böcek

*

gece…


seçebildiğim kadarıyla saat 3:40 ..


sana yazmak istedim yine..

masamdayım, iki de mum yaktım.. kağıtlar titrek mum ışığında gözüme başka görünüyor..

“sevgilim..”

nasıl başlasam diye düşünürken anlamını yitirmiş kelimelerle boğuşmaktayım..

yine de bir şekilde başlayabilirim..

nasıl olursa olsun..

zaten başladım..

dışarıda fırtına var, yağmur camlarıma çılgınca saldırıyor..
sessizliğin içinde doğanın o vahşi gürültüsü var.. müziğim yok, pencereyi de aralamadım.. duyduğum sesler, birkaç köpek havlaması, rüzgarın devirdiği bir çöp tenekesi (ya da balkondaki kurutmalık olabilir, bilemiyorum) ve işte, şu yağmur damlaları..

yalnız olmadığımı fark ediyorum.. benim dışımda, masada küçük, nokta kadar bir böcek var.. önce siyah bir leke, bir iz gibi görünüyordu.. eğilip daha yakından baktım noktaya.. evet bu bir böcek.. hem de küçük ötesi bir böcek.. mumlardan birinin hemen yanında hareketsiz bir şekilde öylece duruyor..

daha da eğiliyorum merakla. . masada uyuyan bir böcek mi var ?

fark ediyorum ki ters dönmüş, doğrulmaya çalışıyor.. yolda ters dönmüş bir kaplumbağa kadar zavallı ve yolda kalmış, ama elimle doğrultmaya kalksam ezilecek..

kaç ayağı var sayamadım, kalemin yardımıyla düzeltiyorum..

*

“seni hala düşünüyorum.. kötü bir kâbus yüzünden uyanmıştım.. sen, falezlerin üzerinde yalnız başına, yüzün denize dönük ayakta beni bekliyorsun.. sana doğru koşarken,kısa bir süre için geriye baktığında güzel yüzünü görüyorum..

denize vuran yakamozun aydan geldiğini sanırdım o ana dek..

bana gülümsedin..

ve bıraktın kendini..

ışık kaybolmuştu artık..

ter içinde uyandığımda fırtına penceremi zorluyor, yağmur giderek şiddetini artırıyordu.. elektrikler kesikti.. karanlıkta el yordamıyla elime geçen sıvıyı kafama diktim.. içim yanıyordu, su olmasını dilerdim ama akşamdan kalan bir şarap işte.. kalanı da oracıkta bitirdim.. “

*

böcek doğrulunca hızla masanın diğer ucuna doğru yürümeye başladı.. sandalyeye yaslanıp izlemeye başladım.. bu masa onun için uçsuz bucaksız bir ova..

kendimi o boyutlarda düşünemiyorum.. bir uçtan diğer uca gitmek ne kadar sürer kimbilir..

işte anlayabilesin diye söylüyorum sevgili.. “bu böcek, o kadar küçük bir böcek.. “

düz bir doğrultusu da yok üstelik.. sürekli yön değiştiriyor.. bazen başladığı yöne dönüyor, bazen olduğu yerde gidip geliyor..

bir türlü ilerleyemiyor..

bana, kasvetli , fırtınalı bir havada kırık dökük küçük bir gemiyle yaptığım yolculuğu hatırlatıyor..

bana, kasvetli, dikenli bir yolda, ayaklarımı kanatan o zorlu yolculuğu hatırlatıyor..

bana seni hatırlatıyor..

hareketleri gittikçe daha dengesiz bir hal aldı.. belki yüzlerce kez büyütebilsem devasa hızını daha iyi anlardım..

*

gözümün önünden bir türlü gitmiyor kendini falezlerden bırakışın… ışığım kararmıştı.. yatağımdan kalkıp koridorda ilerlemeye çalışıyorum, sersemlemiş bir haldeyim..

karanlıkta ellerimle duvarı yoklayarak masaya doğru ilerliyorum fakat bulamıyorum.. diğer duvarı yokluyorum sonra tekrar yatak odasına dönüp, en baştan yine başlıyorum.. gözlerim karanlığa bir türlü alışmıyor,

ve ben bir türlü ilerleyemiyorum..

duvarlar bana yardımcı olmuyor bu yüzden emekleyerek gitmeye çalışıyorum.. az önce iki sandalye, bir tabure ve içinde ne olduğunu bilmediğim yarı dolu bir şişe devirdim..

"sonunda masayı buldum… "

her zaman orda duran mumlarımı yakmayı başardım..

"sevgilim… işte geldim.. seçebildiğim kadarıyla, saat 3:40.. “

*

böcekler çok ilginç yaratıklar.. çanlı mekanizmalar.. makine gibi.. antenleriyle, onlarca ayaklarıyla ve çengel ağızlarıyla benzeri olmayan türden mikro canlılar..

benim böceğime dönersek, sana yazdığım bu kağıdın beş santim ötesine bile gidemedi.. tüm yaptığı kendi etrafında dairesel hareketler çizmek..

*

“seni düşünüyorum, ama yazacağım şeyler sıraya girme telaşında, sanırım bir kapıda sıkışıp kaldılar! ve şu kabus! hâlâ kurtulamadım etkisinden..”

*

böcek bir ara masada bıraktığım kol saatime çıkmayı denedi..

çıktı da..

sonra inip tekrar kalemimin yanı başına kadar geldi..

garipsedim bu hareketini, anlam veremedim.. mumlar yazdıklarımla birlikte erimeye devam ederken, fark ediyorum da; bu sadece canı sıkılmış bir böcek belki de.. dikkatimi çekmek istiyor gibi.. gecenin bu saatinde, bu kadar oynak ve hareketli, üstelik dengesiz, masanın üstünde ne yapmaya çalışıyor?

nokta kadar bir böcek.. Belki de ondan bile küçük..

“sevgilim, seni düşünürken, bir böceği anlatıyor olmam ne garip..”

*

bir süre izledim onu.. uzaklaşmaya başladı.. vazgeçmiş görünüyor bu oyundan.. masanın ortasına kadar ilerledi..

ne hesap ama!

milimetrik bir ölçüyle bile söyleyebilirim ki bu böcek, tam olarak masanın ortasında duruyor şimdi..

ikimiz de kıpırdamadan duruyoruz.. durmayan tek şey zaman ve erimeye devam eden mumlar..

ama dur biraz…

geri döndü.. yeniden bana doğru geliyor..

küçük bir hareketimle ezebilirim onu.. farkına bile varamaz, anlamazdı. o kadar küçük işte!

bana doğru yaklaşmakta..

bu sefer dengesiz ve zikzak çizerek de gelmiyor.. bir çizgi üstünde, bir satır arasında ilerler gibi dümdüz yaklaşıyor bana..

“senin derdin ne böcek!”

kağıdın kenarına kadar geldi.. kalemimle onun arasında belki birkaç santim var yok..

ikimiz de delirmiş olmalıyız.. tüm bu olanların sorumlusu şu kabus!

şimdi de kağıdın üstünde gezinmeye başladı.. geçtiğim yazıların üzerinden ilerliyor, bir nokta gibi yaklaşıyor..

mürekkebi bile kurumamış bir yazının harflerine basarak ilerliyor.. ilgisini çeken ne bilmiyorum..

yoksa seni anlattığımı mı fark ettin böcek!


*

“falezlerde yüzün beliriyor.. bir meleğin gülümseyişini görüyorum sende.. birkaç saniye için bile olsa kendimi dünyanın en mutlu insanı hissediyorum.. sonra ışığım sönüyor sen düşerken..

dışarıda yağmur yağıyor ve benim gözlerim boşalıyor.. rüyalarımda bile olsa, gitme sevgili..”

*

böcek kovalıyor, kalemim kaçıyor! o kadar yaklaştı ki kalem izimi takip ediyor artık..

hece hece
düştü peşime..


yapıştı yakama, bırakmıyor beni, kalemimi..

“nokta kadar böcek! belki ondan bile küçük”

ne istiyorsun benden ?

*

mumlar iyice eridi, ışık zayıfladı.. kendimi ilk kez bir böceğin karşısında bu kadar zayıf hissediyorum..

yağmur durdu..

dışarıda garip bir uğultu var ne olduğunu çözemediğim bir uğultu, gecenin içine karışıyor sokak köpekleriyle birlikte..

ama böceğin umurunda değil, o durmuyor.. hece hızında ilerlemeye devam ediyor.. kaçamıyorum ondan.. parmaklarımla kalemi öyle sıkı kavradım ki terden kayıp duruyor, yavaşlıyorum..

aşınmış bir halde parmaklarım..

harf harf peşimde bir böcek..

*

“beni düşünüyor musun sevgili? “

*

galiba ikimizin de sonu geldi kalemim..

galiba niyetini anladım, bu böceğin derdi nokta olmak bu yazıda.. bu yüzden her kelimenin peşine düştü.. bu, seninle son anlarımız.. daha fazla ilerleyemem.. çünkü böceğin bizi yakalaması an meselesi..

*

mumlar tükendi sevgili.. ışık söndü..

seni tekrar bulmak ümidiyle seviyorum seni..


**

y.a

Yorumlar

Anonymous dedi ki…
en olmadık yerlerde,bize,en güzel cümleleri kurduran his, olması gereken yerde,en olmadık engeller çıkarır önümüze..
yazmanın kendisi dalgaya alıyor bizi kimbilir..
biz de onu malzeme yaparız öyleyse :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta