Kayıtlar

Aralık, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

düşünlerim

* dilin, bilmiyorum ki kaç çeşit hali var.. benim iletişimden anladığım belki de böyle bir dil; konuşmak.. belki bir farenin benden daha gelişmiş bir lisanı vardır.. "gelişmiş" belki de doğru bir anlatım şekli değil.. bu daha çok bir uyum gibi durur gözümün önünde.. insan türü konuşur, kuş türü öter.. gibi.. * birini kendilerine lider seçmeye meyilli en az yedimilyar insan var bu gezegende.. bu da demektir ki yedimilyar lider var.. * biz, hayatın olduğu heryerde hareket halinde olan, açıklanması dile ve sözlüğe sığmayan türlü organizmalarız, birbirimizi anne baba kardeş dost düşman sevgili yabancı güvenilir güvenilmez gibi türlü etiketlerle tanımlar ve öyle de tanırız, ama yanılırız hepsinde.. bu yanılgılar ki bizi bazen mutlu bazen de mutsuz yapar.. olsun, dert etme bunları, seni bırakıp gidenleri.. çünkü yaşadığın herşey önünde bir adım daha atabilmen için toprak gibi serpilir.. öyleyse adımını atıp geçmelisin hepsini, teker teker.. bir gün sen de toprak olup bir başk...

evren

alıntı

"- alıntılayarak okuyunuz.." * “şahsına münhasır” "bir kelime" "ya da" "sözün" "başkaları tarafından kullanıldığını" "farkeden" "kişilerde" "öncelikle" “garip bir yanma hissi” "oluşur.." "bu" "herşey gibi geçici”, “uçucu bir histir.." "fakat" “canı tatlı olanlar" , "ellerinde o sözden başka birşeyleri olmadığını düşünen" "fakirler" "derhal!" "bu ufak kıvılcımla" “alevlenirler” "ve" "diğer kuru otları" " da" "kendileri gibi" “yakmaya” "başlarlar.." “o söz benim..!” , “bu lafı ben ettim..!” "gibi" “veryansınlarla" "tutuştururlar ortalığı..” "aslında bu" “hakkına sahip çıkmaktan" "çok" "elindeki son akçeyi" "de" "kaybetmenin verdiği" "bir" “pürtelaştır.. " "bana ge...

dev

* insan, ne olduğunu anlayacağın güne kadar kullanacağın göbek adın.. ismin, doğumunda sana ait olmayan kimliğe iliştirilen kısa bir etiket.. yaşadığın toplum, senin için koca bir aldatmaca.. doğduğun yerin anlamı yok, ne zaman doğmuş olduğun, boyunun benden kısa, ya da uzun olması benim için bir şey ifade etmiyor.. çünkü ben bir devim.. aramızdaki mesafe beni küçük bir nokta gibi görmene neden oluyor, oysa biliyorsun değil mi yaklaştıkça gözünde büyüyeceğim.. biliyorum, çok zor bir hayat bu yaşadığın, üstelik sandığından daha zor bir yaşam.. duyuları tersine çalışan bir sürünün içinde yolunu bulmaya çalışıyorsun.. onlar görmüyor ve işitmiyorlar.. dokundukları dikeni değil ellerini yakan acıyı hissediyorlar.. yani hissetmiyorlar.. ama tüm bunlar olmak zorunda, çünkü onların arasından sıyrılıp yaklaşmanı istiyorum, bütün bu hissizlikleri aşmanı, mesafeleri geçip bana gelmeni, gözümde koca bir dev olacağın o günü sabırsızlıkla bekliyorum.. ben, herşeyi yaratanım.. ve beni yaratanı, seni...

not

george frideric handel - suite in d minor, sarabande * “bıraktığı bir not olmalı, heryeri araştırın..” dedi yüksek sesli polis.. ne mektup, ne kısa bir not.. hiçbir şey bulamadılar.. dışarı da bahar havası vardı.. yağmur henüz durmuştu.. balkonda yemlediği kuşlara gizlendiği çatı aralığından yay gibi gerilip fırlamak üzereyken bir kedi, pencerenin buğusuna düşmüş sözler sabah güneşiyle çözüldü ve akıp gitti.. bu, tıpkı düşme ve kedinin fırlama hızına eş, yaşadıkları kadar kısa bir çözülmeydi.. işin garip tarafı şu ki bugün değilse bile yarın yüzüncü yaşını ve kediyi de zaten göremeyecekti dişlerinin arasında bir güvercinle içeri girerken atladığı o pencereden.. ** y.a

döngü

Resim
* bir an aklımdan şunlar geçip gitti ; bana öyle geliyor ki uzayda hiç sapmadan düz bir doğrultuda seyahat ediyor olsaydık, tıpkı dünyada olduğu ve olacağı gibi yine başladığımız yere varırdık.. herşey içinin bir kopyası olarak dışına vuruyor, ve bu kopyalar sürekli bölünerek çoğalıyor, belki şekil değiştiriyor ama özünde aynı çekirdeğe bağlı.. * hani internet insanlara özgürlük sunuyordu.. böyle bir tanım var, ve belki de bu internete özgü bir özgürlüktür.. iş te ben ona kümes özgürlüğü diyorum.. geçmiş yüzyılları, diğer tüm tarih öncesi çağların birikimine günümüz teknoloji ve kültürlerini de ekleyerek edindiğim fikir şimdilik şu ki; insan kendi adına ne kadar ileri giderse gitsin, neyi keşfederse keşfetsin, gittiği yerde mutlaka gruplaşacak, ve mutlaka bir kümesçilik olacak.. * ısrarla mail yoluyla facebook, twitter gibi büyük kümeslerden bana taciz atışları geliyor.. demek ki ilericilik, gelişme diye bir şey yok.. hep aynı tutkuyla birbirimize bağlanıyor, kopmak istemiyoruz.. ya...

özgürlük

* - akvaryumdan zıplayan balığın öyküsü.. özgürlük nedir diye sordum insana.. kafasını kaldırıp parmağıyla bulutları işaret etti.. ve bana özgürlüğün kuşlar gibi uçmak, gökyüzünde süzülmek olduğunu anlattı bilgece.. ben de uçarak gidip kuşlara özgürlüğü sordum ; kanat çırpmaktan yorulmuş, ve su içmek için konacak bir göl kenarı arıyorlardı.. içlerinden bilge olanı aşağıda tozu dumana katarak göle doğru ilerleyen ceylan sürüsünü gagasıyla işaret ederek ; -şu yaramazları görüyor musun.. ne güzel olurdu keşke biz de karada onlar gibi zıplaya zıplaya, neşeyle koşabilseydik dedi.. hemen yere inip toz dumanın arasına karıştım.. ceylanlar o kadar hızlıydı ki neredeyse onlara yetişmem mümkün değildi.. yine de o telaşın içinde bilge ceylan bana özgürlüğün susuzluktan önce peşlerine düşen şu aslanlardan kurtulmak olduğunu söyledi.. rahatsız etmek istemezdim ama kovalamacanın ortasında bilge aslana da aynı soruyu sorma cesareti buldum kendimde.. zaten bilse bilse o bilirdi, ne de olsa herkes...

varlık bilmecesi

Resim
* ben, "tanrı yoktur.." diyorsam; "tanrı vardır.." "tanrı vardır.." diyorsam; "tanrı yoktur.." ** y.a

varlık

Resim
* hemen şimdi söylemeliyim ki yaşadığımız evrende, soluk aldığımız şu gezegende “herşey” vardır.. “yok” ise tamamen bize ait bir uydurmacadır.. evet, biz görebildiklerimiz, tutabildiklerimiz, ve anlayabildiklerimiz için "var" deriz yalnızca.. “yok” ; bize anlamsız gelen “herşey”in bizzat kendisidir.. şu halde “yok” demek, aslında var olanı bir çeşit inkâr sayılabilir mi..? bunu elbette sözlüğe böyle yazamazdı kimse.. devletler kendi dillerinde onu anlamlı, ve kulağa daha hoş gelecek bir şekilde tanımlamalıydı, işte bu yüzden sözlüklere “yok”un karşılığı olarak hakkında “var olmayan” diye not düştüler.. böylece "yok" kesin bir şekilde "var" ile ilişkilendirilmiş oldu.. yok; yani "var olmayan".. "var"ın hiçbir zaman kabul görmeyen üvey kardeşi.. ben böyle söylediğim zaman birileri coşup şunu sorabilir hemen ; - öyleyse tanrı yoktur.. savı geçersiz olmaz mı ? sav ; iddia, bir önerme.. bu öyle bir kesinlik ki artık "yok" ne der...

visual training

a film by frans zwartjes - 1969

goldie

Resim
ve goldie dokuz doğurdu! meme savaşları.. en güzel yastık.. siperde uyuyan iki nöbetçi.. süt cephesinden son görüntüler.. cephe gerisinde dinlenen askerler.. yorgun bir meme savaşçısı.. goldie ana ve yavrular..

diş

Resim
* benim için diş ağrısının yeri bambaşka.. onu farklı ve özel kılan şey, ağrının ta kendisi.. sol yanım tamamen acıdan uyuşmuş durumda.. şu an azı-lı bir diş, "kemikleri sızlatmak.." deyiminin hakkını fazlasıyla vermekte.. aslında ne menem bir şey olduğunu detaylıca yazabilirdim fakat buna gerek yok, ne de olsa diş ağrısı anlatılmaz, yaşanır.. ** y.a

Gerçek

Resim
* aynı şeye dair birden çok doğru olsa da herşeyin kendine has yalnız tek bir gerçeği vardır.. ve biz, en basit gerçekleri dahi bilmekten yoksunuz.. gelişebiliriz, üzerinde çalışabilir ve ilerleyebiliriz, çok yüksek bir teknolojiye sahip olabiliriz, zamanla belki gezegenler arası ışık hızından daha hızlı ya da daha pratik yollarla seyahatler de yapabiliriz, ama ne yaparsak yapalım, öğrendiğimiz şeyler sadece kendi doğrularımız olarak kalacak.. örneğin bir kaşık nedir ; onun farklı dillerde tanımı vardır, ve farklı doğruları.. kaşığın şeklinden, onu tutuşumuza kadar değişiklik gösteren çeşit çeşit doğrulardır bunlar.. peki gerçek nedir..? kaşığın metal alaşımdan yapıldığı mı ? yeme içmeye yarayan insan icadı içi çukur bir alet edevat olduğu mu..? olsa olsa bunlar da kendi başlarına birer doğrudur sadece.. işte bu yüzden doğru varsa, yanlış da vardır.. öyleyse nedir gerçek.. ? kısa bir sessizliğin ardından mırıldanarak şu cevabı veriyorum ; - ne gerçeği.. ? ** y.a

Kumanda

* bunaltı arttıkça, eğlence sürekli yükselen bir trend olacaktır.. evinde kendini daha huzurlu, mutlu hissedenlerin yaşantılarına bir gözat.. - ki bu başkalarını gözetleme, yani röntgencilik de başlı başına popüler bir trend..- onları her zaman ince kenarlı çerçevelerde bekleyen tuhaf, içinde renkli fakat karmaşık dizilerin oynadığı, çuval dolusu para dağıtılan ve şöhretin kapısını aralama vaadindeki yarışma programlarının giderek artan reytinglerine de bir gözat.. artık çok az insan o çerçeveden ve kapıdan dışarı çıkmak, gezip dolaşmak istiyor.. çıkanlar ise evlerine stok yapma telaşında, ama buna gerek yok, zaten her programın ve dizinin tekrarı var.. tüm bunları sizin için sizin yerinize düşünenler de var.. beyin faaliyetleriniz ne kadar da durağanlaştı.. herşey sabit bir mekanizmanın küçük kumandasından ibaret, 1, 2, 3.. aç ve kapa.. peki bunaltıyı yaratanların farkında mısınız.. kumanda üzerinde hangi rakamla işaretlendiğinizin, ve kimler tarafından düğmenize ba...

Kordon

Resim
* doğumla gelen bir mesaj vardır; bağlanmayacaksın.. bu yüzden doğa, ilk hamlenin kordona yapılmasını zorunlu kılmıştır.. fakat ne gariptir ki daha ilk günden herkese ve herşeye karşı bir bağımlılık başlar.. hadi bunun zorunlu olan kısmını geçelim demek isterdim, ama orada bile abartılı birşeyler oluyor.. örnek verelim; anne baba ne için vardır.. aslında tamamen kendi gücünü bulup ayakları üzerinde durana kadar çocuğu yedirip içirmek ve yaşadığı toplumun trafik kurallarını öğretmek için vardır.. nedir bu kurallar; büyükleri saymak, küçükleri sevmek, binlerce yıl yaşında olduğu için kutsal sayılan bir takım gelenek ve görenekler, inançlar, vesaire.. bu yanlış eğitimin özünde ise öğrendiğin şeylere bağlanmak koşulu yatar.. ne öğreniyorsan ona bağlanmalısın.. bu, karşıt bir fikir, davranış, ve bir düşman bile olabilir.. ona bağlılığın düşmanlık olmalı.. yakınların, çevrende gezinen insanlar, dayıların, halaların, kuzenlerin, onların kuzenleri (yani kardeşlerin..).. her tanışma ve yakı...

İğne

Resim
dead man's bones - werewolf heart * hayatımın korkusu.. en büyük heyecanım.. beni tetikleyen, kalp atışlarımı ve kan dolaşımını hızlandıran biricik güzel fobim.. saysam; beşe kadar gelirim en fazla, onlar da hatırlamadıklarım, yani çocukluğumdan kalma aşılar.. kaynayan bir şırıngadır korkularımın kaynağı, kocaman hakiki camdan fanusun içine çekilen renkli sıvının boru misali bir iğne deliğinden geçerek damara zerkedilmesi.. her ne kadar fobi desem de bu acıyı, bu korkuyu sevdim yıllardır.. oysa şimdiki iğneler nasıl da komik görünüyor.. renkli bonibon şekerleri.. minik plastik tüpleriyle lastik gibi esnekler.. böyle fobi mi olur.. korku dediğin böyle mi olur.. vahşi bir ayıdan korkmalı insan, aç köpekbalığından, yılandan ve tüylü ayaklarıyla dev tarantuladan korkmalı.. heyecanı sonuna kadar yaşamalı.. oysa şimdi elimde korkacak hiçbir şey kalmadı.. korkularım olmadan ben ne yaparım.. kaçıyorum fobimden ama o kadar hızlı ve nefes nefese değilim artık.. eskisi gibi heyecanlı olmuy...

Zehir

Resim
dr. phibes rises again (1972) Rjou Lilah from Kamal Ben Hicham on Myspace . * “içim çalkalanıyor sahip, duygularım karmakarışık.. “ dedi kadın.. “öyleyse hiç durulma sultanım.. belki de iyi bir karışım için gerekli olan budur.. “ “ya zehirse.. ya tuzaksa çadırı aralayıp içeri giren dost.. “ “uzak dursun zehir tatlı kadehimizden.. dostlar.. ah.. onlar ne bilir ağız tadını.. kim bilebilir dilinin milyonlarca pütürlü tadını benden başka.. korkma sen, içini ferah tut..” “yukarıdan aşağı bakmak sana kolay emirim.. lâkin üstüne düşen tek şey sanırmısın ki hilalin altında uyuyan develerin gölgeleri.. bir koku almaktayım nicedir içimi, gözlerimi yakan.. “ “o güzel gözlerin, keskin burnunla neden meydan okursun çöl farelerine.. bu çadıra girmeye cesaret edecek delinin tadına bakacağı son şey işte şu çeliğin tadı, gördüğü son parıltı hançerimin olacak.. hangi akıl onları buraya davet ederse varsın etsin, kime hayır dedim, kim diledi de ona ölümü vermedim.. bilmez misin ki ...