Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hasta

ikinci adam olmak bu toplumun dayatmasından başka birşey değil, ama kimse bize bunu böyle söylemez, zaten dayatıyormuş gibi de görünmezler,, onu kabul; çoğu zaman kendiliğinden gelir, ve bir yerden sonra muhteşem desteğimizle ikinci adam olmayı göğüsleriz, her zaman ve her yerde,, oysa doğanın bize sunduğu şeyle ikinci adam olmak arasında bir köprü var, hepimizin birer köprüsü, merdiveni, iyi bir tırmanış için gerekli halatı da var, yeter ki elindekini fırlat, gidip otursun yuvasına çelikten kanca,, oysa ikinci adam bunlarla uğraşmaz, o daha çok diğerlerinin ona sunduklarıyla, yahut ondan arta kalanlarla geçinmeyi bir nimet sayar, artık kimi gözüne kestirdiyse, ya da her kim onu gözüne kestirmişse onunla, onun kuyruğunun altında yaşar,, bir zaman sonra onun yerini alacak olsa bile o; yine de ikinci adam olarak kalacak ve mutlaka bir başkasının altında ve hükmünde yaşamaya devam edecektir..  y.a

kul

bir kapıya kul olmak,,  öğrenci, derviş, mürid, saf olmak,, adam yaşlı, hürmet görecek, çok okumuş, saygı duyulacak, makam sahibi, düğme iliklenecek,, ve hepsinde de ayakta dikilmek gerek,, işte böyledir, pek zahmetlidir öğrenmek, adım adım ilerlemek,, şimdi papucumun teki kayıptı buldum, delikti diktim, yırtıktı yamadım, ama yine de su topladı ayaklarım,, böyle böyle yıllandım,, alim oldum, muallim oldum, hocayım, yaşlıyım, zat-ı muhteremim ben, efendiyim, efendinizim, ak sakallı dedeyim,, bir traş olsam, şöyle nur topu yüzüm ortaya çıkacak, güneş görmemiş, hiç yanmamış, beyaz mı beyaz tenim, içi nasır dolu ama yumuşak ellerim,, onlarla uzanır göklere, onlarla dualar ederim, size, kendime, hepimize, efendimize,, bilseniz ne çok halı eskittim, nasıl da çok kanadı dizlerim, o kadar yazdım ama bakmayın bana, yok birşeyim, sadece böyleyim ben,, sağ ayak bileği biraz çıkık, gözleri sulu mu sulu, hem de nasıl, kanlı sulu, bir kapı kulu.. y.a

algı

"oğlum sana diyorum, sana!" fakat adam şaşı.. gözleri nereye bakıyor belli değil, ses desen dalga dalga yayılıyor, hangi yöne gidiyor şimdi bu ? eğer bir kulağı duyuyorsa insanın, çevredeki diğer tüm seslerin arasında onun bana birşeyler söylediğini anlayamazdım, zaten anlamadım.. yine de, öyle ya da böyle bir hayvandım, ve ne zaman bir ses duysam irkilirim, tabiatım irkilişlerle doludur.. ani bir hareketle geriye döndüm, baktım kimseler yok, etrafımda bir süre tur attım,, beni bu halde kim görürse görsün, polisi arayıp şunu söyleyebilirdi; adamın biri, falezlerin orada tek başına dikilmiş tuhaf hareketler yapıyor, paniklemiş bir halde, eyvah eyvah, şimdi atlayacak, yetişin! sanırım tutturmuş olmalıyım bu olasılığı; polis geldi, biraz uzağımda insanlar birikmeye başlamıştı, her kafadan ve ağızdan sesler çıkıyordu ki bir kulağı duyuyorsa insanın.. ileri geri gidip geliyordum, aniden duruyor, aniden dönüyordum, oturuyordum, kalkıyor ve zıplıyordum ama, asla paniklem...

büyü

büyüden nefret ediyorum, hem de çok.. şöyle bakınca etrafa, herkes az biraz büyülenmiş, bakışlarının derinliklerinde birşeyler saklı sanki, annem, babam, ailem, atalarım, arkadaşlarım, patronlar ve onların da patronları, hepsi büyülü bir haldeler,, onların içinden geçip gidiyorum, gölgeler heryerde.. geçenlerde ise, büyücüyle göz göze geldim, elinde ince uzun bir sopa, yüzü kırmızı, burnu şiş ve ağzı dolu dolu, yüzüme tükürüyor, bana lanet okuyordu; lanet olsun! herkes tamam da bir sen kaldın, lanet olsun! dedim.. y.a

hasta

teşhir ve gözetlemek, kendini önce aynada gösterir, ve ilk, saçını taramakla başlar herşey..  bir gün, bir gece vakti, birdenbire şöyle birşey oldu; kaldırıp attım kitabı, son sayfalardı, boştu, televizyonu da kapattım, tam da adam kadının üstünde ve eteğini parçalarken, neredeydim? ah, evet.. kanepede, uzanmıştım; doğrulup düzgünce oturdum, iki diri memeyi sıkar gibi ellerim dizlerimin üstünde, fazla durmadım, kalktım, banyoya gittim, ama daha içeri adımımı atmadan geri döndüm, kanepeye baktım, nasıl uzanmışsam, nasıl kavramışsam artık, dağınık bir yatak gibi görünüyordu, darmadağınık,, iki tane, üst üste tepelenmiş, ezilmiş, dişlenmiş, hırpalanmış yastık ve ortasında derin bir kafa çukuru, benim çukurum.. hiçbir vahşi hayvan avına doğru hamle yaparken fonda çalan müziğe kendini kaptırmaz, ama sen var ya sen! bir budalasın işte,, müzik varsa varsın, yoksa yok.. y.a

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik V

- ve devamında ;  kamusal iktidar, duygusal iç yarılmayı sürdürmek için bir araçtır.. ama iktidar böyle bir insanı doğrudan kendisi için aramaz, aksine dağılmamak için, tutunacak birşey olarak ona ihtiyacı vardır.. bu yüzden böyle insanların uzlaşma şansları da yoktur.. hakimiyetin her çoğalışı iç boşluğu büyütür ve kaçınılmaz olarak daha güçlü bir hükmetme ihtiyacı yaratır.. böyle insanlara dikkatli davrandığınızda her türlü olumluluğu bir zayıflık olarak yorumlayacaklardır.. çünkü onlar için eşdeğerlilik yoktur, geçerli olan sadece hükmetme ve hükmedilmedir.. çocukluklarındaki dersleri iyi öğrenmişlerdir; acı bir iktidar aracıdır, bu yüzden yalnızca iktidar ve şiddet geçerlidir.. diğer herşey, o ilk baştaki 'bir kişiye ya da birşeye bağlı oluş'tan kaynaklanan korkaklığı açığa çıkartacaktır.. işte bu yüzden bu insanlarla her türlü uzlaşma, iktidarlarını daha da etkin bir biçimde uygulama hırsını artıracaktır.. böyle insanları ancak yıkıcı bir başarısızlık frenleyebilir.....

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik IV

 bölmek başkan regan, birleşmiş milletlerin kırkıncı kuruluş yılı genel kongresinde yaptığı konuşmasını etkili sözlerle ve tuhaf ilgisizlikte bir metaforla bitirmişti.. konuşmasının bir yerinde meksikadaki korkunç depremden birkaç gün sonra yaşanan dokunaklı bir sahneyi hatırlattı.. juares hastanesinin yıkıntıları altında kalanları arayan işçiler zayıf bir inilti duymuş ve henüz hayatta olan üç bebeği kurtarmışlardı.. reagan konuşmasını şöyle bitirdi; 'bütün bu umutsuzluk içinde, doğru zamanda ve zamanla sınırlı olmayan bir ders aldık; hayatın mucizesini yaşadık..' new yorker bunu da yorumsuz bırakmadı; 'başkanın konuşmasının sonundaki bu abartılı sözler, bize konuşmanın özüne pek uyuyormuş gibi gelmedi.. toplantı salonunda bulunan bütün dünyadan diplomatlar, abd nin yeryüzündeki derin kriz üzerine.., nükleer silahlanma ve nükleer bir yıkım tehlikesi üzerine umut verici birşeyler söylemesini bekliyorlardı.. bu çerçevede reaganın üç bebeğin kurtarılmasıyla ilgi...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik III

 adileştirmek olayları küçümseyip adileştirerek de ortaya çıkartabilecekleri duygulardan koparmak mümkündür.. yaşam hiçbir şey ifade etmeyen istatistiklere indirgenebilir, ama teknik yeniliklere de bağımlı kılınabilir (insanın yaptığı şeyin hesabını vermemesini sağlayacak en emin yol..) bunun en dehşet verici örneği hiç kuşkusuz modern savaş mekanizmasındaki teknik kazanımlardır.. savaşı ikincil ve katlanılabilir birşey haline getirdiler.. eskiden öldürenlerin, kendilerinin de öldürülebileceğini hesaba katmaları gerekiyordu.. fakat bugün, öldürenin, öldürdüğünü ve bu arada yalnızca küçük bir kişisel risk aldığını bile neredeyse hiç farketmemesini sağlayan, çok yüksek karmaşıklıkta bir aygıt kullanılıyor.. buğün, ölümün söz konusu olduğunun bilince işlenmesine gerek kalmadan savaşlar yapılabiliyor.. ölümün bu şekilde adileştirilmesi, amerikalı bir üst düzey gizli servis subayına şunları söyletebiliyor ; 'nikaraguaya (ya da ıraka) girmek amerikalılar için bir çocuk oyunu..' bu mü...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik II

basitleştirmek olayların gelişmesine, ve gidişatınaa uygun duygusal tepkilerin oluşmasını engellemek için onları belirli bir düzeye indirmek amerikada, vietnam savaşı sırasında gündelik, rutin bir uygulamaydı.. new yorker dergisi, 29 mayıs 1971 tarihli sayısında, güney vietnam köylerini 'barışa kavuşturma' da kaydedilen ilerlemeleri kanıtlayan bir liste yayınladı.. "bu listede aşağıdaki başarılar belirtilmektedir: beşbinikiyüzaltmışdokuz hasta tıbbi bakım gördü, ikibinikiyüz litre kimyasal madde, yaprakların temizlenmesinde kullanıldı, bin kilometrekare alanda ürünler toplandı, bindokuzyüzellialtı aileye yirmibinsekizyüzaltmış çatı plakası sağlandı, beşyüzyirmidört saat boyunca psikolojik savaşla ilgili anonslar yapıldı ve dört konser düzenlendi.. böyle bir liste karmaşık bir malzemenin hızla değerlendirilmesinde elbette özellikle tercih ediliyor.. basit, açık ve nesnel.. bu kadar kolay yanıtlanamayacak karmaşık sorulardan ise kaçınıyorlar.. örneğin beşyüzyirmidört saat ho...

yaşam biçimi olarak delilik ; karşı çıkış olarak delilik I

'gerçekçiler'in başarılarının tek dayanağı sadece kendilerini lider olarak bir 'vazgeçilmez kişi olma' sanatına hakim oluşları değildir, aynı zamanda kendi benliklerinden de vazgeçebilmek için bu türden liderlere ihtiyaç duyan kişilerin kendi iç yapılarında bulunan 'kişiye bağlanmak, ona ait olmak dürtüsü de bir etkendir.. uzlaşmaya duydukları gereksinim bu kişilerin bütün varlıklarını, ve kuralları yerine getirmeye yöneltir.. yasalara ve talimatlara eksiksiz bağlıdırlar, sırf bu yüzden duygu dünyamızın iç gerçekliğini alt üst ederler, ve böylece kendilerindeki yıkıcı güdülerle karşılaşmak zorunda kalmazlar.. çoğunlukla bürokrasi içinde bir yer edinirler, ve ancak bu şekilde düzen ve yasalar adına duyguları ezip geçerken kendilerini tümüyle haklı hissedebilirler.. bu uzlaşmacılar, psikopat yapıdaki lider tipinin piyonlarıdır.. ait oldukları ve onlara ait olan diğer toplumları, kısacası içinde bulundukları dünyayı uçuruma sürüklemekte onlara yardımcı olurlar.. işte d...

bilmek

bilmek örtüsünü kaldırıp attı üzerinden, bilmekle olmuyordu, mesela dışarısı soğuksa ve kendisi de yorganın altındaysa, soğuğu bilmek, onun için bilmek olmuyordu.. çıkıp karların üzerinde çırılçıplak yürüdü, şimdi üşüyordu, hem de nasıl! titriyordu ve işte sırf bu yüzden artık bilmek yetmiyor, iliklerine kadar onu duyumsuyordu.. y.a

toplum

ortak düşmandan korunmak için biraraya gelen siz, korkaklar sürüsü! belki bu sayede canavarı yendiniz, ama kendi içinizde birşeylerin canavar olmasına da engel olamadınız.. üstelik şimdi herbiriniz ayrı ayrı canavarsınız,, canavar dediysem o sizin korktuğunuz gibi gösterişli, rengarenk, etkileyici bir yaratık da değil, kurt gibi, ama bir bozkır kurdu da değil, kurt işte! görünmeyen, geriye baktığımda dağ gibi yığılmış pislik bırakan türden, bir kıl kurdu.. y.a

yabancı

saf tutup bir çizgiye asılmış sıra sıra notalar gibiyiz fakat müzik, müzik değil; duyduğum sadece kalın bir “do” sesi.. toplumlar öyle bir noktaya geldi ki “yabancılaşma” artık tek başına birşeyleri açıklamaya yetmiyor.. burada bölünme çok çeşitli şekillerde ve hızla devam ediyor gibi görünse de asıl bölünme yabancılaşma konusunda oldu.. topluma yabancılaşanlar, ve kendine yabancılaşanlar, işte bizim gerçek paydalarımız bunlar.. kendimizi bir grubun, partinin ya da bir spor takımının içinde ve onlara bağlı bireyler olarak görüyor olsak bile, bu türden bir bölünme, ve bir kimliğe bürünmek; içinde bulunduğumuz şu zavallı durumu asla tek başına anlatmaya, açıklamaya yetmeyecek.. hemen bir çizgi çekip altımıza şunu yazmalıyız; çünkü problem sinsi bir şekilde orada öylece yatıyor; "bizler yabancıyız.." işte tam da şu an sorulacak olan soru, verilecek cevabın önemini kat kat artırıyor; neye karşı yabancılık çekiyoruz, kendimize mi ? yoksa içinde yaşadığımız bu toplum...

samuel beckett

Resim
sevgili anlayışsızlık, sana çok teşekkür ederim, eninde sonunda kendim olmama yardımcı olacağın için.. samuel beckett