Kayıtlar

Ekim, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

otostopçunun galaksi rehberi

Resim
en önemli sorun - ya da önemli sorunlardan biri, çünkü bir sürü en önemli sorun vardır - halkı yönetmekle ilgili en önemli sorunlardan biri, bu işin kime yaptırılacağını bulmaktır.. daha doğrusu halkı, kendilerini yönetmesine izin vermeleri için ikna etmeyi başaracak birini bulmaktır.. özetlersek; iyi bilinen bir gerçektir ki, halka hükmetmeyi en çok isteyenler, ipso facto (yalnızca bu nedenle) bu işi yapmaya en az uygun olanlardır.. özeti özetleyecek olursak; kendisinin başkan yapılmasını sağlayabilecek kişilerin bu işi yapmasına hiçbir surette izin verilmemesi gerekir.. özetin özetini özetlersek : halk bir sorundur.. ve karşılaştığımız durum şudur; bir dizi galaktik başkan, iktidarda olmanın eğlencesi ve boş telaşından öylesine hoşlanmışlardı ki, iktidarda olmadıklarını neredeyse hiç fark etmemişlerdi.. ama onların arkasındaki gölgelerin içinde bir yerlerde - kim vardı? hükmetmek isteyenlerin hiçbirinin hükmetmesine izin verilemiyorsa, bu işi kim yapabilirdi ? ** dougla...

tüy

Resim
* küçük, dikkatinden kaçacak kadar küçük, hafif, narin bir yapısı var,, yavaşça süzülüyor kitabın üstüne doğru,, kitap masada.. açılmış bir halde ve okunduğu yerde öylece kalmış.. orada birkaç sayfa katlanmış, satırlar karalanmış, üstü çizilmiş belki.. uzaktayım, göremiyorum,, ama onu, o küçük hafif tüyü görebiliyorum.. konduğu yer saman sarısı bir sayfa,, belki ışık sarıdır.. belki tüy.. pencere rüzgârı içeri alıyor, bir açılıp kapanarak rüzgârla sevişiyor.. sayfayı başka sayfalar kapatıyor.. sen yataktasın,, bunlardan, bu olanlardan haberin bile yok.. yatak açılmış, geceden kalma bir çarşaf dağılmış, yırtılmış belki.. yastığına sarılmış uyuyorsun.. şimdi bir tüy havalanıyor sayfalardan, gelip çıplak göğsüne konuyor,, benim tüylerim ürperiyor.. ** y.a

yes boss

Resim
that's what i call sweet music.. i really like what you're doing here.. yet.. i think you're gonna have to work a little harder baby.. just a little harder.. yes boss.. i'm on the mic.. i'll try to give you what you like.. i can be soft.. i can be hard.. let me do the b-part.. please.. please.. i think you've got me there baby.. come along.. come along baby.. here comes the b-part..

kördüğüm

Resim
* şimdi ibadetini kes, beni dinle; okudum.. tek tek her bir düğümünü dişlerimle çözerek,, ve bu uğurda dişlerimle birlikte gözlerimi de kaybederek okudum.. zaten onlar çoktan sönmüştü,, yine de karanlık mı sanıyorsun geldiğim bu yeri,, ne yani ! daha önce hiç görmedim mi ışığı? öyleyse sen de dikkatle oku; oku da gör,, ışık göze almıştı herşeyi, beni kaybetmeyi,, beklemeden dalmıştı gözlerime,, bembeyazdı heryer ama daha bir karanlıktı,, sanki uzun ve ardına kadar açılmış bir kapının boşluğundan, o boşluğun karanlığından içeri doğru uzanmıştım,, git git bitmeyen bir yoldu,, yürüdüm,, orada bir dünya yarattım ellerimle dokunarak, sürünerek.. artık benim geldiğim yerde göze ihtiyaç yok sevgili,, ama senin var.. gözlerini kaybetmene izin veremezdim,, işte bu yüzden senin gibi yapmıyor ve sözlerimi yan yana bir sicim gibi diziyorum şimdi,, ki sen bunları okurken çözülüp o kuytu karanlığa hiç düşmeyesin diye.. ** y.a

sicim

* şimdi sana bir şiir salladım aşağıya kuytu ve karanlığa çıkarken hayatımdan onu dikkatli oku.. ** y.a

ateş

* bir erkek sigara içmiyor dahi olsa yanında kibrit taşımalı.. kan görmeye dayanamıyor, ve bir ipi bile kesemiyorsa da her zaman kemerine bıçak sokuşturmalı.. ha, ayrıca bir de ip bulundurmalı cebinde.. bir kadın yüzünü buruştursa da dudaklarına uzanan aleve kayıtsız kalamazdı,, ihtiyacı olan neydi acaba ? ilgi mi, duman mı ? yoksa ateş mi.. fakat oğlan biraz maldı,, yakamadı kadını.. sadece bir iki kıvılcım, o da gözlerinde.. ki onlar bile kıvılcım değildi.. oğlan perişandı, kuduruyordu, kudurmuştu gözleri birden alev aldı önce kadını bıçakladı,, sonra da gidip kendini astı.. ** y.a

vahşi

* ormanda ağaçlar vardı, ormanı orman yapan onlardı,, denizde su vardı, denizi deniz yapandı su,, sonra sen vardın, buradaydın.. burayı burası yapan o ilkel, dişleri keskin, vahşi kediydin.. bir gün, tek bir kibritle yaktılar ormanı, ormanı orman yapan ağaçları,, o gün yağmursuz bir gündü, deniz uzaktaydı,, sen de yoktun zaten.. ** y.a

manzara

* bazı anları, duyguları ve durumları anlatmaya kelimeler yetmez.. zaten onları açıklamaya hiçbir şey yetmez derler.. fakat bir kare, bir resim, ve bir müzik yeterlidir onlar için.. derler.. bakın, doğru söylüyorsunuz.. gördünüz mü ? kısaca başımı aşağı yukarı sallıyor ve sizi haklı buluyorum,, ama bu açıklamanızı şeklen doğru, izah edilebilir bir durum olarak gördüğüm için böyle yapıyorum doğrusu,, ve ben, anlayabiliyorum bunu, bu durumu.. evet yine başımı sallıyorum sağa sola, siz tam da sözümü kesecekken,, gerçekten de bazı şeylerin kendi lisanımızda izahı yok biliyorum, onları anlatmak yerine onları olduğu gibi göstermek en güzeli.. öyleyse çekin perdeyi de izlesinler, çıksın meydana artık şu su götürmez gerçekler.. o gerçek manzara ortaya çıktığında, izleyenlerin her birinin kafasında türlü düşünce, renk ve tanım filizlenmeye başlamıştı.. hepsinin de yüzünde ortak ifadeler vardı, irice açılmış gözler, eller ağızlara götürülmüş,, biraz sessizlik olsa duyabilirdim kalp...

arayış

* beni dinledikçe dinledi,, gözleri iri mi iri, kocaman ejder, şu dev tepegözlerden biriydi beni süzen,, aramızda birkaç santim var ve yok,, ona fısıldar gibi anlatıyorum, bana göre diyorum; şöyledir hayat, böyledir, ve ben şuyum, buyum işte.. sonra bekliyorum.. gerisin geri sandalyesine çekildi,, küçüldü tepegöz, kıstı gözlerini, gülümsedi, gülümsedikçe büyüdü dişleri,, sanki beyaz bir ışık, bir alev çıkıyordu ağzından,, kahvenin, ya da başka bir şeyin tadını farketti,, dilini uzattı, dudağının kenarını yaladı,, sonra birden tısladı ; “tam sana göre birini tanıyorum, bir arkadaşım var, seni mutlaka onunla tanıştırmalıyım!” o zaman anlamıştım onu,, birisini arıyordu,, kendisi gibi olan, aynı dili konuşan, tıslayan.. ** y.a