanına gelmiş..
“bu adalar gerçek mi?” diye sormuş genç prens..
“tabii ki gerçek..” diye yanıtlamış iyi giyimli adam..
“ya bu garip ve baştan çıkarıcı yaratıklar?”
“hepsi de gerçek birer prenses..”
“öyleyse tanrı vardır” diye haykırmış prens..
“ben tanrıyım” diye yanıtlamış iyi giyimli adam, başıyla hafifçe selamlayarak..
genç prens hemen yurduna dönmüş..
“işte geri döndün!” demiş babası kral..
“adalar gördüm, prensesler gördüm, tanrıyı gördüm” demiş genç prens biraz kınamayla..
kral bundan etkilenmemiş..
“gerçek adalar, gerçek prensesler, gerçek tanrı yoktur..”
“ama gözlerimle gördüm..”
“tanrı nasıl giyinmişti?”
“tanrı iki dirhem bir çekirdekti..”
elbiselerinin kollarını sıvamış mıydı?”
prens sıvalı olduklarını anımsamış.. kral da gülümsemiş..
“sihirbazın üniforması bu.. oyuna geldin..
bunun üzerine, prens tekrar komşu ülkeye gitmiş ve aynı kıyıda karaya ayak basmış, bir kez daha iyi giyimli adamla karşılaşmış..
“babam kral bana kim olduğunuzu söyledi” diye açıklamış
genç prens hoşgörüyle..
“beni bir kez aldattınız, bir daha size kanmayacağım.. bu adaların gerçek adalar, bu prenseslerin gerçek prensesler olmadıklarını biliyorum, çünkü siz bir sihirbazsınız..”
kıyıdaki adam sakin sakin gülümsemiş..
“seni aldatan ben değilim oğlum.. babanın diyarında birçok ada, birçok prenses var.. ama baban seni büyüsü altına almış, hiçbirini göremiyorsun..”
prens düşünceler içinde ülkesine dönmüş.. babasını görünce, dosdoğru gözlerinin içine bakmış..
“baba, sizin gerçek bir kral değil, sadece bir sihirbaz olduğunuz doğru mu?”
“doğru oğlum.. ben yalnızca bir sihirbazım..”
öyleyse kıyıdaki adam tanrıydı..”
kıyıdaki adam da başka bir sihirbazdır..”
asıl gerçeği öğrenmem gerek, sihrin ötesindeki gerçeği
“sihrin ötesinde bir gerçek yoktur” demiş kral..
prensin içini hüzün kaplamış..
“kendimi öldüreceğim” demiş..
kral, sihir yaparak ölümü göstermiş..
ölüm kapının eşiğinde durup prense kendisini izlemesini işaret etmiş..
prensin tüyleri diken diken olmuş.. harika adaları, harika ama gerçekdışı adaları, gerçek dışı prensesleri, gerçek dışı ama harika prensesleri anımsamış..
“peki” demiş,
“görüyorum ki buna katlanılabilir..”
“gördün mü oğlum” demiş kral,
“sen de sihirbaz oluyorsun..”
john fowles - the magus
Yorumlar
Hastanede karşımda Onu gördüğümde yine aynı hisleri duydum haftasonu Antalya'da:tutkulu ama imkansız!
Büyücü'nün son cümlesi benden sana son defasında bir hediye olsun:
''cras amet qui numquam amavit
quique amavit cras amet''
**Asla sevmeyen yarın sevecek
Seven de yarın sevecek.
Sevgiyle kal...