Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

farkındalık

farkındalık;  - ah, şimdi hatırladım; dün gece gördüğüm rüyayı farkındalık;   *- ne o! ıslanmışsın, yağmur mu yağıyor ? farkındalık;  - özür dilerim.. farkındalık ; - hadi ordan! farkındalık;  - benim adım dick laurent, dick, laurent, kayıp otoban yaz, ara beni farkındalık;  - dick laurent is dead farkındalık;  - biliyor musun, tüm bunlar tam bir saçmalık! farkındalık; - ama bilmiyorsun işte, bilmiyoruz hiçbirimiz farkındalık; - ne o ? ıslanmışsın, şemsiyen mi yok ? farkındalık; - ah şimdi gördüm seni, özür dilerim farkındalık; - özürdür.. bir engeldir.. y.a

düşünce

fikir ve düşünce aynı şey değildirler, üstelik zıttırlar,  hiçbir fikir sanıldığı gibi bir düşünceden doğmaz,  kaldı ki yaşam tarihi boyunca onlar birbirlerine düşmandırlar„ fikir, kendisine uyan, kendisi gibi olan, ya da aslında sırf beğendiği için, hoşuna gittiği için bile diğer fikirlerin etkisine kapılır, onlara bir güzel karışır ve varlığını hep diğer fikirlerle devam ettirir, kendisini besler ve bu sayede kalabildiği kadar hayatta kalır, ama elbette bu sonlu bir hayat, bir gün bitecek olan bir yaşam, ve fikir ölür, yerini başka fikirler alır, üstelik bu yeni fikirlerde tıpkı bir soyağacının türeyen başka dalları gibi filizlenir, uzar, büyür ve onlar da ölür„ bir döngü gibi görünse de aslında durum tamamen bulaşıcı bir hastalığın kendisini bir şekilde devam ettirmesinden başka birşey değildir„  bu hastalığın kökünü kurutmanın, iyileşmenin tek yolu ise düşüncedir..  düşünce bir kök, uzanacak bir dal, yeşerecek bir orman istemez, bunlara ihtiyaç duymadan bedenimiz...

karanlık

herşey çok parlak, renksiz bir ışık kaynağından doğdu fakat tüm bilimciler, dinciler ve feylesofların ortak noktası sadece; karanlık .. “herşey karanlıktan doğmuştur” derler koro halinde„ ah ne saçmalık, ne büyük bir körlük bu„ oysa karanlık, ışığın ölümüdür, o, herşeyin ölümüdür, onda yaşasa yaşasa sadece cehalet yaşayabilir„ ne kadar geriye gidilirse gidilsin, görülebilecek tek şey; karanlığın bugünden çok daha az olduğu bir noktadır.. bugünden yarına karanlık, giderek gözlerimizin önünde daha çok büyüyen, ve bu zamana kadar ölmüş olan herşeyin yattığı bir mezarlıktır.. y.a

hasta

Resim
biz aslında ölüler toplumunda, ve onların mezarlık şehirlerinde yaşayan canlılarız..

hasta

kornalı düğün, kornalı cenaze, kornalı saygı duruşu, kornalı tepkiler; bu insanlara bir şekilde eylemci demek, üstüne benzin döküp kendini yakanlara büyük hakaret olur.. aslında sizler gerçekten eylemci falan da değilsiniz; ne içten içe mutlusunuz evlendiğiniz için, ne de kayıplarınız için derin acılar yaşıyorsunuz, inanmıyorum, hepsi koca bir palavra! yüzleriniz palyaço renkleriyle boyalı, dudak çizginizi bu boyalarla uzatmış, aşağı ya da yukarı doğru şekil vermişsiniz, maskelerinizi kuşanmışsınız, ağzınızda ise bir düdük; hayatı üfürükten yaşıyorsunuz.. y.a

hasta

-zengin ve fakir, iki tutkulu aşıktır, biri olmadan diğeri onsuz yaşayamaz, hayatta kalamaz.. ve ben böylesi bağlılıktan, bu bağımlılıktan, yaşadıkları bu aşktan ölesiye nefret ediyorum, öyle ki içinde aşk geçen herhangi bir şiire, bir romana, bir habere karşı içimde aniden bir kaskatılık oluşuyor, bu katılık bir kez başladığında durdurulamaz bir biçimde ilerliyor, büyüyor, bir dağı aşıyor, içimde ne kadar kalmışsa hepsini, tüm sevgimi yerin dibine kadar sokuyor ve beni bitiriyor, yok ediyor;   “tüm bunlar,” diyorum, “işte tüm bunların nedeni bu iki ahlaksız sevgili; zengin ve fakir”   zengin hep bu fakiri besliyor, ona bakıyor, onu yaşatıyor„ fakir, zengine minnet duyuyor, onu seviyor, onun için dualar ediyor„   o gelmediği zamanlarda içinde bir özlem büyüyor, aşkı onu yiyip bitiriyor; “hasret bitsin de zenginim gelsin, kurtarsın beni!” diyerek boynunu büküyor,   o, öyle bir aşık ki boğazından onsuz tek bir lokma, bir yudum su dahi geçmiyor.. zengin işte böyle sevi...

hamal

‘şu kalbim artık çok ağır geliyor..’ demişti bana en son;   öyle ki tüm bir gün boyunca koca bir evi çok uzaklara taşımış, ve o akşam evine dönerken bir ekmeği taşıyamayacak kadar tükenmiş olsa bile, üstüne bir kilo domates, bir koli yumurta, cebinden hiç eksik etmediği defteri, kalemi ve tüm yorgunluklarını da sırtına atıp bir kat, iki kat daha çıkmış ve kapının anahtarını nihayet çevirebilmişti„  tüm yükünü son anda boşaltıp kanepeye yığılmıştı  hiç acelesi yoktu ama, o gece yine de acile kaldırmışlardı..  yetişememiştim, bir ev taşıyordum, sırtımda bir başkasının hayatı vardı„ sonraları komşularıyla karşılaşmıştım, üzgün suratlar, ve bildik sözler, yine de olsun; biliyordum işte, bu adamı sevmiyorlardı, dediklerine göre iyi olmuştu ölmesi, zavallı çok çekiyormuş zaten,  palavracılar sizi!  bir ben biliyordum neden böyle çemkirdiğinizi, çünkü gürültücüydü hamal, öyle gürültülü atan bir kalbi vardı ki artık bu seslere daha fazla tahammül edemiyor...

renkler

Resim
öyleyse kıpırda! zaman ne büyüktür ne küçük, ne hızlıdır ve ne de yavaş, ne türlü olursa olsun, o sadece işler.. hiçbir kapının zili olmamalı.. eskiden olduğu gibi, ona geldiğini haber vermek için sadece, kapıya vurmalı.. bebek nöron içelim güzelleşelim o her zaman daha fazlasını ister, ve bekler ne görüyorsun; maymun, silah, meme ? gizli notlar, gizli özneler, gizli hayatlar; her zaman.. katil şöyle dedi; "ona arkadan yaklaşıp sarıldım ve boynunu sıktım" söz falan yok, eylem var, hissetmek var bir gece usulca geldi ve beni uykumda sert bir şekilde sarstı..

hasta

en sonunda aydınlandı gün gibi, çiğ düşmüş çiçeklere uyandı, oysa daha dün yatmadan önce kaybettiği gözlerini arıyor, ve bu sabah takma dişlerini, işitme cihazını ve gözlüğünü bir türlü bulamıyordu, hiç durmayan bir saati ve bitmeyen bir zamanı vardı duvarda, oysa bir kez olsun onları hiç kurmamıştı kafasında, olsun, yine de sağır olsa bile kulağında çınlıyordu zaman, bu da yeter„  iyi görmüyorsa , ve dişleri yoksa da olsun, dili vardı işte ağzının içinde gezdirdi dilini, dudaklarının üstünde, altında„ açık pencereden dışarı uzanıp bir  tomurcuğu yaladı„ tomurcuk çiçek açtı.. y.a

hasta

“sevgilimin hiç anlamadığı bir dil bu!” dedi, üzerinde son bir umut sigarasını ararken„ “köşelere kaçıyorum çoğu zaman, o da peşimden baskın yapma gayretiyle sürekli bir takipte„ beni bulduğunda heyecanlı ve biraz öfkeli, fakat artık eskisi gibi sorularına öyle hazır ve hızlı cevaplar da veremiyor tutuk kalıyorum„, görüyorum işte, yüzünde büyük bir acı var„ bu daha çok çabalarının meyvesini alamayan bir öğretmenin yüzüne..” birden oracıkta aslında çoktan bitmiş olan sözü bitiyordu; çünkü sigarasını bulmuştu, astarın içinde son paketten düşüp oraya sıkışmış bir çöp„ şimdi ateş arıyor, ama ben içmiyorum, etrafımızda içen birileri de yok, canı sıkılıyor hem de çok„ elleri titriyor„ size nasıl anlatsam yüzünde büyük bir acı var ve bu daha çok; çabalarının meyvesini alamayan bir çiftçinin yüzü.. ikimizin ortak yanı işte buydu; mesele kaçıp köşelere saklanmak değildi, nasıl olsa hiçkimse yalnız kalmak isteğinin aslında başka türden bir kalabalığa karışma tutkusu olduğunu hiçbir ...

moda

Resim
örneğin bir ipek böceği bile insandan çok daha yaşlı olan bir soydan gelir ve nesiller boyu hep aynı elbiseyi giyer„ bizim moda dediğimiz şeyse aslen hiçbir zaman dikiş tutturamadığımız türden bir kumaştır„  ne yazık! en yaratıcı kabul edilen giysiler bile kısa bir zaman sonra gözümüzün önünden yitip gitmeye mahkum„ işte sırf bu yüzden  moda aleminin en büyüklerini, böcekleri saygıyla selamlıyorum.. y.a

deli

Resim
karikatür: yigit özgür * geçmişte cadı diye yakılan ve günümüz halkları dilinde adı deli olarak geçenler adına buradayım sevgili psikolog/sayın psikiyatrist; kafatasının içinde olup bitene çok meraklı olup işe henüz yeni girişen, ya da artık bu alanda çok iyi olduğunu düşünen sana ve büyük bir saygı ve hayranlık duyduğun tüm fikir babalarına söylemek istediğim şey kısaca; akıl hastalığı diye birşey yoktur„ sizin paranoya dediğiniz, ya da uyduruk tıp diliyle söylemekten zevk aldığınız , ve toplumda garip, yabancı, eksik ve kusurlu olduğunu ifade ettiğiniz insanların ve onların her türden zihinsel hareketlerinin, vücut dillerinin hiçbiri hastalık değildir„ kısacası deli diye biri, -yoktur! burada asıl anormal olan bu durum;  sadece sizin yüksek egonuz, ve buna rağmen -ironiktir ama-; güce ve güçlüye olan tapınmalarınızdır.. başınızı kaldırıp artık not tutmayı bırakın, gözlükleri çıkarıp uyuşturucu dolu reçeteleri çöpe atın„ gerçekten sam...

hasta

"sağlıklı olmak tanımı çok itici, ürkünç ve rezil birşeydir" * bu sözüm sana ey ölü freud bazı doktorlar da vardır ki hastalığı çok güzel, sinsice içimize yerleştirirler.. * bravo doğrusu onlara! yüzyıllardır konuştular, yazdılar ve kendi fikirlerini, o tuhaf egolarını, taşkınlıklarını tek bir gerçek, adeta değiştirilemez bir gerçek, orijinal, özgün ve somut, ve bir ekmek kadar doğalmış gibi yedirdiler bize.. hakikaten bravo doğrusu„ çünkü bugün onlar size eğer paranoyak teşhisi koyuyorsa; evet öylesinizdir, bir akıl hastalığına tutulmuşsanız, zaten öyleydiniz ve bilmiyordunuz, artık öğrendiniz, şimdi sıra tedavide.. hey sen, panikatak kardeşim, sen ağır depresyonda olan kadın, yatarken ilaçlarını almayı sakın unutma! y.a

insan

insanlar ve hayvanlar tıpkı böcekler ve hayvanlar, ayı ve hayvanlar, kedi ve hayvanlar yılan ve hayvanlar köpek ve hayvanlar sıçan ve hayvanlar kadar sıradan bir söylemdir.. y.a

hayat

hayat; bir şeyin, başka bir şeyin ucuna değmesiydi.. o onu tuttu, yakaladı başından, yapıştı kuyruğuna, kuyruk sallandı„ esrik kuyruk sallandıkça rüzgarını yarattı, rüzgar yeni doğmuş bir bebek; şımardı ve ilk kez ona “baba!” dedi o o kadar sevindi, dişleri öylesine seyreldi ki içinde biriken bir mutlulukla sessizce osurdu.. işte bu asil ve temiz adam, giyimli kuşamlı ve ehil bir adamdır, akildir ve bugün hava durumu dışarıda fırtına var diyorsa dışarıya çıkılmayacağını iyi bilir.. yine çatılar uçacak, kafalar yarılacak, ortalık karışacak, görünmeyen bir süpürge gezinecek üstünde şehrin„   bense bugün dışarıdayım, kuyruğumu sallayarak karşılıyorum fırtınayı ve diyorum ki ona; hoş geldin..

notlar

Resim
kendini bir mutluluk oyunuyla kandırmak yerine ot kaynatıp içmek; işte bu bana daha akılcı geliyor.. evet hayalciyimdir aynı zamanda, ama hayallerimin içinde asla mutluluk oyunlarına yer yok„ bu türden oyunlar zihnimin koridorlarını tıkayan bentler gibi„ ve ben baraj değil sel olmalıyım, önüme geleni içime katmalıyım„  çünkü hayat bana bunu emretti.. y.a

sevgi

sevginin kökü zorbadır.. zorlayıcıdır o, azılı bir gardiyan..  bir zamanlar ayaklarına prangalar vurmuştu, sonra bu ağırlığa alıştın,, ellerini kelepçeledi,, buna da alıştın,, zorba, kelepçeyi çıkarıp kızgın alevlerde yeniden dövdü, onu daha küçük hafif bir halkaya çevirdi, parmağına taktı.. ve sen bunu, yani zorbayı çok sevdin..  y.a

itaat

insanların bir lidere olan sadakati, ona itaat edişi ve onun için ölmeleri, karınca ve yabanarısı kolonilerinin kraliçelerine duydukları itaatten çokça farklıdır„ hiçbir arı, hiçbir karınca zorla ya da telkinle kraliçenin hizmetine koşmaz, ona duydukları karşılıksız sevgiyle de bir alakası yoktur ölümlerinin„ onlar daha çok bir hayatı yaşatmaya çalışırlar her daim„ bu anlamda kraliçenin yaşamı arılara bağlıdır, karıncaların yaşamıysa kraliçelerine„ ve bu bağlılık bir yeminle, bir anlaşmayla da gelmez„ ama özünde öyle bir anlaşmadır ki bu; onu tüm içtenliğiyle ve sadeliğiyle okumak koloniye yaşamı verir, ya da hayat alınacaksa ellerinden, hepsinden alınır, olur biter.. ortada asla bir savaş yoktur, zaten yaşadıkları bu kargaşaya ve çarpışmalara hiçbir zaman savaş gözüyle bakmazlar.. bizim sadakatimize gelince; bu ancak kendi ellerimizle yaptığımız çitlerin içinde otlayan sürüler üzerinden değerlendirilebilir.. yani böyle olduktan sonra, böylesine milyarlarca kalabalık bir sürünün kralı,...

aptal

Resim
neden bir türlü anlaşamıyorsunuz, sürekli kavga ediyorsunuz, neden hep birbirinize karşı üstünlük kurmaya çalışıyorsunuz, kısacası sonuç olarak neden hep acı çekiyorsunuz ?  “karşı cins”  yanıt orada işte ona iyi bak..  sen kalkmış birşeyi, bir objeyi, henüz somut hale gelmemiş bir düşünceyi, ve dahası birisini karşına almışsın bir kez, artık hazırsın ona vurmaya, ya da kendini savunmaya, ve sürekli bu duyguyla yaşamaya,, adına savaş, yaşam mücadelesi falan diyorsun ya; tüm bunlar bir saçmalık!  tüm bu olanlar resmi olarak henüz kayıtlara geçilmemiş bir “aptallık” y.a 

lacan

Jacques Lacan Parle (Speaks) from dd on Vimeo .

yağma

bir kitabı yağmalıyorlardı, bir romanı, bir düşü parçalıyorlardı„ gelen her kişi bir cümleyi kesip heybesine atıyor ve hızla oradan uzaklaşıyordu„ olay yerine geldiğimde haliyle cesedi teşhis edemedim, onu tanıyabilmek için kalbimin kaldıramayacağı şeylere bakmak zorunda kaldım, bir son vardı bu hikayede„ onu bile almışlar„  - güzel şeyleri paylaşmak, güzeldir„ pastayı, dondurmayı, bir kadeh şarabı, aşkı ve bir kitabı.. ama paylaşımın da ince, keskin bir çizgisi var; o çizgiyi geçtiğinde elinde artık her ne kaldıysa onu paylaşmıyor, sadece yağmalıyorsun..  y.a

notlar

ya birisinin hayatınıza aniden, izinsiz girdiğini, ya da hayatınızdan yine beklenmedik bir şekilde ve terbiyesizce çıktığını düşünüyor ve bu nedenle kendinize çok kızıyorsunuz;- ah, ne acıklı bir adamım! ne kadar zavallı biriyim!; ama unuttuğunuz birşey var; şu yaşamda yapabileceğiniz en etkili eylem, yürümektir..   oysa kalan; yürümeyi hiç beceremeyendir„ bank aşığıdır o„ beklemeyi, sadece beklemeyi sever.. y.a

hasta

“beni affet!”  o çok derinlere yapılan yolculuğun sonunda karşımıza çıkan derisi içine çekilmiş, kaburgaları yerinden oynamış kupkuru sıska ve kara köpeğin ta kendisidir, havlasa bile sesi o kadar cılızdır ki sadece inlediğini duyabiliyorum en teknolojik aygıt olan kulağımla„ öyle gelişmiş bir aygıta sahip olmak da iyi birşey değil hani! sonuçta en hafif yakarış bile sağır edebilirdi beni, ama ben ne yaptım! çömeldiğim yerden doğrulup uzadıkça uzadım, su üstüne çıkmıştım, seslerden uzak ve gökyüzüne yakındım artık.. gitmeliydim, vakit epeyce geçmişti ve zaten gidiyordum„  yine de en azından yapılması gereken tek birşey kalmıştı ve ben de onu yaptım; birkaç adım sonra durdum ve geriye yarım bir daireyle döndüm, kısık bir sesle ona “beni affet!” dedim.. y.a

hasta

Resim
- kadınlara bakmayı seviyorum, onları süzmeyi, incelemeyi, takip etmeyi ve onları izlerken birşeyler düşünmeyi çok seviyorum, abartı görünebilir ama bazen öyle kadınlar da çıkıyorki karşıma bakmayı bırakıp kesiyorum, kesmeyi bırakıp gözlerimle yiyorum onları,, nerede olursa olsun, otobüste,  parkta, kaldırımda, bir kafede, boş boş gezinirken, denizde yüzerken bile boş durmuyorum,, balkonda çamaşır asarken bile gözüm yollarda ve karşı pencerelerde,, hep bir kadın arar dururum.. en son nihayet bunu itiraf ettim sevgilime,, bana "hastasın sen!" dedi..  bakıştığımız o günleri unutmuş anlaşılan, düşünsene bir, buluştuğumuz gün ne giydiğimi bile hatırlıyordu oysa,, tabii ben onun ne giydiğini hiçbir zaman hatırlayamazdım,, ama ayrılma nedenimiz bu değildi,, bir başkasıydı, bir kadının başka gözleriydi,, kadın bana bakıyordu,, beni kesiyordu, kesmeyi bırakmış beni yiyordu.. y.a

aşk oyunu

silah ve mayın,, öldürmek için tasarlanmış, sadece öldürmeye yararlar,, yarar da ne kelimeymiş-akıllara zarar! ateş ki elle tutulmaz, ama tutan da var, o ayrı, bedenini ve aklını parayla değiş tokuş etmiş bir zavallı, hakiki bir fakir,, hem sirk cambazı değil miydi kendisi, ip üstünde yürüyor ve ateşi yutuyor hani, tüm marifeti işte buydu! olsun, yırtıp atın tuttuğunuz tüm notları,, bakın ne diyorum; - onun böylesine maharetli biri olması, ateşin, içine aldığı herşeyi yakıp erittiği, küle çevirdiği gerçeğini pek değiştiremez! yine de bir gayret kalkmış, elinde kalan bu son marifeti kuşanıp aşk sözcükleri döşüyor sevdiğine; - içimde aşkın soluk ateşi, sen, gecemin en alevli yıldızı! ve her nasıl yapıyorsa, bunları söylerken ağzından tek bir daire olsun duman bile çıkmıyor görüntüsüne baksan tam bir budala, yani aşık, siyah beyaz bir palyaço, belki de safkan bir katil kadının ondan geri kalırı yok “yürek ister yakmak!” diye hıhlıyor uzaktan aklınca körüklüyor ateşi ama adam ateşle oynama...
Resim
müzik, şu an da dinlediğiniz ve birazdan bitecek olan bir kayıttan ibaret değildir.. elinize aldığınız bir enstrüman ve kağıda dökülen notalardan çok daha fazlasıdır o„ hayatın ta kendisidir„ acı ve zevktir„ gürültülü ve coşkun, sert ve güçlüdür, sessiz ve yumuşaktır, bir şekilde içinize girer.. y.a

cem karaca

Resim
kim demiş köşe başında tezgah kurmuşlar  düşmüş işportalara sevda gibi sevdalar .. cem karaca - ömrüm

hasta

bazıları güzel yazar,, okudukça okuturlar kendilerini,, zaman nasıl da akıp geçmiş, haber alınmaz zamandan,, o vakitlerde geçmişe gömülür insan, gelecek de neymiş, an işte bu an! tadına varılmaz yazılanın,, çünkü, tam da okuyanın, düşüncelerini yeniden mis gibi okuduğu bir yazıdır bu,, geçilen her satırda, ve biraz daha aşağılara doğru kaydıkça kendinden geçer okuyan,, sarhoş olur diyelim buna,, ve o sarhoşluk halinde arada çok güzel giydirilmiş çirkin suratlı cadılar,  yani satırlar artık görünmez olur, kaybolurlar,, işte bu sarhoş yazarın o güzel kaleminden damlayan bu cadılar var ya,, kendisi hakkında yazılanlara ve bu yazıya karşı atağa geçecek olana, hatta, ve hatta çok uzun yazılmış olmasına karşı kendisine tek bir cümleyle cevap verilecek ve bu cevapla yetinecek olanlara yeter de artar bir söz, bir çeşit and olacaktırlar o andan sonra.. yazılarda mazlum olan, o birkaç satırlık cadıların satırlarından sızan kan damlaları gibi düşecektir okuyanın gözlerinden,,  "buna gözy...

hasta

Resim
- ceninin de yaşama hakkı var!  yok daha neler,, seni şapşal! o yüzden mi çok seviyorsun, yumurtayı.. y.a

hasta

kalpsiz de yaşanır, beyinsiz de suda bir balık gibi, bir kavanozun içinde su gibi bir kavanoz gibi içine aldığın herşeyle birlikte ve tümden boşken için, evet, böyle de yaşanır.. y.a