dilenci
*
- geç dalganı ablacım!
- kim ! ben mi ? asıl sen dalga geçiyorsun benimle! şuna bak! beğenmiyor bir de verdiğim parayı terbiyesiz!
- para güzel de..
- eee !
- burada geçmez yani..
- nasıl geçmez! o parayla berlinde bira içiyorum ben.. hem de sürahi gibi kocaman bardakta!
- tamam da burada içemezsin işte.. sen iyisi mi bir ekmek parası ver yeter ablacım.. zaten bira içmem pek..
- kırk yılın başı bir iyilik yapalım dedik şu hale bak! elin ayağında sapasağlam! utanmıyor musun dilenmeye! kocaman delikanlısın!
- abla utanıyorum da ne yaparsın.. çaresizlik..
- çaresizlikmiş! iş istedin de vermediler mi oğlum sana!
- verdiler tabi..
- eeee!
- eesi, sadece elime verdiler abla..iş yani..
- başka ne istiyordun aç adam! allah gözünü doyursun!
- para vermediler demek istiyorum. ay sonu gelince “ -para yok sana..” dediler.
- işini iyi yapsaydın canım sende aa!
- bende kızdım kendime.. tahsin! dedim.. ulan neye elini atsan batak çıkıyor! dedim.. bana ne dedilerse yaptım, fazla fazla mal çıkardım, en hızlı ben paketledim, en çok ben yükledim..
- ne işiymiş bu?
- meyve suyu işi yapıyorduk.. ben şeftaliyi çekirdeklerinden ayırıyor bir güzel eziyor, suyunu çıkartıp kutuya dolduruyordum.. sonra da kasalara yerleştirip kamyona.. ya abla yaptık bişeyler işte töbe töbe!
- aaa! ne rezil dilenciymişsin sen böyle! yetinmesini de bilmiyorsun! şükret haline mendebur herif!
kadının sesi sokağın gürültüsünü bastırıyordu.. sürekli bağırarak konuşuyordu.. tepeden konuştukça ağzından sesten başka şeylerin de çıktığını dilenci dışında kimse bilemezdi o an..
homurdanıp durdu.. önce dilencinin yanından ayrıldı.. sonra geri dönüp bağırarak birkaç şey daha söyledi.. bu arada dilenci de yüzüne kadından saçılanları mendiliyle temizlemekle meşguldü..
şemsiyesiyle omuzunu dürtüp durdu adamın.. dilenci, kadının her sözünü bir derviş edasıyla dinliyor gibiydi.. ama pek de huşu içerisinde görünmüyordu..
sürekli başı öne eğilip kalkıyordu..
sonunda… Nihayet, kadın gitti..
- güvercinden serçeye.. güvercinden serçeye..
kafasını ceketinin iç cebine yaklaştırıp sesi açtı ;
- serçe dinlemede tamam..
- koza ne durumda ?
- koza ?
- koza ne durumda serçe cevap ver?
- anlaşıldı tamam..
ceketinin içine gömdüğü kafasını tekrar kaldırıp yolun karşısına baktı.. yaşlı bir kadın güvercinlere yem atıyor, iki çocuk kağıt helva için kavga ediyor, anneleri de vitrinlere yapıştırılmış etiketleri inceliyordu..
hayat her zamanki gibi sıradandı..
gözlerini ellerine devirdi.. koca telsizi gizlediği yerden çıkarmış öylece ellerinin arasında tutuyordu.. sokağın öteki ucunda mesaisinde olan başka bir dilenci şaşkın gözlerle onu izliyordu..
kendini çırılçıplak hissetti.. yolun karşısını izlerken aklı çoktan başka yerlere gitmişti..
bir de şu kadın! sesi kulaklarında çınlıyordu hâlâ..
davul zurnalarla düğünü olduğu gün gelinin yüzünü görebilmişti.. Bu kadın da tıpkı ona benziyordu işte..
boşuna kaçmamıştı evinden, köyünden..
kaşı gözü, konuşmaları
bitmek bilmeyen bağrışmaları..
o da dürtüp dururdu tahsini şemsiye yerine oklavayla..
sesler kulağında çınlamaya devam etti..
- güvercinden serçeye.. güvercinden serçeye..
onu uyandıran şey telsiz değildi.. karşı kaldırımda güvercinlerden bir tanesi havalanmış üstünden geçip giderken telsizine cıvık bir işaret bırakmıştı..
- allah belanı vermesin senin..
ceketiyle telsizi temizleyip tekrar iç cebine soktu. Kafasını da sokup düğmeye bastı ;
- serçe dinlemede tamam..
- hep dinleme ! birazda cevap ver tamam!
- koza delinmiş.. tamam..
- anlaşılmadı! tamam..
- koza delinmiş.. tamam..
- anlaşılmadı serçe! nasıl delinir! tamam..
bundan sonraki konuşmaları dinlemesine gerek yoktu.. telsizin sesini kapatıp yerinden kalktı.. uyuşmuş bacaklarını açmak için birkaç kez ileri geri salladı..silkelendi..
ondokuz mayıs hareketleri yaparak kollarını ve belini esnetti..
- şu kadınlar.. diye mırıldandı..
"koza delinmiş.. kurtçuk kelebek olup uçmuş.. bu gidişle teşkilatta seni uçuracak tahsin.."
topallayarak geldiği sokaktan yürüyerek ayrıldı.. köşeyi dönüp onu şaşkınlıkla izleyen dilencinin yanından geçerken kadının attığı yabancı madeni parayı dilenciye uzattı..
-allah razı olsun! allah ne muradın varsa versin abi!
bıyıklarını dişleyip acı acı gülümsedi ;
- şunu niye daha önce yapmadım..
**
y.a
- geç dalganı ablacım!
- kim ! ben mi ? asıl sen dalga geçiyorsun benimle! şuna bak! beğenmiyor bir de verdiğim parayı terbiyesiz!
- para güzel de..
- eee !
- burada geçmez yani..
- nasıl geçmez! o parayla berlinde bira içiyorum ben.. hem de sürahi gibi kocaman bardakta!
- tamam da burada içemezsin işte.. sen iyisi mi bir ekmek parası ver yeter ablacım.. zaten bira içmem pek..
- kırk yılın başı bir iyilik yapalım dedik şu hale bak! elin ayağında sapasağlam! utanmıyor musun dilenmeye! kocaman delikanlısın!
- abla utanıyorum da ne yaparsın.. çaresizlik..
- çaresizlikmiş! iş istedin de vermediler mi oğlum sana!
- verdiler tabi..
- eeee!
- eesi, sadece elime verdiler abla..iş yani..
- başka ne istiyordun aç adam! allah gözünü doyursun!
- para vermediler demek istiyorum. ay sonu gelince “ -para yok sana..” dediler.
- işini iyi yapsaydın canım sende aa!
- bende kızdım kendime.. tahsin! dedim.. ulan neye elini atsan batak çıkıyor! dedim.. bana ne dedilerse yaptım, fazla fazla mal çıkardım, en hızlı ben paketledim, en çok ben yükledim..
- ne işiymiş bu?
- meyve suyu işi yapıyorduk.. ben şeftaliyi çekirdeklerinden ayırıyor bir güzel eziyor, suyunu çıkartıp kutuya dolduruyordum.. sonra da kasalara yerleştirip kamyona.. ya abla yaptık bişeyler işte töbe töbe!
- aaa! ne rezil dilenciymişsin sen böyle! yetinmesini de bilmiyorsun! şükret haline mendebur herif!
kadının sesi sokağın gürültüsünü bastırıyordu.. sürekli bağırarak konuşuyordu.. tepeden konuştukça ağzından sesten başka şeylerin de çıktığını dilenci dışında kimse bilemezdi o an..
homurdanıp durdu.. önce dilencinin yanından ayrıldı.. sonra geri dönüp bağırarak birkaç şey daha söyledi.. bu arada dilenci de yüzüne kadından saçılanları mendiliyle temizlemekle meşguldü..
şemsiyesiyle omuzunu dürtüp durdu adamın.. dilenci, kadının her sözünü bir derviş edasıyla dinliyor gibiydi.. ama pek de huşu içerisinde görünmüyordu..
sürekli başı öne eğilip kalkıyordu..
sonunda… Nihayet, kadın gitti..
- güvercinden serçeye.. güvercinden serçeye..
kafasını ceketinin iç cebine yaklaştırıp sesi açtı ;
- serçe dinlemede tamam..
- koza ne durumda ?
- koza ?
- koza ne durumda serçe cevap ver?
- anlaşıldı tamam..
ceketinin içine gömdüğü kafasını tekrar kaldırıp yolun karşısına baktı.. yaşlı bir kadın güvercinlere yem atıyor, iki çocuk kağıt helva için kavga ediyor, anneleri de vitrinlere yapıştırılmış etiketleri inceliyordu..
hayat her zamanki gibi sıradandı..
gözlerini ellerine devirdi.. koca telsizi gizlediği yerden çıkarmış öylece ellerinin arasında tutuyordu.. sokağın öteki ucunda mesaisinde olan başka bir dilenci şaşkın gözlerle onu izliyordu..
kendini çırılçıplak hissetti.. yolun karşısını izlerken aklı çoktan başka yerlere gitmişti..
bir de şu kadın! sesi kulaklarında çınlıyordu hâlâ..
davul zurnalarla düğünü olduğu gün gelinin yüzünü görebilmişti.. Bu kadın da tıpkı ona benziyordu işte..
boşuna kaçmamıştı evinden, köyünden..
kaşı gözü, konuşmaları
bitmek bilmeyen bağrışmaları..
o da dürtüp dururdu tahsini şemsiye yerine oklavayla..
sesler kulağında çınlamaya devam etti..
- güvercinden serçeye.. güvercinden serçeye..
onu uyandıran şey telsiz değildi.. karşı kaldırımda güvercinlerden bir tanesi havalanmış üstünden geçip giderken telsizine cıvık bir işaret bırakmıştı..
- allah belanı vermesin senin..
ceketiyle telsizi temizleyip tekrar iç cebine soktu. Kafasını da sokup düğmeye bastı ;
- serçe dinlemede tamam..
- hep dinleme ! birazda cevap ver tamam!
- koza delinmiş.. tamam..
- anlaşılmadı! tamam..
- koza delinmiş.. tamam..
- anlaşılmadı serçe! nasıl delinir! tamam..
bundan sonraki konuşmaları dinlemesine gerek yoktu.. telsizin sesini kapatıp yerinden kalktı.. uyuşmuş bacaklarını açmak için birkaç kez ileri geri salladı..silkelendi..
ondokuz mayıs hareketleri yaparak kollarını ve belini esnetti..
- şu kadınlar.. diye mırıldandı..
"koza delinmiş.. kurtçuk kelebek olup uçmuş.. bu gidişle teşkilatta seni uçuracak tahsin.."
topallayarak geldiği sokaktan yürüyerek ayrıldı.. köşeyi dönüp onu şaşkınlıkla izleyen dilencinin yanından geçerken kadının attığı yabancı madeni parayı dilenciye uzattı..
-allah razı olsun! allah ne muradın varsa versin abi!
bıyıklarını dişleyip acı acı gülümsedi ;
- şunu niye daha önce yapmadım..
**
y.a
Yorumlar