Kayıtlar

Ekim, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rüya

Resim
by andrew davidovsky * rüyamda binlerce sayfa yazmıştım.. ne kadındı.. gözlerinde bir alev titriyordu, üşüyordu soğuktan.. ona baktıkça dudaklarını okuyor, gözlerini yazıyor, içimi ısıtıyordum.. uyandığımda sonunda romanın, kalkıp bunları not aldım.. yeterliydi.. * en zevk aldığım andır uyanmak ortasında uykunun, böylece benimle birlikte uyanır rüyalar.. yatağım kalabalık, ve örtü yetmez düşlerime.. * uyumak isterim uykuyu beklemeden yumuşacık yatağa gömülüp iniltili yağmur tanelerini dinlerken kırbacını asırlık bir fahişenin sırtına indirip sapkınca boşalan bulutların.. * okumaksa, erotik hikayeler okumak isterim içinde aşkın hüküm sürmediği gücünü derinliklerinden arzularından ve bilinmez kaynağından alan rüyaların.. ** y.a

Retro

Resim
dead moon - a fix on you * **

Ağız Tadı

Resim
* yapayalnızım.. öyle ulu orta konuşamam, yazamam bile.. nefes almak mı bu ? sanki hep alıyorum da bir türlü veremiyorum.. akmıyor içimden dışıma koyu ırmaklar, kaynağı nerede bunların biliyor muyum ? insanın insanı yemesi acıtmıyor içimi.. varsın afiyetle yesin, bir şey demem.. üstüme batmasa da çatal bıçak.. ve bir dilim acı pasta olsam da sessiz sakin bir köşesinde sofranın; duvarlarım daha ne kadar dayanır bu güçlü akıntılara.. ırkçıları sevmem, karşıtlarını da.. anarşist ruhlu devrimci gençlerin ayak seslerine kulaklarımı tıkar, kaparım gözlerimi gelen her türlü ışığa bir kayanın dibine yuvalanmış o soğuk fenerden.. sınırlarınız kadar sınırlısınız benim için.. ülkeleriniz kadar tanımlı, söylemleriniz kadar sıradan, ve fikirleriniz kadar uzaksınız bana.. biri, insanız mı diyor; ürkerim ondan.. titrerim baştan ayağa.. anlatmasın artık kimseler bu masalları, sunmasın içinde kutsal sular fışkıran sözde pınarları.. bunlar sizin işinize yarar, çünkü insan olan sizsiniz, ve ta...

Kurban

Resim
by rodolfo amoedo (1857 - 1941) * onu, suç mahallinde sayıklar halde bulduk ; ben, kaçırılması gereken, kaçırılmayacak olanım.. yazar değilim, parmak izi bırakmadan yazanım.. okur değilim, okurum.. görür değilim, görürüm ve ben sanki değil, gibiyim.. gibi de değil, öyleyim.. öyle değil böyle işte.. böyleyim.. röntgenci komşuların ifadelerinde, günler, geceler boyu karısının onun için yazdığı kitabı elinden hiç bırakmadığı anlaşıldı.. sürekli tehdit edildiğini, birilerinin onu öldürmek istediğini söylenip durmuş.. sonra ne olduysa son sayfasında kitabın.. karısını uykusunda sessizce boğmuş.. ardından polisi arayıp onu yastığın öldürdüğünü söyledi.. kollarının ve bacaklarının arasından zor aldık yastığı.. delik deşik etmişti bıçakla.. üzerine bir takım şekiller, bir şeyler karalamış.. pek okunmuyor, anlaşılmıyordu.. zaten önemli değildi.. nasılsa katili yakalamıştık.. ve ne de olsa dağılmış bir mürekkebin sızdırdığı hiçbir şey delil olamazdı.. kelepçeleyip ora...

Oyun

Resim
let's play the game.. * insanlar barış içinde olsaydı, dünyada bugün olduğundan daha fazla kan akardı.. yani oyuna geldiniz, henüz en başındayken oyunun.. varlığına inanıp barışın, uğruna savaştınız.. ** y.a

16 horsepower

Muştu

* dinle beni kaosun sahte muştusu, zavallı elçisi dilsiz rüzgârların.. ben, saçları, akılları karıştıranım iyi dinle.. gör bak gri bir toz bulutu muyum sadece.. bana şeklimi veren, senin nefesin.. ağzım, bir yanardağ ağzı gibi kaynıyor.. ne çok şey birikti içimde.. sustum binlerce yıl.. kusmadım ucuz öğretileri, kutsallığa övgüleri, insanı yüreklendiren yürek yakıcı bitmez tükenmez arsız ve ulu fikirleri, çılgın zikirleri, lanetli savaşları, savaşlara anlam katan o tatsız tuzsuz dinsel ağıtları, ve ağıt körükleyici başıboş feylesof sözleri.. tam da yeter derken boğulur cümlelerim birkaç yağmur damlasının ertesinde, ve düşer çiğ meltem taneleri gibi yüzüme tatlı gözyaşın.. bir baloncuk patlar dudağımın kenarında.. ne çok sevdi seni yanardağım.. seni ne çok sevdim suskun aşkım.. benim güzel asi tomurcuğum söküp ayaklarını sürüyerek kaçsa da.. o yalnız benim.. renkli balıklar gibi yüzerken içimde duygularım, ağzım, dingin bir göl birikintisine yataklık ediyor şimdi.. artık beni ne yağmur...

Düşünlerim

Resim
by enki bilal clint mansell - death is the road to awe * zamanla hakikat çıldırtır insanı.. ve normaldir bu.. çırpınır durur bir süre delilik sularında, kendi girdabını yaratır, boğulur bazıları.. direnen de olur.. o dirençli adam neredeyse bu çılgınlık hissinden uzaklaşmış, ve hakikati bağrına basmıştır.. ama diğerleri, yani uykulular izin vermezler buna.. delilik halinin devam etmesi için gömleği giydirir, sırtına mührü basarlar ki onu gören gözlere başka hiç kimse inanmasın diye.. ve böylece deli, sadece en yakın dostuyla, hakikatle avunur, tek kişilik hücresinde, tek başına.. saatin tik tak sesleri gibi gidip gelir ken yaşam ve ölüm.. yaşam ölür ölüm yaşar.. * ışık farklı bir açıdan gelseydi damarlarım görünürdü, daha farklı bir açıdan gelmeye devam ederse, kemiklerim.. bazen de öyle bir açıyla yakalar ki beni, ortada öylece kalır iliklerim, çırılçıplak.. ışık güneşten geliyor elbette.. ve gözlerime çarpıp aksi yöne, sana doğru binlerce açı çiziyor.. * gece aniden uyanıverdim.. ama...

Fernando Pessoa

Resim
fernando pessoa (1888 - 1935) * - okumaya başladığımda gördüm kendimi.. elimde sanki yetmiş küsür sene önce yazdığım günlüğü tutuyordum.. y.a * - huzursuzluğun kitabından alıntılar ; öyleyse kim kurtaracak beni varolmaktan ? hayatımı toprağa veriyorum.. * bir şeye ait olmak; bayağılığın doruğu.. ilke, ideal, kadın ya da meslek, hepsi birer zindan ve pranga.. varolmak, özgür kalmaktır.. hırs bile, ondan kendimize gurur payı çıkarırsak bir yüke dönüşür: bir ipin ucunda oynayan kuklalar olduğumuzu anlayabilsek, gurur duyulacak bir özellik bulamazdık onda.. hayır, hiç kimseyle bağımız olmamalı, kendimizle bile! başkalarından olduğu gibi kendimizden de kurtulmuş olarak, kendinden geçmeksizin içine dalmış, çözümlere varmayan düşünürler olarak, tanrıdan kurtulmuş olarak yaşayacağız, bu panayır tiyatrosunda, cellatlar eğlensin diye verdiğimiz kısacık sarhoşluk molasını.. yarın giyotin inecek.. yarın değilse öbür gün.. insanların amaçlarından da, eylemlerinden de habersiz, nihai sonun önce...

Salyangoz

Resim
- bir çıtırtı daha duymak istemiyorum.. * kulağımı dayasam, yine de duyamazdım seslerini.. sonradan, yani farkında olmadan duyduğum tüm çıtırtıların nedeni, şu son bir hafta içinde ezdiğim dört salyangoz.. beşinciyi son anda fa rkettim.. eğilip izledim.. ben “şu hayat ne tuhaf, ve zengin, renkler nasıl da içiçe geçmiş..” diye sayıklarken, ayakucuma kadar sürünerek geldi.. bir süre anten gözleri gözlerimde öylece bakıştık.. sonradan, yani farkında olmadan anladım demek istediğini, “çekilir misin..?” yetişmesi gereken bir yaprak vardı.. diğerlerinin katili olduğumdan habersiz telaşla geçip gitti yanımd an.. pek zahmetli ve sessiz.. ** y.a

Sanat II

Resim
* sanata dair önceki yazımda; "sanat, başıboş vahşi bir doru at gibi yelelerini savurarak dilediği yere dörtnala koşmalı, uçmalı, dalmalı, ve ne istiyorsa onu y apmalı.. onu dizginlenmiş düşünemiyorum.." demiştim.. işte size farklı bir örnek.. aslında o b iraz dizgi n lenm iş ve kırbaçlanmış ihtiy ar bir yılkı.. ama olsun.. at, attır.. miroslav tichy.. 1926 yılında, şimdilerin çek cumhu riyeti, o zamanların çekoslavakyasında doğdu.. komünist yönetim, onu farklı olduğu ve düzen için tehd it oluşturduğu gerekçesiyle sekiz yıl boyunca hapse mahkum etti.. yetmişleri n başında hapisten çıktı ve küçük kasabasına (kyjov, moravia) geri döndü.. sağda solda bulduğu kumaş parçalarıyla giysilerini dikti.. sokaklardan topladığı teneke kutular ve gözlük camlarıyla kendine bir fotoğraf makinesi yaptı (bkz. altta ve üstte..) böylece tutkunu olduğu kadın bedenlerini görüntülemeye başladı.. eğer bugün sanat ve sanatçılar bir şekilde ödüllerle ya da yasaklarla dizginleniyorsa, bunun altında y...

Arabesk

* yemek hazırlar gibi hazırlıyorsun kederi.. özenerek, sabırla ve biraz da ağzın sulanarak.. kimse farketmeden elinin kenarıyla gizlice siliyorsun salyanı.. arada ıslansa da gözlerin, aldırmıyorsun.. soğanın gücü ne de olsa.. en koyu baharatları atıp karıştırıyorsun kısık ateşte.. ve pembeleşiyor keder.. oturup afiyetle yerken yemeği, bir şey yakıyor dilini, bir taş gelip kırıyor dişini.. lanetler savurup sofrasında hayatın.. isyan ediyorsun, ama ne için.. ? bir dolu sinirle yumruklarken masayı, ve kırarken tabakları, yemeğin de soğuyor.. işte şimdi bir sigara yakabilirsin üstüne öfkenin.. ve yazabilirsin tarifesini kederin.. ** y.a

Düşünlerim

* isteğinin olmaması acı verir.. istemediğinin olması da öyle.. teraziye koyalım desem ikisini, hangi acı ağır basar..? üzerine elini koyduğun elbet.. ama bu her zaman böyle değildir.. nerden mi biliyorum; çünkü tarttım.. üstelik elimle de bastırdım.. sonra da hafif gelen tarafıma baktım.. istediğim şeylerin olmadığı o küçük kefeye.. olmasın canım.. ne yapalım.. onu doldurmak kolaydır aslen.. ama ya istemediklerim.. işte onlar yığınla terazime doluyorlar, her biri bir başkasının isteği, dileği.. elimi de çeksem.. içini de boşaltsam nafile.. bir gözü tartımın hiç kımıldamıyor.. ve hiç boş kalmıyor.. ** y.a

Baykuş

Resim
* yani hayat bu mu ? bu kadarcık mı ? dedi çocuğum.. savururken iki yakasını tutup dağların.. söyle! ne kadar yakınım sana ey toprak hava ve su ! sen, kızıl yeleli dolunay! şimdi benden hepiniz ne kadar uzak.. birikmiş içinde sonsuz düşünceler ya da bir tek düşünce sıkışmış daracık kalbine.. sonra bıraktı yakasını toprağın, silkelemeyi dalların.. kaldırdı önünden taşı bir yılan gibi kıvrılıp gitti su.. açtı iri gözlerini baykuşum - bu öyle bir tuzak ki kurtuluş yok artık.. dedi, süzülürken alaca karanlığında ışığın.. ve bir suçlu gibi masum ışıl ışıl yıldızlardan alev alev kente geri döndü.. ** y.a

Sanat

* sanata dair yapılan tanımların altını çizdiğimde tüm bunların biraz toplum destekli olduğunu görüyorum.. bu anlamda kaygıları mı var yoksa sanatın..? bir mesaj kaygısı, bir şeyleri bir arada tutma çabası.. o, öncülük etmeli, derleyip toparlamalı, çizgileri belirlemeli vesaire.. biz buna sanat diyebilir miyiz ? sanatın bir sınırı olabilir mi ? ister edebiyat alanında olsun, isterse diğer dallarda bir sanat eserini sanat eseri yapan aslında onun kabul görmüşlüğü değildir.. eğer bir yaratıcılığı varsa, ve içimde birşeyler harekete geçiyor, uyarılıyorsa, ya da başka hiçbir yerde ve hiçbir elde daha benzerini bulamayacağım bir tat alıyorsam izlediğim, okuduğum, gördüğüm, dokunduğum şeylerden.. bu, öyle olduğu içindir.. sanat, başıboş vahşi bir doru at gibi yelelerini savurarak dilediği yere dörtnala koşmalı, uçmalı, dalmalı, ve ne istiyorsa onu yapmalı.. onu dizginlenmiş düşünemiyorum.. ** y.a

Oyun

* tanrıtanımazları ve dindarları tenis oyuncularına benzetirim.. "top"u (1), yani "tanrı"yı ordan oraya savururlar raketleriyle (2) .. bu oyunun da diğer oyunlarda olduğu gibi belirli kuralları ve hakemleri vardır.. oyuncular set aralarında havlularına (3) sarılır, ayaklarını uzatıp dinlenirler, seyircilerde ise genel bir sessizlik havası hakimdir.. sadece başlarıyla topun hareketini takip ederler.. ve kimin galip geldiğine pek bakmazlar.. uysal bir şekilde oyunu izleyerek mücadeleden gizli bir haz (4) alırlar.. bir tenis maçında görmüştüm, top hızla karşı tarafa doğru giderken filenin üstünden geçmekte olan bir kuşa (5) sert bir şekilde çarpmıştı.. iki oyuncu da bir an için neye uğradıklarını şaşırdılar.. oyunun durmasına mı üzülsünler yoksa zavallı çelimsiz bir kuşun ölümüne mi ? seyirciler ve oyuncular donup kalmışken, topları toplamakla görevli bir çocuk (6) ok gibi gerildiği yaydan hızla fırladı ve ölü kuşu alıp sahanın dışına attı.. görevini başarıyla yerine g...

Dindar ve Ateist

* ateizm, dinin bizzat içinden çıkıp filizlenmiş, ve kendisine tıpkı felsefe ve hümanizm gibi dinler mahallesinde bir hane edinmiştir.. ateistin söylemleri dindarın hizmetindedir.. ikisi de koyu ve keskin inançlara sahiptir.. birisi var der, diğeri ise yok.. bir çatışma gibi görünse de yok olduğuna inanılan şeyin olası varlığını güçlendirmekten başka bir amaca hizmet etmez.. ** y.a

Notlar

* henüz on yaşındayken, bir gün gelecek ve ben bu yazıyı yazacağım demiştim.. işte, şimdi yazdım.. * saksıyı suladığımı gören komşu, bu çiçeğin suya ihtiyacı olmadığını, aylarca susuz kalabildiğini söyledi.. bir küçük daldı kıskandığım, sulamayı bırakıp kalan suyu içmeme neden olan.. * ölüm, sen huzur bulasın diye işleyen bir mekanizma değildir, ya da ağız tadını bozmak için çalışmaz.. onun amacı, yaşamın devamlılığıdır.. bu toprağın sana ihtiyacı var.. * ölümü dilemesi insanın, onu anlamadığını gösterir.. zaten birşeyi dilemektir aslen, onu anlamamak.. * ölümü dilemek bazen.. bu bir çeşit avuntu hali.. zaten canımız acı ya da tatlı her zaman bir şeyler çeker.. genellikle insanların açmazı psikolojik bunalımlardır, onları atlatamadığı için de ölümü bir kurtuluş olarak görür.. ya da kaçış, adı her neyse.. ama bunun üstün zekayla, aşmışlıkla ya da sanatsal yönlerle hiçbir ilgisi yok.. bu tamamen hormonların yoğun saldırısı ya da çekilişiyle yaşanan bir durum.. bir dengesizlik hali.. ve k...

Kuşbakışı

* nereye dönse, bir aksiseda sesim.. artık kuşbakışı düşüncelerim ve düşer güvercin pisliği gibi sözlerim yayaların hırçınlığı bundan.. ** y.a

Elçi

* sevgili kadınlar, nüfusa katkılarınız gün be gün bizi bir kaosa yaklaştırıyor.. aslında dehşetin alarmı çoktan çaldı, ve kâinat artık uyandı.. kendine has mekanizmalarıyla savunmaya geçti, işte görüyorsunuz, depremler, sel felaketleri, büyük tufanlar, bulutlarla seyahat eden hummalı virüsler.. karşımızda çok büyük ve güçlü bir ordu var.. aslında doğanın bizimle bir alıp veremediği yok, yani onun tarafından bakınca bu bir savaş değil.. bizler sadece yoğun nüfusu ve aşırılıklarıyla dengeyi bozan, kaynakları tüketen bir tür virüsleriz.. haliyle bu işin halledilmesi gerekiyor tabiat açısından.. az önce ; “- dengelerin korunması için ne gerekiyorsa yapın!” emrini verdi k â inat.. ve elbette iyi biliriz ki onun emiri demiri keser.. şimdi savunmayı bırakıp karşı saldırıya geçmelerine ramak kaldı.. şimşekler kırbaç gibi şakıyacak tepemizde, yağmurlarında boğacaklar bizi, o uslu görünümlü dağlar ateşten ağızlarını bir bir açacak, ve en romantik anların tanığı kayan yıldızlar bir mızrak gibi ...

Notlar

* benim tanrımdır doğam.. şimşekleri nurum, ve yağmuru lütfum.. toprağım ben milyonlarca yıllık çürümüş artıklardan yeniden hayat bulan.. şimdi atsam kendimi şu uçurumdan beni ölümden önce ilk, gözleri derin mavi bir deniz kucaklar.. yürüsem toprağın, uçsam gökyüzünün kölesiyim öyleyse, diğer tüm kölelere efendilik neden..? ** y.a