ruhun anladığı dil 2

*

“tövbesini bozan kaç insan tanıyorsunuz ?”


özel

çok özel bir hastane..

“yaşamak istediğiniz her türlü buhranı burada gönül rahatlığıyla(!) yaşayabilirsiniz.. “

“geçenlerde özel bir hastamızı taburcu etmiştik.. beş gün kadar oluyor.. buraya geldiğinde, çok sıkıldığını, artık hayattan hiç zevk almadığını, yapmayı istediği hiçbir şeyin kalmadığını söyledi.. biz kendisini, ailesini, arkadaşlarını, iş bağlantılarını, kısacası herşeyini bir ay boyunca detaylı bir şekilde uzman kadromuzla araştırdık..

şartların uygun olduğunu tespit ettik.. gerekli düzenlemeleri de yaptıktan sonra, kayıt işlemlerini gerçekleştirdik.. "

- ismi nedir hastanızın ?

“ sizin de bildiğiniz gibi buraya çok önemli insanlar gelmekte.. hastalarımız kamuoyu tarafından yakından takip edilen, çok iyi tanınan isimlerden oluşuyor.. içlerinde emekli bürokratlar, ünlü sanatçılar, yazarlar, ve kendi alanlarında marka olmuş kişiler bulunmaktadır.. bu nedenle..”

- isim veremezsiniz..

" hah hahh..! evet maalesef üzgünüm.. "

- devam edin lütfen..

“ buradaki ilk gününde, daha önceden tamamlamış olduğumuz sağlık kontrollerini yeniden gözden geçirdik.. 96 kiloydu.. eh! kilolarıyla da başı biraz dertteydi.. bunu bile dert etmiyordu.. bizim görevimiz onu dertlendirmek, ama ne yazık ki o en üst düzeyde bir tedaviyi seçti.. “

- ne tür bir tedavi ?

“ tedavi belki uygun bir kelime olmaz.. programımızda yer alan –kırmızı tabut- dediğimiz bir bölüm var.. bu, yılda sadece bir kez, bir kişi için uyguladığımız bir programdır..”

- lütfen biraz daha açar mısınız ?

“bu programı seçen kişinin hayatta yaşamadığı hiçbir zevk kalmamış olmalı.. bu nedenle herşeyden önce, herşeyi yapabilecek kadar varlıklı birisi olmalı.. biliyorsunuz günümüzde paranın açamadığı kapı yoktur.. tıpkı burası gibi..

bu hastamız kırmızı tabut programı için yaklaşık dört yıldır sırada bekliyordu.. bunu yılda bir kez uyguluyor olmamızın nedeni de; sırada olan diğer hastaların bekledikleri süre içerisinde, fikirlerini değiştirebilme olasılığı..

belki bir şeyler olur da vazgeçerler diye düşünüyoruz..”

- bu hastanız değiştirmemiş!

“ maalesef..”

- neden maalesef.. kötü bir şey mi ?

“ biz hiçbir hastamızı gerçek manada kaybetmek istemeyiz.. “

- anlamadım!

“ kırmızı tabut tedavisinin sonuç vermesi için kişinin kaybetmesi gerekiyor”

- ne tür bir kayıptan söz ediyoruz burada ?

“ ölüm bayım.. ölümün ne zaman nasıl geleceğini bilemiyoruz değil mi ? biz hastamızın kendi isteğiyle, onu bekleyen ölümün sürecini belirliyor, gününü tayin ediyoruz.. programa kayıt olduğu günden itibaren bu süreç işlemeye başlıyor.. “

not almayı bıraktım..

aklıma eski karım gelmişti..

ne tür bir oyun bu?

daha önce de röportaj için gittiğim o kasvetli hastanede bir yıl boyunca zorunlu tedaviye almışlardı beni..

içimde en ufak bir tecavüz etme isteği bile yokken zorla aklıma sokmuşlardı.. birinci ayın sonunda, uzman ve yetkili (burada açılım, seksi ve güzel kadın..) bir psikologun nezaretinde beni yeniden kontrol ettiklerinde, kendilerini haklı çıkartacak derecede potansiyel bir tecavüzcü olmuştum..

izlettikleri o görüntüler, dinlediğim sesler, okuduğum yazılar..

sizi temin ederim, hayal dünyam beni bile şaşırtacak kadar geniştir, fantezilerle dolu olan bir adamım..

ama o günlerde bana yaşattıkları..

iliklerime kadar beni sarsan şehveti bir ay boyunca her gün damarlarıma enjekte etmişlerdi sanki.. yerimde olsaydınız, sonuçları almak için gelen uzmana saldırmak için bir an bile tereddüt etmezdiniz..

evet ben de saldırmıştım.. o günden sonra kalan onbir ay boyunca potansiyel tecavüzcü eğilimimi tedavi ettiler..

hastalığı onlar yerleştirmişti,

onlar tedavi ediyordu..

sırası gelmişken “eski karımı”da burada yeniden anıyorum.. “lanet kadın! “


“ dinliyor musunuz ? isterseniz ara verebiliriz.. “

-yo yoo! iyiyim.. sadece şaşkınlık içerisindeyim.. bunlar olağandışı şeyler.. lütfen devam edin..

başhekim bir süre beni gülümseyerek süzdü.. elini beyaz önlüğünün yan cebine götürdü..

bir sigara çıkarmasını umarken, küçük mavi renkli, nane şekeri ikram etti.. istediğim bu değildi, kötü bir sihirbazdı..

gözlerime bir çocuğa bakar gibi bakıyordu.. tepeden izleniyorum hissine kapıldım..

ya da ben yanılıyorum..

bilemiyorum..

aklım karışıyor bazen affedin.. şu hastane günlerim, görüntüler zihnimde gidip geliyor,

ve evet bazen.. yanılıyor olabilirim.. bunu da öyle kabul ediyorum..

“ hastamız kendi ölümünü kendisi tayin etmek istemişti.. fakat biz infazcı değiliz, hastanemiz de ölüm kimsenin sebep olacağı bir sonuç olamaz.. “

- peki nasıl bir program uyguladınız ?

“ kataloğumuzdan ölümcül hastalıkları gösterip, detaylıca bilgi verdik.. çeşitli alternatifler var, yani şu sıralar herkesin bildiği popüler türden hastalıklar.. “

- aids !

“ hayır onu seçmek istemedi.. ne tür bir hastalık olduğunu bilseydiniz siz de istemezdiniz.. ancak hastalığın adını burada vermemiz hastanın özlük haklarına aykırı.. sadece ölümcül bir hastalığa neden olan virüsleri kendisine enjekte ettiğimizi, ve bu virüslerin kademeli olarak güçlendirildiğini söyleyebilirim..”

- bu çok korkunç! nasıl yaparsınız böyle bir şeyi..

“ bu tamamen hastanın kendi rızasıyla olan bir komplikasyon..“

alnımda iri ter taneleri oluşmaya başlamıştı.. korkularımı bir türlü atamıyordum.. neden böyle abuk sabuk yerleri bulur ve onları yazarım bilmiyorum.. belki de beni çeken bir şeyler var..

yine de bunun bedeli, daha öncede olduğu gibi, bir yıl potansiyel tecavüzcü teşhisiyle, bir suçlu gibi yatmam olmamalıydı..

taşlasınlar beni, yargılasınlar, toplumdışı ilan etsinler.. kabul ediyorum hepsini ama şimdi böylesine acayip bir yerde, kendi elleriyle imzaladığı ölümünü bekleyen bir yazar olmak istemezdim doğrusu..

“ sizi çok iyi tanıyoruz arif Bey.. saygın bir yazarsınız.. yazılarınızı düzenli olarak takip eden birçok hastamız var burada.. fakat geçen yıl yoktunuz sanırım, yazılarınızı okuyamadık.. hastalarımız gibi bizde çok merak ediyorduk o dönemlerde sizi.. “

- eee şey, biraz köşeme çekilmek, yazılara ara vermek , gözden uzak olmak istemiştim..

“ yazılarınızda size verdiğimiz bilgiler dışında abartılı bir şeyler olmayacağına yürekten inanıyoruz!”

burnuma tehdit kokuları geliyordu..

- sizi temin ederim söylediklerinizden bir kelime fazlasını yazmayı düşünmüyorum..

yazar mıyım hiç!

sonuçlarını düşündükçe.. tanrım..! koluma şırıngayla yolculuk yapan o iğrenç yaratıkları düşününce..

“ her neyse, uyguladığımız program üç ay sürdü.. hastalığın her evresini titizlikle izledik.. ilerleme süreci biraz sancılı oluyordu.. bu tür ölümcül hastalıklar gerçekten de çok ağırdır.. ağrıları dindirecek çok etkili ilaçlarımız var.. doktorlarımızın geliştirdiği özel serumlarda veriliyor hastaya.. bu sayede acıyı minimum düzeyde tutmayı başardık..”

- peki ya hasta bu programdan pişman olursa, vazgeçmek isterse..

“ ilk iki ay bizim için çok önemli.. zaten kendisine düzenli olarak geçirdiği evreleri anlatıyor ve bu işten vazgeçmesi için terapiler yapıyoruz.. ancak bahsi geçen hastamız tüm terapilere olumsuz tepki verdi.. “

- anlıyorum..

“anlamıyorsunuz arif bey! “

- anlamadım ?

“ işte şimdi doğru söylediniz.”

kesin bir karar almıştım o anda!

bir daha asla böyle saçma sapan şeyleri araştırıp, yazılarımın konusu yapmayacaktım.. doktorun gözlerinde alevli, çılgın, çakır bir renk vardı.. gözlerini benden ayırmadığı gibi, konuşurken neredeyse çenesi bile kıpırdamıyordu..

vesikalık bir resimle konuşuyordum sanki.. sinirlerimin bozulduğunu hissettim, fakat; - az kaldı arif.. bitiyor işte! dayan! diyordum içimden..


- hastanın taburcu olduğunu söylemiştiniz..

“evet”

- fakat ölümcül bir hastalığı vücuduna yayarak, sonra nasıl taburcu ediyorsunuz ?

“ bizi yeterince iyi dinlediğinizi sanmıyorum arif Bey.. “

..

aklınızı birilerinin okuyor olmaması ne güzeldir..

“ – seni otoriter sesli buzdan heykel! güneşi üstüne kazan kazan boşaltmak isterdim.. insan müsveddesi! dilerim bir gün o virüsler damarlarında nazlı bir bebek gibi büyür ve kendi etinden beslenerek içten içe çürütür bedenini!”

- Sizi can kulağıyla dinliyorum! karışıklığımı bağışlayın, sadece bağlantıyı kuramadım.. “taburcu” kelimesini kullanmıştınız..

“ bu programda taburcu kelimesini seçiyoruz.. başka türlüsü pek yakışık almaz zaten..“

- anlıyorum..

bu odaya gelirken cenaze levazımatçısının odasını ve kapı aralığından duvara dayanmış kırmızı tabutları kısa bir süre için görebilmiştim..

gerçekten anlamıştım şimdi “taburcu” edilmenin ne anlama geldiğini.. "kırmızı tabut" un nasıl bir tedavi olduğunu..

- yazımı yayınlamadan önce sizlerle yeniden paylaşırım.. üzerinden birlikte yeniden geçeriz..

“ seviniriz! “

birkaç dakika sonra kalkacak olan treni kaçırmak üzere olan son durak yolcusu gibi, renk vermeden ağır ağır doğruldum yerimden..

notlarımı, kaseti ve kalemimi çantama yerleştirdim..

kapıda bekleyen iki güvenlik görevlisinin arasından geçtiğim o birkaç saniye içinde; daha önce beni hastaneye (ya da hapishane) nasıl tıktıklarını hayal ettim..

gözlerim kısa metrajlı kabusların sinema salonları gibiydi, perdeler kapansada görüntüler zihnimde oynamaya devam ediyordu..

gergin adımlarım sırtımı terletmişti..

“ - allahım sana söz veriyorum bir daha böyle yazılar, böyle yerler olmayacak! yeter ki bir an önce çıkayım şu lanet yerden!”

binadan çıktığımda ciğerlerime dolan hava, kapıları açık unutulmuş bir cennetten geliyor gibiydi.. yeniden hayata döndüğümü hissettim..

köşeyi dönünceye kadar ağır aksak yürümeye devam ettim..

eminim ki o an beyaz önlüklü azrail beni camdan izliyordu..

birkaç sokak geçtikten sonra trene yetişmek için koşmaya başladım..

kendimi metroya attığımda derin bir nefes aldım.. çantamı açıp notlarımı yeniden okudum..

- hımm..

gerçekten de bu yazı çok ses getirecekti..

gerçekten de çektiğim sıkıntıya değecekti..

birkaç düzenleme ve eklemeden(!) sonra, gazete tirajlarındaki patlamanın banka hesaplarıma etkisi için yine de;

birazcık sabretmeliydim..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta