büyücü

" seni azad ettim ateşimden.."

*

- işte geldik.. burası.. şimdilik boş, kimseler bilmiyor burayı benden başka.. senden başka.. (pencereden tedirgin gözlerle dışarıya baktı) fazla zamanımız yok..

“öyleyse.. otur.. duvara yaslan, başını da.. güzel.. dizlerini karnına çekme, uzat ayaklarını..”
“ böyle iyi mi”
“güzel..”
“biraz soğuk ama..”
“alışırsın birazdan.. gözlerini kapat, dur! yavaş yavaş kapa gözlerini.. ağır ağır insin perdeleri.. bekle.. kapatma.. izin ver biraz daha bakayım sana.. gözlerime bak lütfen, kaldır başını..”
“ sana mı ?”
“ evet, gözlerime..”
“senin bir gözün renkli mi ? şimdi fark ettim..”
“bırak şimdi renkleri düşünme. bana bak sadece, derinlerime..”
“ bakıyorum”
“konuşma!”
“ tamam!”

*

ertesi sabah,

- derin bir uykuya dalmışım.. gözlerim kapandı mı? hatırlamıyorum..
- neden ağlıyorsunuz leydim ?
- bilmiyorum.. uyandığımda çoktan gitmiş.. sanırım bu yüzden.. oh! özür dilerim!
- sorun değil leydim, alın şu mendili, gözlerinizi silin lütfen..

uzatılan mendili aldı, şaşırmıştı..

- bu.. bu mendil onun!
- biliyoruz, size vermemizi istedi..

şaşkınlığı daha da artmıştı..

gözlerini silmekten vazgeçip, mendili koklamaya başladı..

- başka bir şey söylemedi mi ?
- hayır..
- neden terk etti beni ? neden ona engel olmadınız ?
- karşı koyacak gücümüz yoktu..
- ama o çok yaşlı! bastonu olmadan iki adım öteye gidemez!
- bunu siz mi söylüyorsunuz leydim? bu hale sizi o yaşlı adam getirdi.. sizi bulduğumuzda yarı çıplak, soğuk mermerlere uzanmış ölü gibi yatıyordunuz, gözleriniz açık ama donuktu.. sevenleriniz, sizin için canını bile verecek olan biz kullarınız başucunuzda uyanmanızı bekliyoruz..
- gözleri.. gözlerine baktıkça bedenimden tüm gücümün çekildiğini hissettim.. sonra..
- sonra ?
- oh..sonrasını hatırlamıyorum.. zihnim bulanıyor..
- neden karşı koymadınız?
- ..
- bu bizim içinde zor bir soru. cevap verememenizi anlıyoruz leydim.. kraliçemiz uyandığınızı öğrendiğinde çok sevinecek.. sizin için günlerdir gözyaşı döküyor..

mendil yeterince koklanmıştı. gözlerini sildi, yüzünde gezdirdi..

iyice ıslandıktan sonra ortasından açıp, katlarına ayırdı..

ve.. iç yüzüne düşülen notu gördü ;

“ sevgilim.. gitmeliydim.. şimdi yüksek sesle –prenses- diye bağır, sonra alt kata inip dış kapıdan terasa çık, orada seni bekleyen bir mektup bulacaksın..”

hiç düşünmeden bir solukta haykırdı ;

- prenses!

odada bulunan hizmetkarlar, nöbetçi askerler, herkes adeta ona yolu gösterircesine aniden yan yana dizildiler ve heykel gibi öylece hareketsiz kaldılar.. aralarından korkarak geçti, alt kata indi ve dış kapıyı açtı, terasa çıktı.. yerlere bakındı. bir şey göremedi.. omuzlarını düşürdü.. kaçıp gitmek istedi o an, nereye olursa olsun işte.. fakat ayakları bir türlü daha fazlasını yapamıyordu. bitkindi..

dönmek üzereyken umutsuzca etrafına bakındı, ve basamaklara bırakılmış mektubu gördü.. eğilip yerden aldı ve hızlıca açtı.. içinden katlanmış bir sayfa ve onun içinden de küçük yeşil bir yaprak çıktı ;

“ prensesim.. beni yakmak için ülkenin seferber olduğu şu saatlerde, bir karar vermek zorundaydım. korktuğum şey, yanıp kül olmak değil.. zaten bu yanık kokuya yıllardır alışığım.. sana aşık olduğum zamandan bu yana yitik, zavallı bir ihtiyarım..

sözlerimle dilediğimi köle edebilecekken, senin aşığın, hizmetkarın olmak gibi bir büyüye kapıldım.. sen de bana aşık olduğunu sanıyorsun..

ne çok isterdim bunu..

seni aşık eden benim lanetlenmiş sözlerim. keşke bunları yüzüne söylüyor olabilseydim, fakat biliyorum ki bu ihtiyar adam o gücü de bulamazdı karşında..

şimdi bu büyüden kurtulabilirsin, bu satırları okurken beni yakalamış olurlar.. çünkü yerimi tüm çıngıraklara, para uşaklarına söyledim..

ne de olsa kaybedecek hiçbir şeyim yok artık.. gerçekten de bir odun yığının üstünde pişmekten çok daha sıcak bir duyguyu, aşkı seninle tattım..

yine de;

anladım ki aşk, büyüyle olmuyor..

bu yüzden benimle birlikte aynı ızdırabı çekmeyesin diye sana küçük bir tılsım veriyorum, lütfen bu yaprağı çiğnemeden yut.. tadı cennetin yasak ağacının yaprakları gibi lezzetlidir.. kendini çok hafiflemiş hissedeceksin ve de çok mutlu..

büyümden tamamen kurtulmak için;

– seni azad ettim ateşimden..- demelisin..

bunu içinden bile söyleyebilirsin, sonra da kurtulacaksın bu acıdan, benden. “

*

inanmak istemiyordu bu olanlara.. sevdiği, aşık olduğu, uğruna ölümü göze aldığı adam kilisenin lanetlediği bir büyücüydü..

anne kraliçenin ve yalakalarının, kilisenin içinde onun hakkında dönen iftiraların, yalanların, hiçbir şeyin önemi yoktu artık..

ya gerçekten büyüyse.. o zaman tüm bu acılar son bulacaktı..

“ -kurtulmak istiyor muydun prenses.. ?”

*

odunlar tepeleme yığılmış, ülkenin en lanetli büyücüsü yakalanıp kazığa bağlanmıştı.. ateş baş rahibin elindeydi..

kraliçe, ayaklarına kapanan iki soytarının üstüne basarak iki basamak ilerledi, elini kaldırıp işareti verdi..

yaşlı büyücü, alevlerin içinde çırpınmadan, hareketsiz öylece duruyordu..

- azad ettim seni, ateşimden..! diye haykırdı prenses..

o anda her zamankinden daha kor bir alev topu düşüverdi kalbine..

dizlerinin üstüne çöktü..

kan kırmızısı gözlerini alevlerin içindeki yaşlı adama dikti,

yanıyordu aşkı, onunla birlikte..

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta