hasta
-zengin ve fakir, iki tutkulu aşıktır, biri olmadan diğeri onsuz yaşayamaz, hayatta kalamaz.. ve ben böylesi bağlılıktan, bu bağımlılıktan, yaşadıkları bu aşktan ölesiye nefret ediyorum, öyle ki içinde aşk geçen herhangi bir şiire, bir romana, bir habere karşı içimde aniden bir kaskatılık oluşuyor, bu katılık bir kez başladığında durdurulamaz bir biçimde ilerliyor, büyüyor, bir dağı aşıyor, içimde ne kadar kalmışsa hepsini, tüm sevgimi yerin dibine kadar sokuyor ve beni bitiriyor, yok ediyor; “tüm bunlar,” diyorum, “işte tüm bunların nedeni bu iki ahlaksız sevgili; zengin ve fakir” zengin hep bu fakiri besliyor, ona bakıyor, onu yaşatıyor„ fakir, zengine minnet duyuyor, onu seviyor, onun için dualar ediyor„ o gelmediği zamanlarda içinde bir özlem büyüyor, aşkı onu yiyip bitiriyor; “hasret bitsin de zenginim gelsin, kurtarsın beni!” diyerek boynunu büküyor, o, öyle bir aşık ki boğazından onsuz tek bir lokma, bir yudum su dahi geçmiyor.. zengin işte böyle seviliyor„ fakiri beslediği için„ ve bunun doğal sonucu olarak o ne kazandıysa, neyi elde ettiyse, ne kadar zengin olursa olsun, hep mazur görülüyor, daha fazlasını söylemek gerekirse içten içe bir saygı, ve çok derinlerden köpürüp gelen bir sevgiyle zengine bağlanıyor insanlar.. işte bu yüzden ben ne zengini severim, ne de fakiri, iğrençtir onların aşkları, pis kokarlar her zaman, mideleri dolu da olsa, boşta olsa hep pis kokar ağızları, sözleri ya çok toktur, ya da birşeylere hep çok açtır„ lanetlidir her ikisi de, ve benim gözümde hiçbir değerleri yoktur„-
böyle demişti, kendisine bir ramazan gecesi bir çuval gıda malzemesiyle gelen adama„ zahmet edip kapıdan dışarıya bile çıkmamış, dahası onu hiç hoş karşılamamıştı„ ama adam ihtiyarı dinlemiyordu, kayıtsız bir ifadeyle sırtındaki çuvalı kapıya yıktı, hafiflemişti artık„ önemli olan da zaten buydu; “çok şükür!” dedi ve geldiği yerden karanlığa karışarak yitip gitti..
diğeri, o gittikten birkaç adım sonra yavaşça uzanıp kapıdan dışarı başını uzattı, evinin önüne bırakılan çuvalı kokladı, ağzını açtı, eliyle içini yokladı, sıcak bir somun ekmeği koparıp ağzına attı, yedi, yedi, yedi ve şükretti„ mutlu olmuştu ama yine de belli etmiyordu, karnını doyurup gücünü topladıktan sonra çuvalı sırtladı; şimdi yük onun yüküydü, artık o da bir fakirdi, ve bir zengini vardı, mutluydu işte, o gece sessiz ve ağır adımlarla gerisin geriye, içeriye,
sırtında bu yükle girdi..
y.a
Yorumlar