Kayıtlar

Ekim, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tünel

* göz kapaklarımın hemen arkasında renkler beliriyor.. kırmızı, turuncu, gri, mor ve siyah renkler.. yan yana dizilmiş renkli tüneller beni çağırıyor.. bu yüzden her gece bir tünele davetliyim bu gece, kırmızı tünel beni baştan çıkarıyor.. bastığım yerler, sağım, solum, tünelin tavanı, heryer kırmızı.. küçük ve ürkek adımlarla tünelde ilerliyorum.. yolculuğum boyunca yer yer koyu, bazen de yumuşak tonlarda kırmızılarla, diğer renklerin kırmızıya karıştığı yerlerle karşılaşıyorum.. tünelin sonunda kırmızı bir sis beliriyor.. ben yaklaştıkça sis açılıyor ve çatısı kırmızı, duvarları, penceresi, perdeleri kırmızı bir ev beliriyor önümde.. etrafı kırmızı çitlerle çevrili, bahçesinde kırmızı gülleri olan evin kırmızı kapısının önünde durup kapıya vuruyorum.. kapıyı, saçları, dudakları kırmızı, gözleri ve yanakları kırmızı, üzerinde tek parça halinde kırmızı ojeli ayaklarına kadar uzanan kırmızı uzun elbisesiyle şifacı kadın açıyor.. gülümsüyor kırmızı dişleriyle.. beni içeri davet ediyor.. ...

Yağmur

* birçok yağmur görmüş olan ben, dün ilk defa şaşkınlıkla, yağmurun camlara vuruşunu izledim.. sağanak halinde milyarlarca yağmur damlası toplu hücuma geçmiş gibiydi.. beni şaşırtan şeyin hayal olup olmadığını anlamak için, içinde bulunduğum başka bir hayalden, bir süreliğine çıkıp, yeniden ve yeniden arabanın ön camına baktım.. yağmur çok şiddetli.. aralıksız ve düzenli bir çin ordusu.. ama birşey var.. hayatımda ilk kez bu kadar berrak yağmur damlalarına şahit oldum.. ve sağanakta silecekleri çalıştırmadan yola devam ettim.. ** y.a

Ders

" yolun sonunda bekliyorum seni.. uğurladığım gibi gel bana.." sevda, yirmi yıl sonra gözlerini açmış, ölüm uykusundan uyanmıştı.. yirmi yıldır ağzından tek kelime çıkmıyor, bedeni yatağa mahkum.. hocaları ve onların arkasında, böylesine bir “anı” yaşamanın heyecanıyla sıra sıra dizilmiş, hastanın durumunu izlemekte olan öğrenciler, başucunda bir psikolog, ve elini tutan yaşlı bir kadın, annesi.. kendisini daha fazla tutamadı, kızına sarılıp ağlamaya başladı.. “kızım! benim canım kızım!” “lütfen nefes almasına izin verin!” dedi en kıdemli doktor.. hastayı rahat ettirmek için, yaşlı kadının yavaşça kolundan tutup yataktan kalkmasına yardımcı oldu.. sevda, annesine bakarken derin bir nefes çekti içine.. başını kaldırmaya çalıştı.. bedeninde kıpırtılar oldu.. annesine sarılmak istediğini odada bulunan herkes anlamıştı da annesi mi anlamamıştı.. atıldı kızına yirmi yılın özlemiyle.. cihazdan kalp atışlarını takip eden uzman, tehlike eşiğine yaklaşıldığını tıbbi bir terimle ho...

Direniş

* sakın dilenme! hiçbir şey için.. ne ekmek, ne yemek ne iş, ne de para.. açma ellerini, aşk, özgürlük ve bir dua için.. eğme başını hiç kimseye.. bekleme kapalı kapılar ardında.. akmasın gözyaşın gülmekte olana sakın! sakın dilenme şu hayat için ama benimle diren herşey için.. ** y.a

İçimdeki Çocuk

- dostum için.. * babasının işaret parmağını sıkıca kavramış bir çocuktum ben.. diğer elimde pamuk şekerim.. iki elimde dolu bu yüzden.. annem yetişti burnum akarken.. hem burnumu sildi, hem pantolonumu çekti göbeğime kadar.. yetmedi bağcıklarımı bağladı.. - hadi bakalım! gidiyoruz.. hep beraber düştük yola.. annem, babam ve ben.. önce pamuk şekerim bitti.. yarısını ben yedim yarısını sıcak.. sonra babamın işaret parmağı kayıp gitti elimden.. - siz gidin, ben yetişirim.. devam ettik yürümeye annem ve ben.. yürüdükçe yürüdük ama yollar bitmedi.. pantolonum düştükçe, annem çekti.. burnumu çektikçe, annem.. şimdi annem, eskisi gibi eğilip doğrulamıyor kemer takıyorum bu yüzden.. bağcıkları olmayan bir ayakkabı giyiyor ve cebimde mendil taşıyorum.. büyüdüm artık, büyüdüm ben.. ** y.a

dilenci

* - geç dalganı ablacım! - kim ! ben mi ? asıl sen dalga geçiyorsun benimle! şuna bak! beğenmiyor bir de verdiğim parayı terbiyesiz! - para güzel de.. - eee ! - burada geçmez yani.. - nasıl geçmez! o parayla berlinde bira içiyorum ben.. hem de sürahi gibi kocaman bardakta! - tamam da burada içemezsin işte.. sen iyisi mi bir ekmek parası ver yeter ablacım.. zaten bira içmem pek.. - kırk yılın başı bir iyilik yapalım dedik şu hale bak! elin ayağında sapasağlam! utanmıyor musun dilenmeye! kocaman delikanlısın! - abla utanıyorum da ne yaparsın.. çaresizlik.. - çaresizlikmiş! iş istedin de vermediler mi oğlum sana! - verdiler tabi.. - eeee! - eesi, sadece elime verdiler abla..iş yani.. - başka ne istiyordun aç adam! allah gözünü doyursun! - para vermediler demek istiyorum. ay sonu gelince “ -para yok sana..” dediler. - işini iyi yapsaydın canım sende aa! - bende kızdım kendime.. tahsin! dedim.. ulan neye elini atsan batak çıkıyor! dedim.. bana ne dedilerse yaptım, fazla fazla mal çıkardım, ...

kızılderi

* aşkın iki yüzü vardır beyaz adam.. yükseldikçe yükselir kat kat geçersin gökleri ayaklarının altında ufalır dünya.. geride kalanlar küçülüp gölgelere dönüşür bir süre sonra gölgeler de kaybolur.. o kadar yüksektesin yani o kadar uzakta.. sonra bir şey olur.. tam da sen gökleri geçip en tepesine çıkmışken seni tutan kartal pençelerini gevşetir ve düşersin.. işte o zaman ayaklarının altında gölgeler, dünya, kıtalar, denizler, ağaçlar, sürüler ve insanlar, yeniden büyür.. öyle hızlı düşer öyle sert çarparsın ki yere, ve herşeye.. bunun bir kavuşma olduğunu bile anlamazsın.. ayrılmak kadar sarsıcıdır yeniden buluşmak.. bu yüzden beyaz adam, aşkın pençesinde olmaktansa kanatlarında olmayı isterim.. ** y.a

özgürlük

- özgürlüğü en iyi kelebek bilir.. onun da anlatmaya ömrü yetmez .. * “vakit geldi.. herşey buraya kadarmış..” hakimin kalemi kırdığı günden bu yana yaşadıkları yeniden gözünün önünden geçti.. otuz saniye de, hücrede geçen otuz yılı geriye sararak.. idam cezasından daha ağır olan, o günü otuz yıl boyunca beklemek.. güneşi olmayan bir hücrede geçen yılları, yazdıklarını yine kendisi okuyarak harcamıştı.. yığınlar halinde istiflenmiş kağıtların altından ilk yazdığı yazıyı bulup çıkardı ; “ nisan 19, 1974 haksızlık bu! elime bulaşan kan yüzünden beni idama mahkum ettiler.. temyiz yolu da kapandı.. avukatımın söylediğine göre önümüzdeki on gün içinde her an idam edebilirler beni..” devamını okumayı bıraktı.. küçük penceresinden içeri sızan aydınlığın çizdiği yolda havada dolaşan milyonlarca toz zerreciğini izledi.. “ belki sizden biri olurum bu sabah.. kim bilir..” dedi mırıldanarak.. gözlerini kapatıp tombala çeker gibi kağıtların arasından bir tane daha çekti ; “ nisan 19, 1990 bugün ida...

çocuksu bir tarif

* aşkım aşkım var olan içimde tutamadığım ellerimde.. görmediğim bir yerlerde bakınca, az biraz ötede yıldızlar gibi birbirine yakın yazınca milyonlarca ışık yılı mesafede.. ** y.a

sarhoş

* bir sarhoş, anlamanı değil, dinlemeni ister.. çünkü o, zaten anlaşılmadığı için sarhoştur.. dili kaçmıştır bir kez boğazına.. onu, oradan çıkaracak olan ya sek vodkadır.. ya da bir martini biraz daha.. ve biraz daha kalmanı ister yanında.. senin için de zor olmaz dinler gibi yapmak kanımca.. hatta elini de koyarsan omzuna.. bir martini de benden sana.. ** y.a

ruhun anladığı dil 2

* “tövbesini bozan kaç insan tanıyorsunuz ?” özel çok özel bir hastane.. “yaşamak istediğiniz her türlü buhranı burada gönül rahatlığıyla(!) yaşayabilirsiniz.. “ “geçenlerde özel bir hastamızı taburcu etmiştik.. beş gün kadar oluyor.. buraya geldiğinde, çok sıkıldığını, artık hayattan hiç zevk almadığını, yapmayı istediği hiçbir şeyin kalmadığını söyledi.. biz kendisini, ailesini, arkadaşlarını, iş bağlantılarını, kısacası herşeyini bir ay boyunca detaylı bir şekilde uzman kadromuzla araştırdık.. şartların uygun olduğunu tespit ettik.. gerekli düzenlemeleri de yaptıktan sonra, kayıt işlemlerini gerçekleştirdik.. " - ismi nedir hastanızın ? “ sizin de bildiğiniz gibi buraya çok önemli insanlar gelmekte.. hastalarımız kamuoyu tarafından yakından takip edilen, çok iyi tanınan isimlerden oluşuyor.. içlerinde emekli bürokratlar, ünlü sanatçılar, yazarlar, ve kendi alanlarında marka olmuş kişiler bulunmaktadır.. bu nedenle..” - isim veremezsiniz.. " hah hahh..! evet maalesef üzgünü...

kedi

* yüzüm salona dönük yatıyorsam kanepede; uykum yoktur televizyonda ilgi çekici bir şeyler izlemekteyim bir telefon ya da kapı sesi bekliyorum uyuyorum.. açmaya bile üşendiğim bir kanepede, sırtımı dönüp yatıyorsam bu saydıklarıma, o an her şey anlamsız sen dahilsin buna, ben dahil.. o günlerden birinde, sabah güneşine direnen kalın gri perdenin hemen arkasında, eski bir kanepede sırtımı salona dönmüş yatıyorum.. bir kedi perdemi yırtarak içeri daldı, üstümden salonun ortasına atladı, mutfağa yöneldi, gece kapattığımı düşündüren sarhoşluğun yalancı tanıklığında, kapısı açık buzdolabından kocaman salamı kapıp, geldiği yerden evi terk etti.. hem de üstüme basa basa saydıklarıma inat.. ** y.a

kayıp mektup

* kardeşim, bulunduğumuz yerde imkanlar çok kısıtlı, vaktimiz yok.. bu yüzden tek dileğim senden; uzunca yazamayacağım için beni affet.. ulak, getirdiği ikinci haberin içimdeki yanardağı harekete geçireceğini nereden bile bilirdi ? bana inanmalısın ki aynı gün babamızın ölüm haberini verdiğinde, hala dizlerimin üstünde dimdik, kardeşlerimin karşısında ayaktaydım.. üzerindeki bu ağır yükü hafifletmiş olmanın verdiği rahatlıkla diğer acı haberi de bir çırpıda söyleyiverdi.. sana yazmış olduğum yüzlerce mektup eline geçmemiş.. iki yıl boyunca sığındığım her çalılıkta, verdiğim her kısa molada, bana kucak açan her köylünün ocak başında, tavuk tüyüne batırılmış katranla, daha önceden kullanılmış kağıtların boşluklarını doldurarak defalarca yazdım sana.. her bir satırı itinayla okuyacağını, okurken içinde bulunduğum durumu anlayıp, sevgili annemizle birlikte, benim için çok değerli olan dualarınızla tanrıya yakaracağınızı hayal ederek yazdım sana.. bunları okuduğunu düşünerek, gözlerimi kapa...

saçma anılar

* sabah telekomdan geldiler, iki kişiydiler.. birinin elinde alet çantası, diğerinde kablo.. korktum tabii acaba bana birşey mi yapacaklar diye.. sonra nereden geldiklerini söylediler rahatladım.. "neden rahatlıyorsam ayrıca! telekom, vergi dairesi, bağ-kur, denetmen, müfettiş, ve bilimum kontrolör tipli insanlardan hep çekinmişimdir.." - süleyman burda mı ? dedi elinde kablo olan - süleyman? - hee.. süleyman.. - yok abi.. "ah yüksel bunu heyecandan öyle söyledin biliyorum, - süleyman diye biri yok! diyemedin mi.." - nerde peki bu adam! - abi bilmiyorum.. - hımmmm bu arada diğeri çantasını açmış içindeki malzemeyi karıştırıyordu.. tabii benim heyecanım daha da arttı.. - adres olarak burayı vermişler.. dedi malzeme karıştırıcısı sakin bir sesle.. - abi burası envar apartmanı.. yani burda öyle biri oturuyorsa bilemem.. hımmmmm (kablocu) hımmmmm (malzemeci) hı hı.. (ben) - biz gidiyoruz o zaman, telefonunu bağlayacaktık, olmadığına göre bağlamıyoruz.. geldiğinde kendi...

gidenler

* böbreğimi vuran taş gibisiniz kıvransam da acıyla sonunda düşen sizsiniz.. ** y.a

kadın

“dönmeyenlerin ardından.. aşkını savaşta kaybetmiş bir kadının kısacık hikayesi..” * bir kadın , aşkı ölmesin diye her akşam tepeye çıkıp gün batımına değin dua etmekte.. allahım ölmesin aşkım yaksa da küle çevirse de beni sönmesin ruhumun ateşi.. düşmek nedir bilen bir kadının sessiz yakarışı dudaklardan düşen.. allahım ölmesin aşkım.. aç dişleri ısırır dudaklarını gözlerini kapar ve bırakır kendini düşen aşkı gibi.. görseniz, ne beyazdı teni.. renkler bilir yerini kırmızı dışında.. pembe, yanaklarında siyah, gözlerinde.. bir kızıl tül örter saçlarını.. uykusuz gecelerin mor rengi.. ve kırmızı, bildiğimiz kırmızı asi.. sınırsız.. dudakta durduğu gibi durmaz.. yüzüne de karışır gözüne de.. düşen bir bomba olur, eline de bulaşır.. gülseydi, dişlerini yakalardım ama o hiç gülmedi.. her gün batımı tepenin üstünde gözyaşlarıyla yüzünü yıkar bir kadın.. ** y.a

söz

* - bıraksana kalemi elinden bıraktı.. - bana bak lütfen, kaldır başını kağıtlardan.. dediği gibi yaptı.. - az önce yazmayı düşündüğün şeyi, gözlerime bakarak, bana söyle.. gözlerine baktı uzunca bir süre.. durgun sular titredi, gözlerinin kıyısına vurdu gözyaşları.. - ağlama lütfen..bir şeyler söyle.. - kağıtları ve kalemimi bu yüzden seviyorum.. diyebildi sadece.. sırtını dönüp ayrıldı ordan, ve masasından.. ** y.a

büyücü

* bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, duyduğu her şeye inanan bir prens varmış.. ama bir tek inanmadıkları prensesler, adalar ve tanrıymış.. babası kral, ona bu şeylerin varolmadığını söylermiş.. babasının diyarında prensesler, adalar ve tanrı’nın varlığını gösteren bir işaret olmadığı için, genç prens babasının dediğine inanırmış.. günlerden bir gün, prens saraydan kaçmış, komşu ülkeye gitmiş.. orada kıyıdan uzak adaların üzerinde adını koymaya cesaret edemediği baştan çıkarıcı yaratıklar görüp şaşırmış, bir tekne ararken, iki dirhem bir çekirdek bir adam kıyı boyunca ilerleyip yanına gelmiş.. “bu adalar gerçek mi?” diye sormuş genç prens.. “tabii ki gerçek..” diye yanıtlamış iyi giyimli adam.. “ya bu garip ve baştan çıkarıcı yaratıklar?” “hepsi de gerçek birer prenses..” “öyleyse tanrı vardır” diye haykırmış prens.. “ben tanrıyım” diye yanıtlamış iyi giyimli adam, başıyla hafifçe selamlayarak.. genç prens hemen yurduna dönmüş.. “işte geri döndün!” demiş bab...