özgürlük

- özgürlüğü en iyi kelebek bilir.. onun da anlatmaya ömrü yetmez..

*

“vakit geldi.. herşey buraya kadarmış..”

hakimin kalemi kırdığı günden bu yana yaşadıkları yeniden gözünün önünden geçti..

otuz saniye de,

hücrede geçen otuz yılı geriye sararak..

idam cezasından daha ağır olan,

o günü otuz yıl boyunca beklemek..

güneşi olmayan bir hücrede geçen yılları, yazdıklarını yine kendisi okuyarak harcamıştı..

yığınlar halinde istiflenmiş kağıtların altından ilk yazdığı yazıyı bulup çıkardı ;

“ nisan 19, 1974

haksızlık bu! elime bulaşan kan yüzünden beni idama mahkum ettiler.. temyiz yolu da kapandı.. avukatımın söylediğine göre önümüzdeki on gün içinde her an idam edebilirler beni..”

devamını okumayı bıraktı..

küçük penceresinden içeri sızan aydınlığın çizdiği yolda havada dolaşan milyonlarca toz zerreciğini izledi..

“ belki sizden biri olurum bu sabah.. kim bilir..” dedi mırıldanarak..

gözlerini kapatıp tombala çeker gibi kağıtların arasından bir tane daha çekti ;

“ nisan 19, 1990

bugün idamını bekleyen mahkumun onaltıncı yılı.. dışarıda neler oluyor bilmiyorum.. geçen süre içinde üç avukat değiştirdim.. değiştirdim dediğim, ilk avukatım bir trafik kazası geçirmiş ve meslekten malulen emekli olmuştu.. ikincisi onun tavsiye ettiği başarılı biri.. o da evlendikten sonra karısının yakın bir dostuna dosyamı vermiş.. okumuş ilgilenmiş, daha başarılı bir avukatmış vesaire.. kendisiyle henüz tanışmadım.. onu da bekliyorum.. zaten bir yerlere gittiğim yok.. bu haksızlığın yıldönümünde ona da aynı şeyleri söyleyeceğim..

suçlu değilim, ben kimseyi öldürmedim.. “

*

acı bir gülümseme yayıldı yüzüne ve yeniden aydınlıkta toz zerreciklerini izledi..

torbalara doldurulmuş yazılarına baktı..

yatağına..

yaşlı ellerine..

yatağının altına sıkıştırdığı son temiz kağıdı çıkardı..

ve son sözlerini yazdı…

“ nisan 19, 2006

ışık, demir kafesin aralığından hücreme sızarken otuz yıl boyunca beni yalnız bırakmayan milyonlarca toz zerreciğine sonsuz minnettarım..

elbette sevgili dostum, sana da..

elisa..

beni hiç yalnız bırakmadın..

seni herşeyden çok sevdim..

otuz yıl sonra ne hissettiğimi sorarsan, mutluluk derdim.. kendimi çok huzurlu ve mutlu hissediyorum.. çünkü pişman olduğum hiçbir şey yapmadım.. şu son saatlerimde son kez söylüyorum belki de.. ama sadece sen dinle elisa, ben kimseyi öldürmedim..

yine de sevgili,

senin için,

ve benim için son kez yalvarıyorum tanrıya..

şimdi bir randevum var, gitmek zorundayım..

benim için hazırlanan şu sehpa,
devrildikten hemen sonra..
ömrümü benim adıma harcayanlarla
bir hesaplaşmam olacak..

ben kimseyi öldürmedim,
kendimden başka.. “

*

gardiyanlar demir kapının önünde durdu..

kilit üç değişik yerden ağır ağır açıldı.. önce gardiyanlar girdi..

ardından takım elbiseli birkaç adam..

“ sizi almaya geldik..”

“hazırım..” dedi ve son yazısını katlayıp cebine koydu..
otuz yılını, toz zerreleriyle dolu anılarını orada bırakıp hücresinden çıktı..

cezaevinin kapısına kadar eşlik ettiler.. bir görevli elinde taşıdığı torbaları teslim etti..

bir yanlış anlaşılma otuz yılına malolmuştu..

kafasını kaldırıp parçalanmış bulutları izledi,
paramparça olmuş yılları..

yıllarca penceresinden hücresine dolan ve onu hiç yalnız bırakmayan ışığın kaynağı orada, gökyüzünde asılı duruyordu işte..

elisa arabadan indi..

yaşlanmıştı..

geçen otuz yıl ondan herşeyi almış gibiydi, gözlerindeki parıltı dışında..

onu gördüğü anda, ayaklarındaki titremenin nedenini daha iyi anladı yaşlı adam..

elini cebine götürüp yazdığı son kağıda dokundu,

son sözlerine..

elini cebinden çıkarıp, otuz yıldır ayrı kaldığı kadını sımsıkı kucakladı..

artık özgürdüler..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta