ev
*
insan dört duvarın önemini anlamıyor..
onun içinde hep özgürlük söylemleri var.. özgür olmak istiyor, hayatını yaşamak istiyor, bağırıp çağırmak, dans etmek, çılgınlık yapmak istiyor.. haklı da.. ama ne yaparsa yapsın eninde sonunda kaçıp dört duvarın içine sığınıyor.. bu bir gece vakti olur, sabaha karşı, ya da soğuk ve yağışlı bir havada olur.. yeter ki bu gidişin, kaçışın sonunda geri döneceği bir yeri olsun, içi boş, bomboş olsun, hiç farketmez..
işte orayı istiyor insan..
hayatın içindeyiz, hayatı yaşıyoruz, ama işte, başımızı sokacak bir damımız da yoksa, hiçbir şey bize tat vermiyor.. ne derseniz deyin, sizin için bunun adı güzel bir yalı, bir daire olabilir, tahta bir kulübe, ya da oyuk bir ağaç, bir mağara.. sonuçta başımızı sokacak bir yer arıyoruz hayatta..
ve orada kalmak istiyoruz..
şimdi oradan çıkmak istediğini söyleyen, bunun bir hapis, işkence olduğunu söyleyen, ve özgürlüğü orada burada arayanlara şunu sormak istiyorum; siz hiç bir evi, oyuğu, ini olmayan canlı gördünüz mü?
boşverin bu özgürlük söylemlerini, bakın bu söylem, sizi bir zaman sonra kendi içinize, ve başkalarının fikirlerine hapsedecektir, orası da bir ev! ama farklı işte; ne de olsa parmaklıklarla pencereler aynı şeyler değil..
bir mezar taşına gösterilen saygıyı dört duvara göstermiyor insan..
ben evimi seviyorum, bu ev yanarsa bir gün, olsun, başka bir eve taşınırım canım, bana ev yoksa gider kendime tahtadan bir ev çatarım, eğer tahtanız da yoksa, toprağı kazar, orada bir oyuk açar içinde yaşarım..
o toprak sizin mi ? izinsiz girilemez mi ?
öyleyse hiç merak etmeyin, endişelenmeyin kendiniz ve eviniz için; gider bir ormanda, orman yoksa bir kayalıkta yaşarım..
işte orası benim evim,
benim mezar taşım..
**
y.a
insan dört duvarın önemini anlamıyor..
onun içinde hep özgürlük söylemleri var.. özgür olmak istiyor, hayatını yaşamak istiyor, bağırıp çağırmak, dans etmek, çılgınlık yapmak istiyor.. haklı da.. ama ne yaparsa yapsın eninde sonunda kaçıp dört duvarın içine sığınıyor.. bu bir gece vakti olur, sabaha karşı, ya da soğuk ve yağışlı bir havada olur.. yeter ki bu gidişin, kaçışın sonunda geri döneceği bir yeri olsun, içi boş, bomboş olsun, hiç farketmez..
işte orayı istiyor insan..
hayatın içindeyiz, hayatı yaşıyoruz, ama işte, başımızı sokacak bir damımız da yoksa, hiçbir şey bize tat vermiyor.. ne derseniz deyin, sizin için bunun adı güzel bir yalı, bir daire olabilir, tahta bir kulübe, ya da oyuk bir ağaç, bir mağara.. sonuçta başımızı sokacak bir yer arıyoruz hayatta..
ve orada kalmak istiyoruz..
şimdi oradan çıkmak istediğini söyleyen, bunun bir hapis, işkence olduğunu söyleyen, ve özgürlüğü orada burada arayanlara şunu sormak istiyorum; siz hiç bir evi, oyuğu, ini olmayan canlı gördünüz mü?
boşverin bu özgürlük söylemlerini, bakın bu söylem, sizi bir zaman sonra kendi içinize, ve başkalarının fikirlerine hapsedecektir, orası da bir ev! ama farklı işte; ne de olsa parmaklıklarla pencereler aynı şeyler değil..
bir mezar taşına gösterilen saygıyı dört duvara göstermiyor insan..
ben evimi seviyorum, bu ev yanarsa bir gün, olsun, başka bir eve taşınırım canım, bana ev yoksa gider kendime tahtadan bir ev çatarım, eğer tahtanız da yoksa, toprağı kazar, orada bir oyuk açar içinde yaşarım..
o toprak sizin mi ? izinsiz girilemez mi ?
öyleyse hiç merak etmeyin, endişelenmeyin kendiniz ve eviniz için; gider bir ormanda, orman yoksa bir kayalıkta yaşarım..
işte orası benim evim,
benim mezar taşım..
**
y.a
Yorumlar
Ama işte mezar taşı olarak düşündüğünde,şöyle bir kaldım.
yerin altı üstü farketmez...