kayıp
*
yazmak güzel şey de
bazen,
kaybolup gitmek var
yazarken..
uyumak mı iyidir?
yoksa uyanmak mı ?
*
hareminde dünyanın en güzel üçyüz kadınıyla gücünün doruğunda olduğunu gösteriyordu halkına ve tüm dünyaya.. haremi, değişik coğrafyalardan getirilmiş, hepsi de yaşadıkları yerin eşsiz güzellikteki kadınlarından oluşuyordu.. sultanın tebası bir yana, başka ülkelerin krallarının, soyluların, zenginlerin ve sanatçıların, din adamlarının en çok merak ettiği yerdi burası..
iç içe geçmiş her biri devasa büyüklükte yirmi salondan oluşan muhteşem bir saray..
hareminde kimler yoktu ki.. arabistan kralının hediyesi olarak sunulan onüç yaşındaki mayra.. tüm arap yarımadasının umutsuz aşkı, çöl sıcağının serin buğusu, susuzluğun serabı mayra.. içinde bulunduğu kervana saldıran eşkıyalar, bu çöl güzelini gördüklerinde dizlerinin bağı çözülmüş, yaşadıkları sarhoşluktan adım atacak halleri kalmamış, bir tanesi bile ona dokunamamıştı..
siyaha yeni bir anlam katan iri gözleriyle selgüzar, iran şahının koynuna sokulmak üzereyken, sultanın en gözde savaşçıları tarafından kaçırılmıştı.. bu seçkin askerler, sultanlarına bağlılık yemini ettikten sonra hadım edilmiş ve irana doğru yola çıkmışlardı.. selgüzarı nasıl kaçırdıkları ve yaşananlar çok ayrı bir efsane olarak çoktan halkın dilinde dolaşır olmuştu..
bu kahraman hadım askerler görevlerini yerine getirdikten sonra, selgüzarı gören gözlerine mil çekilmiş ve bir gece aniden bilinmeyen bir yere nakledilmişlerdi..
*
şimdi soru şu ;
sultan mı olmak isterdin?
mayranın önünü kesen bir eşkıya mı ?
yoksa sultana gönülden bağlı,
gözleri dağlanmış hadım asker mi ?
*
yazmak güzel şey..
ama bazen
kaybolup gitmek de var..
**
Y. Arslan
yazmak güzel şey de
bazen,
kaybolup gitmek var
yazarken..
uyumak mı iyidir?
yoksa uyanmak mı ?
*
hareminde dünyanın en güzel üçyüz kadınıyla gücünün doruğunda olduğunu gösteriyordu halkına ve tüm dünyaya.. haremi, değişik coğrafyalardan getirilmiş, hepsi de yaşadıkları yerin eşsiz güzellikteki kadınlarından oluşuyordu.. sultanın tebası bir yana, başka ülkelerin krallarının, soyluların, zenginlerin ve sanatçıların, din adamlarının en çok merak ettiği yerdi burası..
iç içe geçmiş her biri devasa büyüklükte yirmi salondan oluşan muhteşem bir saray..
hareminde kimler yoktu ki.. arabistan kralının hediyesi olarak sunulan onüç yaşındaki mayra.. tüm arap yarımadasının umutsuz aşkı, çöl sıcağının serin buğusu, susuzluğun serabı mayra.. içinde bulunduğu kervana saldıran eşkıyalar, bu çöl güzelini gördüklerinde dizlerinin bağı çözülmüş, yaşadıkları sarhoşluktan adım atacak halleri kalmamış, bir tanesi bile ona dokunamamıştı..
siyaha yeni bir anlam katan iri gözleriyle selgüzar, iran şahının koynuna sokulmak üzereyken, sultanın en gözde savaşçıları tarafından kaçırılmıştı.. bu seçkin askerler, sultanlarına bağlılık yemini ettikten sonra hadım edilmiş ve irana doğru yola çıkmışlardı.. selgüzarı nasıl kaçırdıkları ve yaşananlar çok ayrı bir efsane olarak çoktan halkın dilinde dolaşır olmuştu..
bu kahraman hadım askerler görevlerini yerine getirdikten sonra, selgüzarı gören gözlerine mil çekilmiş ve bir gece aniden bilinmeyen bir yere nakledilmişlerdi..
*
şimdi soru şu ;
sultan mı olmak isterdin?
mayranın önünü kesen bir eşkıya mı ?
yoksa sultana gönülden bağlı,
gözleri dağlanmış hadım asker mi ?
*
yazmak güzel şey..
ama bazen
kaybolup gitmek de var..
**
Y. Arslan
Yorumlar
kimsenin adamı olmak istemem dogrusu.
harcayan olmayı da hiç beceremem :)
eşkıya ya bir ömür tesellisi yeter biliyor musun?
:)