çınar
*
"oysa, sigarayı içmek yakmaktan daha adil.."
siz hiç, bir ağacın dalına asılıp saldınız mı kendinizi boşluğa ? en azından çocukken buna benzer bir şey yapmış olmalıyız.. vücudumuzun gerim gerim gerilmesinden hoşlandığımız nadir anlardan biri.. sonra yoruluruz, ellerimiz gevşer, boşluğa bırakırız bedenimizi.. en çok zevk aldığımız düşüş anlarından bir tanesi de budur işte.. hayatımız boyunca yaşadığımız o berbat düşüşleri bir kenara bırakırsak, bir buçuk metreden, kıçının üstüne düşmek ne tatlı bir acı verir..
üstün başın toz içinde, dirseklerin sıyrılmış.. arkadaşların etrafına toplanmış kahkahalar atıyor haline.. dizlerin kanıyor ama aldırış eden yok..
çocuklar acıdan zevk alır mı ? alır işte.. burnumuzu bile silmeden, heyecanla yeniden ağaca tırmanıp dallarına asılırız..
bir sevgiliye sarılmak gibi zevk verdiği de olur ağaçların.. sen sarılırsan tabii ki.. gözlerini kapatıp sarılmayı denedin mi bir çınar ağacına? babanneden bile yaşlı.. hissediyorum yıllarını, yaşadıklarını ve gördüklerini.. onun kurumuş dalları ve sararmış yaprakları karşısında benim beyazlarım çocuksu anlamını yitiriyor..
ufaklık ben oluyorum, yaramazlık yapan yine ben.. “-koca ağaç, seni dallarından öpüyorum..”
“-sevgilim..” diyorum,
“-ah Sevgilim, kollarımı doluyorum sana sımsıkı, ama senin ne çok kolun var, üstelik çok da güçlü, ve şefkatli.. kırdık seni, yaktık ve hırpaladık.. affet bizi, bir kez daha.."
**
y.a
"oysa, sigarayı içmek yakmaktan daha adil.."
siz hiç, bir ağacın dalına asılıp saldınız mı kendinizi boşluğa ? en azından çocukken buna benzer bir şey yapmış olmalıyız.. vücudumuzun gerim gerim gerilmesinden hoşlandığımız nadir anlardan biri.. sonra yoruluruz, ellerimiz gevşer, boşluğa bırakırız bedenimizi.. en çok zevk aldığımız düşüş anlarından bir tanesi de budur işte.. hayatımız boyunca yaşadığımız o berbat düşüşleri bir kenara bırakırsak, bir buçuk metreden, kıçının üstüne düşmek ne tatlı bir acı verir..
üstün başın toz içinde, dirseklerin sıyrılmış.. arkadaşların etrafına toplanmış kahkahalar atıyor haline.. dizlerin kanıyor ama aldırış eden yok..
çocuklar acıdan zevk alır mı ? alır işte.. burnumuzu bile silmeden, heyecanla yeniden ağaca tırmanıp dallarına asılırız..
bir sevgiliye sarılmak gibi zevk verdiği de olur ağaçların.. sen sarılırsan tabii ki.. gözlerini kapatıp sarılmayı denedin mi bir çınar ağacına? babanneden bile yaşlı.. hissediyorum yıllarını, yaşadıklarını ve gördüklerini.. onun kurumuş dalları ve sararmış yaprakları karşısında benim beyazlarım çocuksu anlamını yitiriyor..
ufaklık ben oluyorum, yaramazlık yapan yine ben.. “-koca ağaç, seni dallarından öpüyorum..”
“-sevgilim..” diyorum,
“-ah Sevgilim, kollarımı doluyorum sana sımsıkı, ama senin ne çok kolun var, üstelik çok da güçlü, ve şefkatli.. kırdık seni, yaktık ve hırpaladık.. affet bizi, bir kez daha.."
**
y.a
Yorumlar
yere atmalar kendini, gülüşmelere keyiflenmeler..kendini gösterme hazzının verdigi bir mutluluktan ibaret.
büyüdügünde düşmelerine kimse sadece 'gülmek' eylemiyle yetinip kalmadıgı için..kendini göstermelerinin neticesi olan 'düşme'lerin canını yakıyor.
çocukken insan insana zarar vermeyi sadece saç çekmek, kafa kırmak, diz yarası olarak bilir
asıl acı kalbe atılan çiziklerdir büyünce ögrenir :)
işte o yüzden..oyuncaklarımızın kırılmasının üzüntüsü, ögrendigimiz kırılganlıgımızdandır