Tünel
*
göz kapaklarımın hemen arkasında renkler beliriyor.. kırmızı, turuncu, gri, mor ve siyah renkler.. yan yana dizilmiş renkli tüneller beni çağırıyor..
bu yüzden her gece bir tünele davetliyim
bu gece, kırmızı tünel beni baştan çıkarıyor..
bastığım yerler, sağım, solum, tünelin tavanı, heryer kırmızı.. küçük ve ürkek adımlarla tünelde ilerliyorum.. yolculuğum boyunca yer yer koyu, bazen de yumuşak tonlarda kırmızılarla, diğer renklerin kırmızıya karıştığı yerlerle karşılaşıyorum..
tünelin sonunda kırmızı bir sis beliriyor.. ben yaklaştıkça sis açılıyor ve çatısı kırmızı, duvarları, penceresi, perdeleri kırmızı bir ev beliriyor önümde.. etrafı kırmızı çitlerle çevrili, bahçesinde kırmızı gülleri olan evin kırmızı kapısının önünde durup kapıya vuruyorum..
kapıyı, saçları, dudakları kırmızı, gözleri ve yanakları kırmızı, üzerinde tek parça halinde kırmızı ojeli ayaklarına kadar uzanan kırmızı uzun elbisesiyle şifacı kadın açıyor..
gülümsüyor kırmızı dişleriyle.. beni içeri davet ediyor..
salonda kırmızı halının üstünde kırmızı bir kedi kırmızı yumak iplerle oynuyor..
kırmızı koltuklardan birine oturuyorum..
“ne içersin..?” diye soruyor kırmızı kadın..
sade ve şekersiz bir "kahve" istiyorum..
o kahveyi hazırlarken kediyle göz göze geliyorum.. kırmızı gözleriyle doğrudan gözerime bakıyor.. yumağını elime alıp diğer koltuğun üstüne atıyorum fakat kedi yumakla ilgilenmiyor bile.. bana bakmaya devam ediyor..
şirinlik yapmak istediğimde korkunç bir canavara benzediğimi bebekler dışında sanırım bir de şu kırmızı kedi biliyor.. dişlerimi gösteriyorum ona, ellerimi kanca gibi yapıp yüzümü şekilden şekile sokuyorum..
yine de eğlendiremiyorum kediyi.. ya da korkutamıyorum..
o da bana benzer şeyler yapıyor ama öyle pek şirin ve oyunumsu şeyler değil.. tiz bir ses çıkartıp, kırmızı tüylerini dikiyor..
korkudan koltuğa iyice yapışıyorum..
fırlamaya hazır bir yay gibi gerildikçe geriliyor kedi..
tam da yüksek gerilimden ikimizin yayları kopmak üzereyken, şifacı kadının kırmızı bardakta sunduğu kahveyle bu sevimsiz oyun son buluyor..
“ kırmızı! al kızım!”
kadın ona kırmızı oyuncak faresini veriyor.. kedi, fareyi kaptığı gibi oturduğum koltuğun altına saklanıp gözden kayboluyor..
böylece ben de biraz olsun rahatlıyorum..
*
kırmızı kadınla sohbet ediyoruz ;
“neden kırmızı değilsin?”
öyle bir soruyor ki bunu, sanki ;
“cevap vermek zorunda değilsin.. zavallı adam!”
der gibi bakıyor bana.. bakışları, hastalıklı birine acıyarak bakan bir kadının bakışları.. zaten, bu bakışlar yüzünden ben de normal biri olduğumu düşünmüyorum.. bir suçlu gibi kahvemi iki elimin arasına alıp sessizce dudaklarıma götürüyorum..
kahvemi içerken o beni izlemeye, gözleriyle acıklı sorular sormaya devam ediyor.. zihnimde ona verebileceğim hiçbir cevabım olmadığını biliyorum..
“ ben kırmızı değilim.. sadece hastayım..”
bana yaklaşıp ellerimi sıkıca tutuyor.. kırmızı ojeli tırnaklarını elimin üstünde gezdiriyor.. tırnak masajı gibi birşey, derimi çiziyor ama rahatlıyorum..
sonra da bana iyileşeceğimi söylüyor..
*
sohbet koyulaşıyor.. koyulaştıkça, ve tırnaklarıyla masaja devam ettikçe fark ediyorum ki yanaklarım kızarmış.. gözlerim, dişlerim ve saçlarım kırmızılaşmış..
iyileştiğimi gören şifacı çok seviniyor.. normal biriyim artık..
şimdi ben de onun gibiyim.
kahvem bittiğinde kıpkırmızı bir adam oluyorum.. beni kapıya uğurluyor.. kapının önüne geldiğimizde kedi saklandığı yerden çıkıp yanıma geliyor, ve kuyruğunu dikip ayaklarıma sürtünüyor..
bu hareketiyle, kırmızı adamı sevdiğini anlıyor çok mutlu oluyorum.. eğilip kucağıma alıyorum kırmızıyı.. tüylerini okşuyorum..
bahçeden çıkarken dönüp bir kez daha bakıyorum kırmızı eve, şifacı kadına, ve kediye.. güllerden bir tanesini koparıp kadına vermek için geri dönüyorum..
parmağıma batan dikeni, acısını ve akan kanı ondan gizleyerek gülü kadına uzatıyorum..
gülümseyerek kabul ediyor.. yanakları daha da kızarıyor..
onları evin önünde öylece bırakıp tünele dönüyorum..
tünele girip göz kapaklarımın önüne kadar geldiğimde, gözlerim yavaş yavaş açılıyor ve beni içeri alıyor..
yeniden evimdeyim..
*
yatağımda doğrulunca parmağımdaki pıhtılaşmış kanı ve yatağın üstünde duran şeker ölçme aletini farkediyorum..
iğne fobisinin beni kaçıncı kez bayılttığını hatırlamıyorum..
şekerimi ölçmekten bir kez daha vazgeçip masama oturuyorum.. kutudan kırmızı bir kalem seçip bu yolculuğu, kırmızı kadını yazmaya başlıyorum..
diyorum ki yarın gözlerim kapandığında gri bir tünele girebilirim.. belki de mor tünel daha ilgi çekicidir..
kim bilir ?
ama şu siyah tünel beni her seferinde ürkütüyor..
bir gün, bir gece göz kapaklarımın ardında beni bekleyen sadece siyah tünel olursa ne yaparım..
tercih şansım olmadığında girmek zorunda kalacağım tek bir tünel..
acaba nasıl bir yolculuk olur ?
merak..
korkularımın içinde saklı kara kutum..
birden içim ürpererek o tüneli ve sonunun nereye çıktığını daha çok merak ediyorum..
cihazın şekerimi ölçebilmesi için bir damla kanıma ihtiyacı var.. dozu ayarlamam buna bağlı..
ellerim titreyerek cihaza gidiyor..
kırmızı gece lambasını söndürüp, dudaklarımı ısırıyorum,
iğneyi elime batırıyorum.. bir düğmeye basar gibi, bir şalterin kapanması, bir ışığın kararması gibi kapanıyor göz kapaklarım..
ürkek ve küçük adımlarla,
siyah tünele giriyorum..
**
y.a
göz kapaklarımın hemen arkasında renkler beliriyor.. kırmızı, turuncu, gri, mor ve siyah renkler.. yan yana dizilmiş renkli tüneller beni çağırıyor..
bu yüzden her gece bir tünele davetliyim
bu gece, kırmızı tünel beni baştan çıkarıyor..
bastığım yerler, sağım, solum, tünelin tavanı, heryer kırmızı.. küçük ve ürkek adımlarla tünelde ilerliyorum.. yolculuğum boyunca yer yer koyu, bazen de yumuşak tonlarda kırmızılarla, diğer renklerin kırmızıya karıştığı yerlerle karşılaşıyorum..
tünelin sonunda kırmızı bir sis beliriyor.. ben yaklaştıkça sis açılıyor ve çatısı kırmızı, duvarları, penceresi, perdeleri kırmızı bir ev beliriyor önümde.. etrafı kırmızı çitlerle çevrili, bahçesinde kırmızı gülleri olan evin kırmızı kapısının önünde durup kapıya vuruyorum..
kapıyı, saçları, dudakları kırmızı, gözleri ve yanakları kırmızı, üzerinde tek parça halinde kırmızı ojeli ayaklarına kadar uzanan kırmızı uzun elbisesiyle şifacı kadın açıyor..
gülümsüyor kırmızı dişleriyle.. beni içeri davet ediyor..
salonda kırmızı halının üstünde kırmızı bir kedi kırmızı yumak iplerle oynuyor..
kırmızı koltuklardan birine oturuyorum..
“ne içersin..?” diye soruyor kırmızı kadın..
sade ve şekersiz bir "kahve" istiyorum..
o kahveyi hazırlarken kediyle göz göze geliyorum.. kırmızı gözleriyle doğrudan gözerime bakıyor.. yumağını elime alıp diğer koltuğun üstüne atıyorum fakat kedi yumakla ilgilenmiyor bile.. bana bakmaya devam ediyor..
şirinlik yapmak istediğimde korkunç bir canavara benzediğimi bebekler dışında sanırım bir de şu kırmızı kedi biliyor.. dişlerimi gösteriyorum ona, ellerimi kanca gibi yapıp yüzümü şekilden şekile sokuyorum..
yine de eğlendiremiyorum kediyi.. ya da korkutamıyorum..
o da bana benzer şeyler yapıyor ama öyle pek şirin ve oyunumsu şeyler değil.. tiz bir ses çıkartıp, kırmızı tüylerini dikiyor..
korkudan koltuğa iyice yapışıyorum..
fırlamaya hazır bir yay gibi gerildikçe geriliyor kedi..
tam da yüksek gerilimden ikimizin yayları kopmak üzereyken, şifacı kadının kırmızı bardakta sunduğu kahveyle bu sevimsiz oyun son buluyor..
“ kırmızı! al kızım!”
kadın ona kırmızı oyuncak faresini veriyor.. kedi, fareyi kaptığı gibi oturduğum koltuğun altına saklanıp gözden kayboluyor..
böylece ben de biraz olsun rahatlıyorum..
*
kırmızı kadınla sohbet ediyoruz ;
“neden kırmızı değilsin?”
öyle bir soruyor ki bunu, sanki ;
“cevap vermek zorunda değilsin.. zavallı adam!”
der gibi bakıyor bana.. bakışları, hastalıklı birine acıyarak bakan bir kadının bakışları.. zaten, bu bakışlar yüzünden ben de normal biri olduğumu düşünmüyorum.. bir suçlu gibi kahvemi iki elimin arasına alıp sessizce dudaklarıma götürüyorum..
kahvemi içerken o beni izlemeye, gözleriyle acıklı sorular sormaya devam ediyor.. zihnimde ona verebileceğim hiçbir cevabım olmadığını biliyorum..
“ ben kırmızı değilim.. sadece hastayım..”
bana yaklaşıp ellerimi sıkıca tutuyor.. kırmızı ojeli tırnaklarını elimin üstünde gezdiriyor.. tırnak masajı gibi birşey, derimi çiziyor ama rahatlıyorum..
sonra da bana iyileşeceğimi söylüyor..
*
sohbet koyulaşıyor.. koyulaştıkça, ve tırnaklarıyla masaja devam ettikçe fark ediyorum ki yanaklarım kızarmış.. gözlerim, dişlerim ve saçlarım kırmızılaşmış..
iyileştiğimi gören şifacı çok seviniyor.. normal biriyim artık..
şimdi ben de onun gibiyim.
kahvem bittiğinde kıpkırmızı bir adam oluyorum.. beni kapıya uğurluyor.. kapının önüne geldiğimizde kedi saklandığı yerden çıkıp yanıma geliyor, ve kuyruğunu dikip ayaklarıma sürtünüyor..
bu hareketiyle, kırmızı adamı sevdiğini anlıyor çok mutlu oluyorum.. eğilip kucağıma alıyorum kırmızıyı.. tüylerini okşuyorum..
bahçeden çıkarken dönüp bir kez daha bakıyorum kırmızı eve, şifacı kadına, ve kediye.. güllerden bir tanesini koparıp kadına vermek için geri dönüyorum..
parmağıma batan dikeni, acısını ve akan kanı ondan gizleyerek gülü kadına uzatıyorum..
gülümseyerek kabul ediyor.. yanakları daha da kızarıyor..
onları evin önünde öylece bırakıp tünele dönüyorum..
tünele girip göz kapaklarımın önüne kadar geldiğimde, gözlerim yavaş yavaş açılıyor ve beni içeri alıyor..
yeniden evimdeyim..
*
yatağımda doğrulunca parmağımdaki pıhtılaşmış kanı ve yatağın üstünde duran şeker ölçme aletini farkediyorum..
iğne fobisinin beni kaçıncı kez bayılttığını hatırlamıyorum..
şekerimi ölçmekten bir kez daha vazgeçip masama oturuyorum.. kutudan kırmızı bir kalem seçip bu yolculuğu, kırmızı kadını yazmaya başlıyorum..
diyorum ki yarın gözlerim kapandığında gri bir tünele girebilirim.. belki de mor tünel daha ilgi çekicidir..
kim bilir ?
ama şu siyah tünel beni her seferinde ürkütüyor..
bir gün, bir gece göz kapaklarımın ardında beni bekleyen sadece siyah tünel olursa ne yaparım..
tercih şansım olmadığında girmek zorunda kalacağım tek bir tünel..
acaba nasıl bir yolculuk olur ?
merak..
korkularımın içinde saklı kara kutum..
birden içim ürpererek o tüneli ve sonunun nereye çıktığını daha çok merak ediyorum..
cihazın şekerimi ölçebilmesi için bir damla kanıma ihtiyacı var.. dozu ayarlamam buna bağlı..
ellerim titreyerek cihaza gidiyor..
kırmızı gece lambasını söndürüp, dudaklarımı ısırıyorum,
iğneyi elime batırıyorum.. bir düğmeye basar gibi, bir şalterin kapanması, bir ışığın kararması gibi kapanıyor göz kapaklarım..
ürkek ve küçük adımlarla,
siyah tünele giriyorum..
**
y.a
Yorumlar